Dedem bana vasiyetinde şehrin dışında, terk edilmiş bir ev bırakmıştı. Kapıdan içeri adım attığımda donup kaldım
Dedem bana miras olarak bakımsız bir köy evi bırakmıştı, kız kardeşimse şehrin tam göbeğinde iki odalı bir daire almıştı. Kocam beni beceriksizlikle suçlayıp kız kardeşimin yanına taşındı. Kaybedecek hiçbir şeyim kalmayınca köye gittim ve eve girdiğimde gözlerime inanamadım
Noterin ofisi eski evrakların kokusuyla doluydu. Ayşe, rahatsız bir sandalyede otururken avuçlarının terlediğini hissediyordu. Yanında ise pahalı bir takım elbise giymiş, mükemmel manikürlü ablası Fatma oturuyordu. Sanki vasiyeti dinlemek için değil, önemli bir toplantıya gelmiş gibiydi.
Fatma telefonunda bir şeyler kaydırıyor, notere ilgisiz bakışlar atıyordu. Ayşe ise yıpranmış çantasının kayışını sıkıyordu. Otuz dört yaşında hâlâ kendini, güvenli ve başarılı ablasının yanında küçük ve çekingen hissediyordu. Yerel kütüphanede çalışmak çok para getirmiyordu ama Ayşe işini seviyordu.
Ancak başkaları bu mesleği bir hobi gibi görüyordu, özellikle de Fatma. Büyük bir şirkette yönetici olan ablası, Ayşenin bir yılda kazandığından çok daha fazlasını kazanıyordu. Gözlüklü, yaşlı noter boğazını temizledi ve belgeleri açtı. Oda daha da sessizleşti. Duvardaki eski saat yavaş yavaş tık tık çalıyor, gergin atmosferi iyice hissettiriyordu.
Zaman yavaşlamış gibiydi. Ayşe birden dedesinin sık sık tekrarladığı o sözü hatırladı: *”Hayatta en önemli şeyler sessizlikte olur.”*
“Mehmet Ali Beyin vasiyeti,” diye başladı noter, monoton bir sesle.
“Merkez Caddesindeki iki odalı daireyi, mobilyaları ve eşyalarıyla birlikte torunum Fatma Hanıma bırakıyorum.”
Fatma telefonundan gözlerini bile kaldırmadı, sanki en değerli şeyin kendisine kalacağını zaten biliyormuş gibi. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Ayşe göğsünde tanıdık bir acı hissetti. Yine olmuştu. Yine ikinci plandaydı.
Fatma hep birinci olmuş, hep en iyisini almıştı. Okulda hep takdir alır, prestijli bir üniversiteye girer, zengin bir iş adamıyla evlenmişti. Şık bir dairesi, pahalı bir arabası, modaya uygun kıyafetleri vardı. Peki ya Ayşe? Hep ablasının gölgesinde kalmıştı.
“Ayrıca, Söğütköydeki evi, tüm eklentileri ve bin iki yüz metrekarelik arsayı torunum Ayşe Hanıma bırakıyorum,” diye devam etti noter, sayfayı çevirerek.
Ayşe irkildi. Köydeki ev mi? Neredeyse yıkılmak üzere olan, dedesinin son yıllarında yalnız yaşadığı o ev? Çocukken sadece birkaç kez görmüştü. O zamanlar bile çökmek üzereydi. Dökülen boyalar, akan çatı, bakımsız bahçe Hepsi içinde bir endişe uyandırıyordu.
Fatma sonunda telefonundan baktı ve hafif alaycı bir gülümsemeyle kız kardeşine baktı:
“En azından bir şeyin var, Ayşe. Ama açıkçası, bu çöple ne yapacaksın bilmiyorum. Belki yıkıp arsayı satarsın?”
Ayşe susuyordu. Boğazına bir şey düğümlenmiş gibiydi. Dede neden böyle bir karar vermişti? Onu da beceriksiz mi görüyordu? Ağlamak istedi ama tuttuburada değil, Fatmanın ve sert bakışlı noterin önünde değil.
Noter vasiyetin detaylarını okumaya devam etti. Ayşe dalgın dalgın dinliyor, olanları tam olarak kavrayamıyordu. Dede her
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



