Kocamın cenazesinden sonra oğlum beni şehrin dışına götürdü ve “Burada in otobüsten. Artık seni geçindiremeyiz.” dedi. Ama yüreğimde bir sır saklıydı, pişmanlığı onları ömür boyu ezecekti…
Kocamı toprağa verdiğim gün hafif bir yağmur yağıyordu. O küçük siyah şemsiye, yüreğimin yalnızlığını örtmeyi başaramıyordu. Taze kazılmış mezarın başında, hâlâ ıslak olan toprağa bakarken elimdeki buhurdanla titriyordum. İnsanın kırk yıllık yoldaşı benim Rajan’ım bir avuç soğuk toprak olmuştu.
Cenazeden sonra acıya gömülmek için vaktim olmadı. Büyük oğlum Ravi, kocamın tam güvendiği evlat, hiç vakit kaybetmeden evin kilitlerini eline aldı. Yıllar önce Rajan henüz sağlıklıyken, “Yaşlanıyoruz, her şeyi oğlumuzun adına geçirelim. Eğer her şey onun adına olursa, sorumluluğu da o alır.” demişti. Ben karşı çıkmadım. Hangi ana baba evladını sevmez ki? Böylece ev, tapular, tüm belgeler Ravi’nin adına geçti.
Cenazenin yedinci gününde Ravi beni gezmeye çağırdı. O yolculuğun bir hançer darbesi olacağını tahmin edemezdim. Araba Lucknow’un kenar mahallelerinde, bir rickshaw durağının yanında durdu. Ravi soğuk bir sesle, “Burada in. Artık karım ve ben seninle ilgilenemeyiz. Bundan sonra kendi başının çaresine bakacaksın.” dedi.
Kulaklarım uğulduyor, gözlerim kararıyordu. Yanlış duyduğumu sandım. Ama gözleri öyle kararlıydı ki, sanki beni hemen itecekti. Yol kenarında, bir likör dükkânının yanına, yanımda sadece bir çanta giysiyle oturup kaldım. O ev yaşadığım, kocamı ve çocuklarımı büyüttüğüm ev artık onun adına kayıtlıydı. Geri dönme hakkım yoktu.
İnsanlar der ki, “Kocanı kaybedersen, yine de çocukların vardır.” Ama bazen çocuk sahibi olmak, hiç çocuğun olmaması gibidir. Kendi evladım beni bir köşeye atmıştı. Ancak Ravi’nin bilmediği bir şey vardı: Tamamen çaresiz değildim. Cebimde her zaman bir banka defteri taşıyordum: Rajan’la birlikte tüm hayatımız boyunca biriktirdiğimiz para, otuz milyon liradan fazla. Bunu çocuklarımızdan ve herkesten gizli tutmuştuk. Rajan sık sık, “İnsanlar, elinde bir şeyler olduğu sürece iyidir.” diye söylerdi.
O gün susmaya karar verdim. Dilencilik etmeyecek, sırrımı açmayacak




