Ayşe Hanım, o cumartesi sabahı bir bayram havasıyla uyandı. Altmış yaşına basıyordu ve bu önemli günü uzun zamandır planlıyordu. Misafir listesini hazırlamış, kıyafetini seçmiş, her detayı düşünmüştü. Aynada kendine baktığında, her şeyin kontrolü altında olduğunu bilmenin verdiği huzurla gülümsedi.
“Anneciğim, doğum günün kutlu olsun!” diye seslendi oğlu Mehmet, mutfağa küçük bir hediye paketiyle girdi. “Bu bizden, Sevgi’yle birlikte aldık.”
Sevgi, elindeki kahve fincanıyla sessizce başını salladı. Sabahları pek konuşkan değildi, hele ki kayınvalidesinin özel günleri söz konusu olduğunda.
“Ah, Mehmet’im, teşekkür ederim!” dedi Ayşe Hanım, hediyeyi abartılı bir neşeyle aldı. “Kahvaltı ettiniz mi?”
“Evet anne, her şey tamam,” diye cevapladı Mehmet, karısına bir göz attı.
Sevgi fincanı lavaboya bıraktı ve içinden derin bir nefes aldı. Son günlerde kayınvalidesi özellikle hareketliydi, bu da onun buyurgan tavrını iyice arttırmıştı. Sanki bu özel gün, herkese emir verme hakkını bahşetmişti.
“Sevgiciğim,” dedi Ayşe Hanım o tatlı, ama söz dinletmeye çalışan ses tonuyla. “Sana küçük bir iş düşüyor.”
Sevgi, yüz ifadesini mümkün olduğunca nötr tutarak döndü. Üç yıllık evlilik boyunca, kayınvalidesinin tonlamalarını bir kitap gibi okumayı öğrenmişti.
“İşte menü, her şeyi akşam beşe kadar hazırla. Kendi doğum günümde mutfakta ben mi duracağım?” diyerek katlanmış bir kağıt uzattı.
Sevgi kağıdı alıp göz gezdirdiğinde içi sıkıştı. On yedi çeşit yemek! Basit mezelerden tut da karmaşık ana yemeklere kadar her şey vardı.
“Ayşe Hanım,” diye nazikçe başladı, “ama bu bütün gün sürecek bir iş…”
“Tabii ki öyle!” diye güldü kayınvalide, Sevgi’nin saçma sapan bir şey söylediğini ima edercesine. “Böyle büyük bir günde başka ne yapılır? Tabii ki doğum günü sahibi için yemek hazırlanır! Bu kadar misafir gelecek, arkadaşlarım, komşular… Kimseye ayıp olmasın değil mi?”
Mehmet, annesiyle karısı arasında gerginliği hissetmişti.
“Anne, belki hazır bir şeyler sürdürebiliriz?” diye önerdi tereddütle.
“Ne diyorsun sen!” diye tepki gösterdi Ayşe Hanım. “Benim doğum günümde misafirleri dışarıdan yemekle mi ağırlayacağız? Ne derler adama! Hayır, her şey ev yapımı, özenle hazırlanmış olacak!”
Sevgi yumruklarını sıktı. Özenle. Tabii, onun özverisiyle.
“Tamam,” diye kısa cevap verip mutfağa yöneldi.
“Sevgi!” diye seslendi Mehmet. “Bekle.”
Koridorda durdu, derin bir nefes aldı. Mehmet ona yaklaştı, suçlulukla bakarak:
“Bak, yardım etmek isterdim ama sen de bilirsin, mutfakta sadece engel olurum. Ellerim hamur işine hiç yatkın değil.”
“Tabii,” diye zoraki gülümsedi Sevgi. “Peki kaynananın bana hizmetçi muamelesi yapması normal mi?”
“Yapma Sevgi…” dedi Mehmet omuz silkeleyerek. “Anneciğim için bir gün yemek hazırlamak o kadar da zor değil. Bizim için ne yapmadı ki? Ev verdi, aidatlarımızı hep o ödedi…”
Sevgi ona uzun uzun baktı. Kayınvalidesinin nasıl sürekli bu evi yüzüne vurduğunu, temizlik konusunda sürekli eleştirdiğini, yemeklerini beğenmediğini anlatabilirdi. Hatta “taşradan gelen bir kızı aileye kabul ettiği” için nasıl minnet beklediğini de… Ama boşunaydı. Mehmet için annesi hep kutsal kalacaktı.
“Tamam,” dedi ve mutfağa yürüdü.
Sonraki saatler bir koşuşturmayla geçti. Sevgi doğradı, pişirdi, kızarttı, karıştırdı. Elleri otomatik olarak çalışırken aklından bir sürü düşünce geçiyordu. Sonra, bir anda, ocak başında sosu karıştırırken aklına bir fikir geldi. O kadar basit ve etkiliydi ki, istemsizce gülümsedi.
Dolaptan küçük bir kutu çıkardı. Bir ay önce kendisi için almış ama kullanmamıştı. Hafif bir ishal yapıcı ilaç. Kutusunda, etkisinin bir saat içinde başlayacağı yazıyordu.
Sevgi menüyü tekrar inceledi. Salatalara, mezelerin hepsine birkaç damla ekleyebilirdi. Ama ana yemeğe dokunmadı. Sonuçta onlar da yiyecekti.
Akşam beşe geldiğinde, masa göz kamaştıracak kadar doluydu. Ayşe Hanım, yeni elbisesi ve mücevherleriyle, mutfağı bir komutan edasıyla inceliyordu.
“Fena değil,” diye onayladı. “Ama şu salata biraz daha tuzlu olabilirdi.”
Sevgi sessizce tabakları yerleştirmeye devam etti. İçi sevinçle doluydu.
Misafirler tam saat beşte gelmeye başladı. Ayşe Hanım her birini kucaklayarak karşıladı, hediyeleri ve iltifatları kabul etti.
“Ayşeciğim, ne güzel hazırlamışsın!” diye hayranlıkla bağırdı komşu Fatma Hanım.
“Estağfurullah,” diye tevazu gösterdi Ayşe Hanım. “Sevgi’yle birlikte uğraştık. Tabii asıl emek benim.”
Sevgi tabakları dizerken kendini gülmekten zor tuttu. “Uğraştık” tabii…
“Mehmet,” diye fısıldadı kocasına, “salataları yeme, bekle biraz.”
“Neden?” diye şaşırdı.
“Sadece bekle, tamam mı?”
Omuz silkti ama dinledi. Sevgi bir köşede oturup misafirlerin mezeleri iştahla yediğini izledi.
Bir saat sonra ilk belirtiler başladı.
“Off,” diye inledi Fatma Hanım, “midem altıma d




