Bir Baba ile Damadın Konuşmasını Duyunca Düğünden Kaçtım
Bazen tek bir cümle, birkaç kelime, yıllarca emek verdiğin dünyanı bir anda yıkıp geçebilir. Benim başıma gelen tam da buydu. Hâlâ bunun bir dizi sahnesi değil, gerçek hayatım olduğuna inanamıyorum.
Adım Elif, bundan birkaç gün öncesine kadar bir gelindim. Mutlu, aşık, hayatımın en önemli ve aydınlık zamanını dört gözle bekliyordum. Can ile üç yıldır birlikteydik. Mükemmel olduğunu söyleyemem ama bu devirde mükemmel ilişki kimde var ki? İki yarım gibiydik tartışır, barışır, hayaller kurardık. Hamile kaldığımda ise Can, birçok erkeğin yapacağı gibi kaçmadı, boş vaatlerde bulunmadı. Bana evlenme teklif etti ve her şeyi planlamaya başladık. Bir rüya gibiydi.
Gelinliği seçmek uzun sürdü, dantellere dokunan ellerim titriyordu. Restoran, yemekler, müzikler her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüştü. Annem heyecandan ağlıyordu, babam ise O her zaman mesafeliydi, ama ben bunun sadece gerginlik olduğunu sanıyordum. O sabah erkenden uyandım, aynaya baktım ve inanamadım masalım gerçek oluyordu.
Nikahımızı kıydık, herkes “Yaşasın yeni evliler!” diye bağırıyordu. Ardından İstanbulun göbeğindeki şık bir restoranda yemekler başladı. Müzik, danslar, kutlamalar Herkes mutluydu. Herkes, ben hariç.
Yaklaşık bir saat sonra hava almak için dışarı çıktım. İşte o an, hayatımı alt üst edecek bir konuşmaya şahit oldum. Babam ve Can, bir köşede sigara içiyorlardı. Müdahale etmek istememiştim, ama babamın sert tonuyla donup kaldım.
“Ben de aynı tuzağa düştüm,” diyordu alaycı bir gülüşle, “Annesiyle mecburiyetten evlendim. Aşk yoktu, mutluluk yoktu. Sadece sonsuz bir sorumluluk duygusu. Bunu başlatmamalıydın Can. O da tıpkı annesi gibi hayatını mahvedecek. Hem kendininkini, hem seninkini.”
Donup kaldım. Nasıl yürüdüğümü bile hatırlamıyorum. İnanamıyordum. Bu sadece bir darbe değil, çifte ihanetti. Hayran olduğum babam, aileminin temeli, herkesten çok güvendiğim adam. Ve nişanlım Hiç itiraz etmedi. Sadece sessizce başını salladı. Biliyordu. İkisi de biliyordu. Kimse durmamış, kimse bu sözleri yüksek sesle söylediği için pişman olmamıştı.
Kaçtım. Açıklama yapmadan. Arkama bile bakmadan. Sadece koştum. Ağlamadım hıçkırdım. Titriyordum. İçimde her şey acıyla kırılıyordu. Artık ev yoktu, aile yoktu, aşk yoktu. Her şey yabancı, kirli, yalan dolandı. Mükemmel bir ailem olduğunu sanıyordum. Meğer bir yanılsamada büyümüşüm.
Kayboldum. İki gün sonra eve döndüm. Kimseyle konuşmadım. Sessizce, babamın bana aldığı arabanın anahtarlarını masasına bıraktım. Sonra Canı aradım. Sadece şunu dedim: “Boşanma evraklarını bugün teslim ediyorum. Artık karı-koca değiliz.” İlk başta inanmadı, bağırdı, yalvardı, bahaneler uydurdu. Ama her şey bitmişti. Onu hayatımdan sildim.
Evet, zor. Ama belki de bu gerçeklik benim kurtuluşum oldu. Çünkü o konuşmayı duymasaydım, bir yalanın içinde yaşayacaktım. Beni bir zorunluluk, bir hata olarak gören biriyle gelecek kuracaktım.
Şimdi yalnızım. Yüreğimde bir yüzleşmenin izi ve karnımda bir bebekle. Ama özgürüm. Ve bir daha kimsenin bana ihanet etmesine izin vermeyeceğim. Bazen bir düğünden kaçmak, bir ömür boyu yalan içinde yaşamaktan daha iyidir.




