Bugün annemle birlikte bir hayvan barınağına gittik, bana bir köpek seçmek için. Ama ben en üzgün görünen köpeğin kafesinin önünde durdum ve onu bırakıp gitmek istemedim
Elif, iki yaşındaki kızı Ayşenin küçük elini sıkıca tutmuş, şehrin hayvan barınağının eşiğinden içeri adım atıyordu. Sabah güneşi geniş pencerelerden süzülüyor, kafes sıralarına vuruyor ve ziyaretçilere gözlerinde umutla bakan canlılara ışık saçıyordu. Havada, barınağa özgü sesler birbirine karışıyorduhavlamalar, mırıltılar, samanın hışırtısı ve pençelerin zemine çarpması.
Haydi, canım, diye gülümsedi Elif, sıcak bir sesle. Kendimize bir arkadaş seçelim mi?
Ayşe başını salladı ve gözleri mutlulukla parladı. Uzun zamandır kendi köpeğini hayal ediyordu; her gün pencereden, komşu çocukların bahçede küçük dostlarıyla oynadığını izlerken büyülenmiş gibi bakıyordu.
Elifin hayalinde bugün bir başka türlüydü. Sevimli bir yavru köpek hayal etmiştialtın bir retriever ya da neşeli bir labrador gibiAyşe ile birlikte büyüyecek bir dost. Uslu, sağlıklı, güzelmükemmel bir aile hayvanı.
Oynak yavruların, asil yetişkin köpeklerin ve tüylü küçük kedilerin kafeslerinin önünden geçtiler. Elif en sevimli görünenlere işaret etti, ama kızı onları fark etmiyor gibiydi.
Sonra aniden Ayşe durdu, sanki kök salmıştı.
En uzak köşede, kafesin loşluğunda bir köpek yatıyordu ve onun görüntüsü Elifin yüzünü istemsizce buruşturdu. Pitbull korkunç bir durumdaydıkarışık tüyler, iltihaplı deri, bitkin bir beden. Duvara dönmüş, durumundan utanıyormuş gibiydi.
Ayşe, hadi gidelim, dedi Elif aceleyle. Bak, şuradaki yavrular ne kadar tatlı.
Ama kızı burnunu kafesin tellerine dayamıştı.
Anne, ona ne oldu? Hasta mı? diye fısıldadı.
Evet, canım, hasta, diye iç çekti barınağın çalışanı. O Tobi. Neredeyse altı aydır burada. Ama Adam sustu, cümlesini bitirmedi.
Elif kaşlarını çattı. Onun için pitbullar hep saldırganlık ve tehlikenin simgesi olmuştu. Üstelik bu hasta bile olabilirdi. Ya bulaşıcıysa? Ya güvenilmezse?
Ayşe, hadi, dedi bu kez daha sert bir sesle. Burada daha birçok köpek var.
Ama kızı doğrudan kafesin önüne oturdu, sanki yere kök salmıştı.
Bunu istiyorum, dedi kararlılıkla.
Ne? Ayşe, hayır, bu mümkün değil. Şuna bir bakçok hasta. Üstelik, pitbullar tehlikelidir.
Barınak çalışanı, kendini Mehmet olarak tanıttı, üzgün bir şekilde başını salladı.
Tobi kötü değil. Daha çok kırgın. Yavruyken atmışlardı, çünkü diğerlerine göre çirkin bulmuşlardı. Zaten hastayken bulundu, enfeksiyonlarla. Bir aile sahiplendi ama birkaç hafta sonra geri getirdilerçok ilgisiz dediler.
Elif, içinde merhamet ve mantığın çarpıştığını hissetti. Evde küçük bir çocuk, düzen, huzur vardı. Neden bu kadar sorunu eve taşısınlardı ki?
Ciddi deri sorunları var, ameliyat gerekiyor, çok pahalı, diye devam etti Mehmet. Barınak karşılayamıyor. Eğer gelecek ay bir sahip çıkmazsa Sustu.
Uyutacaklar, diye fısıldadı Elif neredeyse duyulmayacak bir sesle.
Ne yazık ki evet.
Ayşe tüm bu süre boyunca kafesin önünde oturmuş, köpekten gözlerini ayırmamıştı.
Köpecik, diye seslendi yumuşakça. Köpecik, bana bak.
Hiçbir şey değişmedi.
Ben Ayşeyim. Sen kimsin?
Elif kızını kaldırıp götürmek üzereydi ki, bir şey onu durdurdu.
Ona Tobi diyorlar, dedi.
Tobi, diye tekrarladı kız. Güzel isim. Tobi, arkadaş olalım.
Ve aniden bir mucize oldu. Köpek yavaşça başını kaldırdı ve Ayşenin gözlerine baktı. Gözlerinde öyle derin bir hüzün vardı ki, Elifin yüreği acıyla sıkıştı.
Okşayabilir miyim? diye sordu kız.
Bilmiyorum diye tereddüt etti Mehmet. İnsanlardan korkuyor, yanına yaklaştırmıyor.
Deneyebilir miyiz? Sesi o kadar içtendi ki hayır demek imkansızdı.
Mehmet dikkatlice kafesi açtı. Kapının çıkardığı sesle Tobi köşeye büzüşüp hafifçe inledi.
Ayşe, hayır! diye y




