– Siz maydanozla kişnişi sadece marketteki etiketlerden ayırt edebiliyorsunuz! Üstelik dutları sadece reçelde görmüşsünüz! – diye söylendi gücenmiş komşu

” Maydanozla kişnişi sadece market etiketlerinden ayırt edebiliyorsunuz! Çileği de ancak reçelde görmüşsünüzdür!” diye söyleniyordu gücenmiş komşu.

Ayşe ile Mehmet, yazlık evlerine gelmişlerdi. Sonbaharda satın almışlardı bu evi, şimdi ise her şeyi düzene sokma zamanıydı. Ev güzeldi, kışın bile rahatça yaşanabilirdi, ancak bahçe ve diğer işler bir hayli meşgul ediyordu onları.

Eski meyve bahçesini düzene sokmaları gerekiyordu. Yeni bir hamam sipariş etmişlerdi, bir hafta içinde getirip kuracaklardı, sadece yerini seçmek kalmıştı.

Hamamın yanına çamaşırlık, odunluk ve bir de köşk yapmayı düşünüyorlardı. Çocukları da gelip yardım edeceklerini söylemişlerdi.

“Burası güzel, sessiz, bütün yıl yaşanabilir. Artık emekliyiz biz.”

“Evdeki mahzeni kontrol ettim, sadece kapıyı değiştirmek gerekiyor.”

“Ben de arka verandayı gözden geçirdim. Köşk yapmayı konuşmuştuk ya? Gerek yok. Verandada büyük yuvarlak bir masa, antika sandalyeler var.”

“Onları biraz elden geçirsek, yüz yıl daha dayanır. Hem bahçe manzarası da var. Çay içip keyfini çıkaracağız. Oradaki kapıyı da değiştirmek lazım, sanki birileri kışın ya da yakın zamanda içeri girmiş gibi hissettim.”

“Evet, önce kapılar. Arka bahçede her şeyi halledeceğiz. Sokaktan pek görünmez, hem de güzel durur. Evin önünde de çim ve çiçekler olacak.”

“Çiçekler zaten açmış, çok yıllıklar filizlenmiş, sadece nerede ne olduğunu anlamak gerekiyor. Belki bazılarını yerinden oynatacağız. Ama bu yaz olduğu gibi bırakalım.”

Bir hafta sonra hamam geldi, çocuklar da geldi. Bahçenin düzenlenmesi başladı. Komşu tanışmaya geldi, torunları da sürekli evin etrafında dolanıp duruyordu.

“Sizin torunlarınız var mı?”

“Var, gelecekler.”

“Bu kadar yüksek çit neden? Biz komşularla hep çitsiz geçindik.”

“Çitsiz mi? Peki burada ne vardı o zaman? Biz yeni söktük. Çit vardı, sadece yıkılmıştı. Size önemli değildi belki, ama biz düzen istiyoruz. Merak etmeyin, fazladan bir karış toprağınızı almadık. Çit tam sınırda duruyor.”

“Peki küçük bir geçit yok mu? Burası hep geçiş yeriydi.”

“Şurada, aramızda mı diyorsunuz? Hayır, öyle bir şey yok. Giriş sadece sokak tarafından.”

“Peki çocuklar nasıl koşuşacak, sizinkiler, bizimkiler? Gördüm ki elma ağaçlarını kesmişsiniz, çocuklar çok severdi üzerlerinde oynamayı.”

“Kesmedik, budadık ve temizledik. Yenilerini de diktik. Sizin çocuklar sizin elma ağaçlarınıza tırmansınlar.”

“Yeni, her şey yeni. Peki bizim çitin yanına diktiğiniz çalılar ne olacak?”

“Çalılar bizim çitimizin yanına güzellik olsun diye!”

Komşu gitti ama yeni sorularla geri geldi. Torunları da Ayşe ile Mehmetin bahçesinde koşuşturuyordu, ta ki yeni kapıyı takana kadar.

“Buralı olmuşsunuz,” dedi yine komşu. “Kışın burada mı kalacaksınız?”

“Zaman gösterir.”

“Kapıyı neden kapattınız? Burası çocukların top oynadığı yerdi, rahat, düzdü. Sokakta arabalar var, burada güvenli.”

“Benim her yerim sebze dolu, sizinki gibi değil. Siz maydanozu kişnişten ancak market etiketinden ayırt edebiliyorsunuz. Çileği de sadece reçelde görmüşsünüzdür. Benimle dost olmayı öğrenmelisiniz.”

“Kapıyı yabancı gözlerden ve torunlarınızın burada cirit atmasını önlemek için kapattık. İki gün önce tavuklarımızı salıverdiler, hiçbirini bulamadık.”

“Sizin tavuklarınız da mı var? Demek buraya yerleşmeye karar verdiniz?”

“Zaten yerleştik.”

Ağustos sonunda Mehmetin doğum günü kutlandı. Çocuklar, torunlar geldi. Tüm aile toplandı. Erkekler mangal yapıyor, kadınlar salata hazırlıyor ve verandada sofrayı kuruyorlardı.

“İşte biz de geldik. Komşuluk hatırına kutlamaya, öyle deyin. Eskiden hep böyle yapardık, davetsiz. Komşuyuz sonuçta. Çocuklar zaten sabahdan beri biliyor.”

“Hazırlık yapıyorsunuz, misafirler gelmiş, demek kutlama var. Oturalım. Çocuklar da birlikte eğlensin. Zaten dost olmanın zamanı geldi.”

“Sizi davet etmedik. Sadece aile toplandı, aile kutlaması. Sizinle komşuluk ilişkimiz var, akrabalık değil.”

“Belki bir gün olur. Çocuklar büyüsün. Belki akraba bile oluruz,” dedi neşeyle komşu.

Ne denirse densin, o her şeyi kendine göre yorumluyor ve gitmiyordu. Torunları ise her yere dalıyordu. Elma ve armut ağaçlarını salladılar, hamamın çatısına çıktılar, iyi ki düşmediler.

Sonra taşlar ilgilerini çekti, binaların etrafına dizilmiş olanlardan. Biri şişme havuza atmaya başladı. Bunu hemen fark etmediler. Çocuklar su fışkırdığında çığlık atarak kaçıştılar.

“Ne var yani? Sonbahar yaklaşıyor, havuzu toplama zamanı zaten,” dedi komşu. “Çocuklar eğlendi.”

“Artık evinize gidin!”

“Oturmadık bile, çocuklar acıktı. Koştular, iştahları açıldı. Haydi herkes sofraya!”

Kutlama mahvolmuştu. Ama önlerinde başka bir gün vardı. Bir hafta sonra çocuklar yine geldi. Bu kez Ayşe ile Mehmetin evlilik yıldönümü kutlanıyordu. Otuz beş yıllık beraberlik.

Biri hemen kapıyı kapattı

Rate article
Lifequest
– Siz maydanozla kişnişi sadece marketteki etiketlerden ayırt edebiliyorsunuz! Üstelik dutları sadece reçelde görmüşsünüz! – diye söylendi gücenmiş komşu