Eski Komün Evinin Mutluluğu

**Eski Bir Komünün Mutluluğu**

Kocasını işten beklerken, Aylin mutfak masasında oturmuş, kekik çayını yudum yudum içiyordu. Kapıda anahtarın sesini duyunca, yerinden kalkıp eşikte durdu. İçeri giren Mehmet, sert ve suskun bir ifadeyle eşiğe adımını attı.

“Merhaba,” diye ilk sözü o attı. “Yine geciktin. Ben çoktan yemeğimi yedim, seni bekliyordum…”

“Merhaba,” diye kısa bir cevapla karşılık verdi Mehmet. “Beklemezdin. Aç değilim zaten. Kısa süreliğine geldim, eşyalarımı toplayıp gidiyorum.” Ayakkabılarını çıkarmadan odasına yürüdü, dolabı açıp bir valiz çıkardı.

Aylin şaşkınlıkla izledi. Anlam veremiyordu. Onun gelişigüzel eşyalarını valize attığını görünce, “Mehmet, ne oluyor? Açıkla!” diye sesi titredi.

“Anlamıyor musun? Senden ayrılıyorum,” diye net bir şekilde söyledi, gözlerine bakmadan.

“Nereye?”

“Başka bir kadının yanına…”

“Hah, tabii ki genç bir kadın olmalı. Sen de hâlâ genç sayılırsın, kırk yaş nedir ki?” diye alaycı bir gülümsemeyle ekledi Aylin, gerçeği kavramaya başlıyordu. “Asla ağlamayacağım, gözyaşlarımı görmeyecek,” diye kendini telkin ederken, sesini çıkardı: “Peki, ne zamandır bu işler sürüyor?”

“Neredeyse bir yıldır,” diye soğukkanlılıkla cevapladı Mehmet. Şaşkınlığını görünce ekledi: “Hiçbir şeyi fark etmediysen, bu senin problemin. Demek ki iyi saklamışım.”

“Tamamen mi gidiyorsun, yoksa” diye sözünü kesti.

“Aylin, hâlâ anlamıyor musun? Dikkatle dinle beni,” dedi Mehmet sertçe. “Senden ayrılıyorum çünkü başka biriyle bir çocuğumuz olacak. Sen ve ben bunu başaramadık, ama Elif bana bir oğul doğuracak. Sana bir ay süre veriyorum. Bu evden gitmen lazım. Nereye gidersen git, beni ilgilendirmez. Biz, Elif ve oğlumuz burada yaşayacağız.”

Mehmet gitti. Aylin yalnız kaldı. Duvarlar üzerine çökmüş gibiydi, evde derin bir sessizlik vardı. Televizyonu açtı, en azından birilerinin sesi olsun istedi. Mehmetle on iki yıllık evliliği bir anda sona ermişti. Kendine gelmesi bir haftasını aldı, ama toparlandı.

Ailesinden miras kalan, köydeki küçük bir evi vardı. Ama orada tek başına yaşamak istemiyordu.

“Köyde yaşayamam,” diye düşündü. “Uygarlıktan uzak, hiçbir konfor yok, iş imkânı sıfır. Otuz beş yaşında bir kadın için köy hayatı uygun değil. Bu evi satmalıyım. Elde edeceğim parayla belki bir komünde oda alırım, sonrasını zaman gösterir.”

Kararını verdi. Köye gittiğinde, evi hemen satışa çıkardı. Komşusu Gülten onu bekliyordu bile.

“Aylin, iyi ki geldin! Seni şehirde aramayı düşünüyorduk,” dedi heyecanla.

“Neden, ne oldu?” diye sordu Aylin.

“Şey… Akrabalarım senin evini almak istiyor. Kuzeyden geldiler, tam da böyle bir eve ihtiyaçları var. Yıkıp yerine yenisini yapacaklar. Yanımızda olsunlar istiyorlar, kız kardeşim ve eşi…”

“Aman Tanrım, Gülten! Tam da bunun için gelmiştim. Ne güzel oldu! Hemen alabilirler, yeter ki fiyatta anlaşalım. İşte telefon numaram…”

Her şey yolunda gitti. On gün içinde parasını aldı. Tabii ki çok değildi, yarı yıkık bir evden ne beklenirdi ki? Yine de bir komünde küçük bir oda satın aldı. Mutfak ortaktı, iki odada başka kiracılar vardı, üçüncüsünü ise Aylin almıştı. Bu yüzden burası ona göre bir komündü.

Komşuları sessiz, terbiyeli insanlardı. Aylin onlarla pek karşılaşmıyordu; sabah erken çıkıp akşam geç dönüyordu. İş yerinde ise meslektaşı Tolgayla bir ilişki yaşıyordu. Her şey yolunda gidiyor gibiydi.

Ta ki 8 Mart Kadınlar Gününe yaklaşırken Tolga ona şunu söyleyene kadar:

“Bazı şeyleri düşünmem lazım. Duygularımdan emin değilim. Biraz ara verelim.”

“Ara verelim mi? Tamam, git o zaman!” diye öfkeyle bağırdı Aylin.

O akşam eve öfkeli döndü. Otuz altı yaşındaydı ve “ara verme” lüksü yoktu. Stresini yemekle bastırmaya karar verdi. Buzdolabını açtı, küçük bir dilim sucuk vardı, ama bulamadı. Titremeye başladı.

“Benim sucuğumu kim aldı?” diye mutfağın ortasında bağırdı.

“Canım, onu iki gün önce attım… Yeşillenmişti, buzdolabı kokuyordu. Yemeyeceğinizi düşündüm, sağlığınızı riske atmayın dedim,” diye mahcup bir sesle cevap verdi komşusu Ayşe Teyze.

“Kimsenin benim eşyalarıma dokunmaya hakkı yok!” diye öfkelendi Aylin. “Ne yiyeceğime ben karar veririm!”

Öfkesi iyice kabarmıştı. Kocası ayrılmış, güzel evini kaybetmiş, şimdi de Tolga ilişkilerine ara vermek istemişti. Üstüne üstlük komşuları yiyeceklerine el koyuyordu!

“Ayşe Teyze, üzülmeyin,” diye sakin bir sesle araya girdi diğer komşu, Mehmet Amca. Altmışlarındaydı, beyaz saçlı, gözlüklü, kibar bir adamdı. Her zaman mutfakta köşedeki koltuğunda gazete ya da kitap okurdu. Ayşe Teyzenin üzgün olduğu yüzünden belliydi.

“Aylinin öfkesi size değil. Başka biri onu üzmüş, o da size yansıtıyor. Üstünüze alınmayın,” dedi Mehmet Amca, gazetesini okumaya devam ederken.

“Ne biliyorsunuz

Rate article
Lifequest
Eski Komün Evinin Mutluluğu