Ayşe Yılmaz yorgun ama mutluydu, arabası nihayet İstanbul’daki evlerinin önüne çektiğinde. Uzun yıllar sonra ilk kez, eşi Mehmet’le birlikte çocukları olmadan küçük bir tatil yapmışlardı. İki çocuklarını, Elif (6) ve Ali’yi (4), Ayşe’nin annesi Fatma Hanım’a bırakmışlardı. 68 yaşındaki emekli hemşire Fatma Hanım, torunlarına bayıldığını her fırsatta söylerdi.
Ayşe başta tereddüt etmişti. Fatma Hanım son zamanlarda unutkanlık belirtileri gösteriyorduanahtarlarını kaybetmesi, aynı hikayeleri tekrarlamasıama Ayşe bunları önemsememişti. Sonuçta Fatma Hanım otuz yıl hemşirelik yapmış, dikkatli ve sorumluluk sahibi biriydi. “Fazla endişeleniyorsun,” demişti Mehmet. “Annen o çocukları çok seviyor, bir şey olmaz.”
Ayşe kapıdan içeri girip, “Anne! Geldik!” diye seslendi. Cevap yoktu. Kaşlarını çattı. Normalde Elif koşarak gelir, anne babasını ne kadar özlediğini anlatırdı. Ev tuhaf bir şekilde soğuk ve sessizdi. Ayşe’nin yüzündeki gülümseme kayboldu. Çantasını bırakıp oturma odasına doğru koştu.
İşte o zaman gördü. Elif ve Ali kanepede hareketsiz yatıyordu, beyaz bir bebek gibi solgunlardı. Minik göğüsleri hareket etmiyordu. Ayşe çığlık attı, dizlerinin üzerine çöktü, onları sarsmaya başladı. “Uyanın! Lütfen, uyanın!” Çığlıkları evin içinde yankılandı, Mehmet’i de uyandırdı, o da hemen içeri daldı.
Mehmet manzarayı görünce dondu. “Aman Allah’ım…” sesi titredi. “Ayşe, 112’yi ara!”
Ambulanslar dakikalar içinde geldi, ama artık çok geçti. İki çocuk da gitmişti. Ayşe dünyasının yıkıldığını hissetti, sanki ciğerlerindeki tüm hava çekilmişti. Kargaşanın ortasında, Fatma Hanım’ın mutfakta sessizce çay içtiğini fark etti, elleri titriyordu.
Ayşe ona doğru yürüdü. “Anne, ne oldu?! Onlara ne yaptın?”
Fatma Hanım bulanık gözlerle baktı. “Yorulmuşlardı… Uyusunlar diye biraz ilaç verdim. Düşünmedim… Sadece dinlensinler istedim. Seni özledikleri için ağlıyorlardı durmadan.”
Ayşe’nin çığlığı acı doluydu. “Onları öldürdün!”
Polis hemen soruşturma başlattı. Toksikoloji raporları, Elif ve Ali’nin vücutlarında aşırı doz uyku hapı olduğunu gösterdiFatma Hanım’ın uykusuzluk için kullandığı ilaçlar. Çocukların meyve suyuna ezip karıştırmış, “birazının” onları sakinleştireceğini düşünmüştü. Ama minik bedenleri bu dozu kaldıramamıştı.
Savcılık, Fatma Hanım’ı sorguladığında, o titreyerek, “Onlara zarar vermek istemedim,” diye tekrarladı. “O çocukları canımdan çok severim. Sadece susmalarını istedim…”
Ayşe ve Mehmet için bu sözler bıçak gibiydi. Kasıtlı olmasa da çocukları sonsuza dek gitmişti. Savcı, ihmalkarlık ve çocuklara zarar verme suçlamaları düşündü. Fatma Hanım’ın yaşı ve hafıza problemleri durumu karmaşıklaştırıyordu. Bazı doktorlar, erken bunama belirtileri olabileceğini söyledi.
Mahkeme salonu tıklım tıklım doluydu. Ayşe ön sırada, Elif ve Ali’nin fotoğrafını sımsıkı tutmuş, gözleri ağlamaktan şişmiş halde oturuyordu. Mehmet onun elini tutuyordu, ama kendi elleri de öfke ve acıyla titriyordu.
Fatma Hanım’ın avukatı kasıt olmadığını savundusadece yanlış bir karar verdiğini söyledi. Ama savcılık onu ihmal etmekle suçladı, hiçbir yetişkinin küçük çocuklara bu şekilde ilaç vermeyeceğini vurguladı.
Komşular, Fatma Hanım’ın sık sık “en iyi büyükanne” olduğuyla övündüğünü anlattı. Ama bazıları son zamanlarda onun garip davrandığını fark etmiştiocağı açık unutması, sokakta şaşkın şaşkın dolaşması gibi.
Jüri karar vermekte zorlandı. Ayşe’nin içi parçalanıyordu. Annesini bir zamanlar kahramanı olarak hatırlıyorduhastalığında onunla ilgilenen, geceler boyu çalışarak ona destek olan kadını. Ama şimdi o kadın, her şeyini almıştı.
Karar açıklandı: ihmalkarlık sonucu ölüme sebebiyetten suçlu bulundu. Fatma Hanım’ın durumu göz önüne alınarak, beş yıl hapis cezası verildi. Ayşe’nin kalbi bir kez daha kırıldıacıma duygusundan değil, hem çocuklarını hem de annesini kaybettiğini anladığı için.
Bu trajediden sonra hayat dayanılmazdı. Ayşe ve Mehmet’in bir zamanlar neşeli olan evi, artık bir mezarlık gibiydi. Elif’in çizimleri hala buzdolabında asılıydı, Ali’nin oyuncak kamyonları salonda öylece duruyordu. Ayşe çocuklarının odalarının önünden geçemiyordu, o sessizliğe dayanamıyordu.
Her gün suçluluk duyuyordu. “N




