**Pamuk Kayıp**
**Ayşe**, evde misin? **Emir** hızla içeri dalıp karısını holde görünce donakaldı. Ayşe çömelmiş, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Telefonda hiçbir şey anlayamadım. Öyle ağlıyordun ki sesini duyamadım. Sonra telefon da şarjı bitmiş. Ne oldu, Ayşe? Yüzün bembeyaz olmuş.
**Pamuk** kayboldu zorlukla fısıldadı Ayşe. Evde yok.
Nasıl kaybolur?! şaşkınlıkla haykırdı Emir. Nereye gidebilir? Belki evin bir köşesine saklanmıştır?
Hayır. Kız kardeşin **Zeynep** Dedi ki Pamuk, kapıdan dışarı kaçmış. Ama sen de biliyorsun, Emir, bizim Pamuk O kendi isteğiyle dışarı çıkmaz. Soğukta neredeyse öleceği bir yere neden gitsin? Bana öyle geliyor ki Zeynep bilerek bıraktı onu
Ne?! Emir yumruklarını sıktı. Nerede şimdi o? Zeynep nerede!
Sanırım markete gitti Bilmiyorum. Bütün gün Pamuku aradım, ama hiçbir yerde yok. Kimse de görmedi onu. Nasıl böyle bir şey yapabilir, Emir? Bir insan bu kadar alçakça davranabilir mi? Savunmasız bir canlıyı kışın ortasında sokağa atar mı?
İnsan değil. Ama Zeynep Zeynep yapabilir. Üstelik daha önce de benzer şeyler yaptı. Merak etme, bugün bu evde ondan eser kalmayacak. Ah, keşke hiç içeri almazdık onu.
***
Bir ay önce
Emir, otobüs durağına giderken karların arasında hafifçe titreyen gri bir şey fark etti.
Önce küçük bir taş zannetti. Ama taşlar titreyip durmazdı. Sanki eski bir buzdolabı gibi sarsılıyordu.
Belki de bu yüzden dikkatini çekti. Çünkü hiç titreyen bir taş görmemişti.
Merakla yanına gitti ve karı eşelediğinde, küçük bir yavru kedi olduğunu fark etti.
Vay canına diye mırıldandı Emir, ensesini kaşıyarak. Ne arıyorsun sen burada, küçük dost?
Aslında cevabı biliyordu.
Sokakta bir evcil hayvan ne yaparsa, onu yapıyordu. Hayatta kalmaya çalışıyordu.
Miyavlamıyor, yardım istemiyordu. Sadece titriyordu.
Sanki kimsenin onu umursamayacağını kabullenmişti.
Emir, yavruyu nazikçe kaldırıp ceketinin altına aldı ve koşarak otobüse bindi.
Eve giderken, Ayşenin hep böyle gri çizgili bir kedi istediğini hatırladı. Zaman bulup barınaktan alamamışlardı.
Ve işte kader, kediyi ayağına getirmişti. Kader bir şey sunarsa, almak gerekirdi.
Ayşe, sana bir sürprizim var! diye seslendi eve girer girmez.
Ah, son zamanlarda beni çok şımartıyorsun, diye gülümsedi Ayşe, holde karşıladı onu. Altın küpe aldın, hayalimdeki telefonu, sinema bileti Bu sefer ne? Kayak tatili mi?
Daha iyisi! Emir ceketini açıp kediyi gösterdi. Sokaktan aldım. Tam senin istediğin gibi, gri ve çizgili!
Aman Tanrım! Ayşenin gözleri parladı. Donmuş, zavallıcık. Hemen ver şunu, ısıtayım. Sen de üstünü çıkar, ellerini yıka ve mutfağa gel. Yemek hazır.
Ne kadar tatlı
Böylece Emir ve Ayşenin hayatına **Pamuk** girdi.
Kasımın sonunda, ilk kar yağdığında bulmuşlardı onu. Sokakların ne kadar acımasız olabileceğini hiç öğrenmemişti.
Ve şükürler olsun ki öğrenmeyecekti.
O iki hafta boyunca, Pamuk evlerine alıştı. Aslında ilk günden sevmişlerdi onu, ama her geçen gün bağları daha da güçlendi.
Pamuk da onları çok sevdi. Ona kızmayan, bağırmayan, asla sokağa atmayacak insanlardı.
Bir gün, kapı çaldı.
Pazar sabahı bu saatte kim gelir? Emir gözlerini ovuşturup duvardaki saate baktı henüz sabahın yedisiydi.
Belki komşulardır? diye mırıldandı Ayşe.
Kapıyı açtığında, kız kardeşi **Zeynep**i gördü. Yanında da beş yaşındaki oğlu **Can** vardı.
Merhaba, kardeşim! diye gülümsedi Zeynep. Misafir geldik. Sakıncası yok, değil mi?
Aslında
Biliyorum, haber vermek lazım. Ama durum öyle bir hale geldi ki Kocam beni evden attı. Başka bir kadın bulmuş. Başka gidecek yerim yok. Biraz kalabilir miyim? Yeni yılı da beraber karşılarız. Ne güzel olur, değil mi?
Emir içinden derin bir nefes aldı. **Zeynep**le araları iyi değildi.
Beş yıl önce babaları vefat etmişti. **Emir**, kendine ait bir evi olmadığı için mirastaki payını **Zeynep**e vermişti. Onun ve yeğeni **Can**ın bir yuvaya ihtiyacı vardı.
Ama **Zeynep**, evi satıp parayı bir başkasına vermişti.
Ve şimdi kapısındaydı.
**Ayşe**, ne yapalım? diye sordu Emir.
Bırak kalsın, dedi Ayşe. Çocuğu var. Üstelik yılbaşı yaklaşıyor. Belki barışırsınız.
Tamam, diyerek omuz silkti Emir. Ama içinde bir his, hiç iyi şeyler olmayacağını söylüyordu.
Ve yanılmadı.
Ertesi gün, **Zeynep** **Pamuk**tan şikâyet etmeye başladı.
Bu kedi beni uyutmuyor! diye söylendi. Üstelik **Can**ın burnu akmaya başladı. Alerji olmalı!
Belki de üşüttü, diye karşı çıktı Emir.
**Pamuk** bizim ailemizin bir parçası. Onu asla vermeyiz.
Aile mi? diye alay etti Zeynep
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



