**Günlük**
“Sen bir canavarsın, Anne! Böyle insanların çocuğu olmamalı!” diye düşünürken kitaplarıma gömüldüm. Bir gün arkadaşlarımla çıktıkları gece kulübünde Murat’la tanışmıştım. İstanbullu, yakışıklı, ailesi iş nedeniyle bir yıllığına yurtdışına taşınmıştı. Delicesine aşık olmuş, kısa sürede onunla yaşamaya başlamıştım.
Ailesinin gönderdiği parayla lüks içinde yaşıyorduk. Her gece ya dışarı çıkıyor ya da evde partiler veriyorduk. İlk başta bu hayat keyifli gelmişti. Farkına bile varmadan borçlar, devamsızlıklar birikmiş, kış sınavlarında kalmıştım. Okuldan atılma riskiyle karşı karşıyaydım.
Değişeceğime söz verdim ve sınavlara yeniden hazırlandım. Kitaplara gömülmüştüm. Murat’ın arkadaşları geldiğinde banyoya kapanıyor, çalışmaya devam ediyordum. Zor da olsa dersleri geçtim ama Murata bu hayatı yavaşlatması için yalvardım. Son senesiydi, mezun olmak üzereydi.
“Abartma, Aylin. Bir kere yaşıyoruz. Gençlik çabuk geçer. Eğlenmezsek şimdi ne zaman eğleneceğiz?” dedi, umursamaz bir tavırla.
Onunla evlenmeden birlikte yaşadığımı anneme söylemeye utanıyordum. Telefonda evlendiğimizi, ailesi dönünce düğün yapacağımızı söyleyip duruyordum.
Derken bir gün, derste midem bulanmaya, başım dönmeye başladı. Korkuyla hamile olduğumu anladım. Test, endişelerimi doğruladı.
Henüz erken olduğu için Murat kürtaj yaptırmamı istedi. Hiç olmadığımız kadar kavga ettik ve o iki gün ortadan kayboldu. Çaresizce bekledim. Döndüğünde yalnız değildi. Yanında sarışın, sarhoş bir kız vardı. Yorgunluk ve öfkeyle bağırdım, kızı kovmaya çalıştım.
“O gitmiyor! Beğenmiyorsan sen gidebilirsin, histerik!” diye bağırdı ve yüzüme sert bir tokat attı.
Ceketimi kapıp yurda doğru yürüdüm. Şişmiş gözlerim, akan rimelimle kapıyı çaldım. Nöbetçi kadın acıdı, içeri aldı.
Ertesi gün Murat geldi, özür diledi, bir daha asla el kaldırmayacağına yemin etti. İnandım. Bebeğimiz için.
Zor da olsa birinci sınıfı bitirdim. Eve gitmekten korkuyordum. Anneme ne diyecektim? Ama İstanbul’da kalmak da korkutuyordu. Murat’ın ailesi dönmek üzereydi ve hamile halimle tanınmaz durumdaydım.
Ailesi geldiğinde, Anadolu’dan geldiğimi ve zar zor ikinci sınıfa geçtiğimi öğrenince babası sert bir konuşma yaptı. Parayla gönderilmek istedim.
“Düşün, ne tür bir baba olur bu çocuk? Eğlenceden başka bir şey düşünmüyor. Üstelik çocuğun ondan olduğuna kim garanti verebilir? Parayı al, memleketine dön. İnan, senin için en iyisi bu.”
Aşağılanmış hissettim. Murat hiçbir şey söylemedi, sessiz kaldı. Parayı reddettim, sonra pişman oldum ama iş işten geçmişti. Bavulumu toplayıp annemin yanına döndüm.
Kapıda karnımı görür görmez annem her şeyi anladı.
“Demek yalnız geldin? Gördüğüm kadarıyla evlenmemişsin. İstanbullu çocuk eğlendi, seni sokağa mı attı? Hiç para vermedi mi?” diye sordu, içeri adım atmama bile izin vermeden.
“Anne, nasıl böyle konuşursun? Parasını istemiyorum.”
“O zaman niye geldin? İkimiz bile zor sığdık bu eve. Şanslıydın, İstanbullu biriyle evlenip lüks içinde yaşayacaktın. Şimdi hamile dönüyorsun. Nereye sığacağız? Hem de bir çocukla?”
“Biz kim?” diye şaşkınlıkla sordum.
“Sen İstanbul’dayken bir erkek arkadaş edindim. Ben de gencim, ben de mutluluğu hak ediyorum. Seni tek başıma büyüttüm, kendimi hiç düşünmedim. Şimdi yaşamak istiyorum. O benden genç. Senin yüzüne bakmasını istemiyorum.”
“Nereye gideceğim, anne? Bebeğim doğmak üzere,” diye fısıldadım, gözyaşlarımı tutmaya çalışarak.
“Çocuğun babasına dön. O baksın sana.”
Annem acımasızdı. Gözlerinde hiç merhamet yoktu. Eskiden de soğuktu aramız, şimdi bir yabancıyla konuşuyor gibiydi.
Bavulumu alıp çıktım. Bir bankta oturup ağladım. Nereye gidecektim? Kendi annem bile beni istemiyordu, kim kapısını açardı? Bir ara kendimi arabaların önüne atmayı bile düşündüm. Ama bebeğim hareketlendi, sanki tehlikeyi hissediyordu. Cesaret edemedim.
“Aylin?” tanıdık bir ses beni durdurdu. Eski bir okul arkadaşımdı, Sevgi. Hamile ve ağlar halde görünce beni evine götürdü.
“Bizde kal. Annem babam köye gitmiş, sonbahara kadar dönmeyecekler. Sonrasını düşünürüz.”
Kabul ettim. Başka seçeneğim yoktu.
Sevgi hastanede çalışıyordu. İki gün sonra heyecanla geldi: Hastanedeki yaşlı bir kadın bakıcı arıyormuş, kızı onu eve almak istemiyormuş.
“Hamile olduğunu söylemedim. Hadi gidelim, bu senin şansın.”
Tereddüt ettim. Yatalak bir yaşlıya ve bebeğime nasıl bakacaktım? Ama çaresizdim, kabul ettim.
Kadının kızı, kibirli bir kadın, para vermeden anlaşmayı kabul etti: “Onun maaşıyla geçinirsiniz. Ama ev benim, sakın kalıcı olduğunu düşünme.”
Böylece, Fatma Hanım’la yaşamaya başladım. Ona bakarken hikayemi anlattım. Küçük Elif doğduğunda, yaşlı kadın ona bile bakmama yardım etti.
Zaman geçti. Elif yürümeye başlamıştı ki Fatma Hanım köt




