Eskiden, uzun zaman önce, bir hikâye vardı…
“Bir test yapmak istiyorumeğer Derya gerçekten benim kızımsaonu alacağım.”
“Al şimdi bile, ayaklarımın altında dolaşıyorbıktım artık, beslemek lazım, giydirmek lazım, bazen kendime bir şey almayıp ona yemek alıyorum. Hayat böyle işte… Para ver, Mert, ha?”
Reyhan işe hazırlanıyordu. Hızlıca kocasına sandviç hazırladı, folyoya sarıp masaya bıraktı.
Mert bir oto tamircisinde çalışıyordu, öğle yemek molaları yoktu, bu yüzden her seferinde yanına bir şeyler almak zorundaydı.
Reyhan ise bir lokantada aşçı olarak çalışıyordu. İş yeri biraz daha uzaktaydı, bu yüzden kocasından bir saat erken kalkması gerekiyordu.
Dışarıda hafif bir yağmur çiseliyordu. Reyhan koridordaki şemsiyeyi aldı. Şemsiye elinden kaydı ve yere düşüp gürültü çıkardı. Reyhan donup kaldı, sonra yatak odasına baktıkocası uyanmamıştı.
Reyhan gülümsedi:
“Aman ne sakarım!” diye mırıldandı ve sessizce kapıdan çıktı.
Minibüs beklenmedik şekilde çabuk geldi. Reyhan pencere kenarına oturdu ve şehre bakarak düşüncelere daldı. Hayatını düşünüyordu.
Artık genç bir kız değildi, otuzuna yaklaşıyordu, mutlu bir evliliği vardı… Pek varlıklı değillerdi belki, ama kendince huzurlu bir hayatları olduğunu düşünüyordu.
Ama bir şey onu üzüyordukocasıyla çocukları olmamıştı. Oysa ne çok istiyordu bir bebeği, kız ya da erkek fark etmezdi.
Evliliklerinin üç yılı boyunca Reyhan tüm tahlilleri yaptırmış, ama doktorlar sadece omuz silkip onda hiçbir sorun olmadığını söylemişlerdi.
Minibüs durdu, Reyhan parasını ödedi ve indi. Lokantaya gitmek için parkın içinden geçmesi gerekiyordu.
Birkaç adım atınca şaşkınlıkla durduıslak bir bankta küçük bir kız oturmuş, ağlıyordu. Üzerinde ince bir ceket vardı ve titriyordu. Yanaklarından yağmur damlalarıyla karışmış gözyaşları süzülüyordu.
Reyhan çocuğa yaklaştı ve yumuşak bir sesle sordu:
“Merhaba! Neden burada yalnızsın?”
“Annem beni dışarı attı…” diye hıçkırdı küçük kız.
“Nasıl… attı?” diye şaşırdı Reyhan. Kendi çocuğunu yağmura bırakmak inanılır gibi değildi.
“Uyuyordu, ben acıkmıştım. Onu uyandırdım ve… Annem bağırdı… İşte buradayım…”
“Adın ne?”
“Derya.”
“Peki şimdi seninle ne yapacağım Derya?” diye düşündü Reyhan, sonra saatine baktı. “Hadi gel. Evin nerede? Uzak mı?”
“Hayır, yakın,” dedi küçük kız eliyle bir yönü göstererek.
Derya’nın gösterdiği yöne doğru yürüdüler ve beş dakika sonra bir apartmanın önündeydiler. Reyhan zile bastı ama kapıyı uzun süre kimse açmadı.
Sonunda, uykulu, dağınık saçlı, kirli bir sabahlıklı kadın kapıyı açtı. Şaşkın şaşkın önce Reyhan’a, sonra Derya’ya baktı ve anlamadan kenara çekildi:
“Buyurun.”
Reyhan sessizce içeri adım attı. Evde dayanılmaz bir koku vardı, midesi bulanmıştı. Kirli yerlere bezler atılmıştı, büfenin üzerindeki toz ise uzun zamandır temizlik yapılmadığının kanıtıydı. Şaşkınlıkla etrafa bakınırken, büfede bir fotoğraf gördü.
Gözleri fal taşı gibi açıldı…
Aynı fotoğrafı kocasının albümünde görmüştü, sadece evdeki fotoğraf kenarından kesilmişti ve sadece Mert kalmıştı.
Bu fotoğrafta da Mert vardı, ama yanında genç, güzel
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



