Damat, ‘Annenin evini satmazsan kızını bir daha göremezsin’ dedi

Uzun zaman önce, damadım, annemin evini satmazsam kızımı bir daha göremeyeceğimi söylemişti.

Yarım asır boyunca yalnız yaşadım. Hayır, evliydim ama kocam evliliğimizin ilk yılında beni terk etti. Tam da o sırada kızım Lale’yi dünyaya getirmiştim. Vedasına, Burak bana ve çocuğa üç odalı bir daire bıraktı. Hiç olmazsa bu konuda vicdanlı davranmıştı. Bir daha evlenmeyi hiç düşünmedim. Zaten yalnız da değildim. Lale büyüyordu, onu ayakları üstünde durdurmalıydım. Kısacası, başım dertten kurtulmuyordu.

Ne kadar uğraşırsam uğraşayım, Lale’ye babalık edemeyeceğimi biliyordum. Bu eksikliği gideremezdim. Zamanla kızım, tanıştığı her erkeğe fazla bağlanmaya başladı. Kimisi bu tutkulu bağlılıktan rahatsız oluyordu. Sık sık onun yüreğindeki kırıkları sarıp teselli etmek zorunda kalıyordum. Ama Allah kerim, sonunda kızım kocasıyla tanıştı.

Emir, çalışkan ve iyi yürekli bir adamdı. Lale’nin onunla evlenmesini destekledim. Hem beni hem de kızımı saygıyla karşılıyordu. Daha ne istenir ki? Onu mükemmel bir damat sanmıştım. Ama hayat masal değildi. Evlendikten altı ay sonra Emir değişti.

O sıralar kendi anneme bakıyordum. Hâlâ hayattaydı. Beni genç yaşta doğurmuştu, tıpkı benim Lale’yi doğurduğum gibi, bu yüzden torununu da görmüş oldu. Fakat tam o sırada annemin hastalığı ağırlaştı. Öyle bitkin düşmüştü ki, onu yanıma alıp sürekli ilgilenmem gerekti. Başka çarem yoktu, annem artık benimle yaşıyordu. Ama damadım bu durumdan hiç memnun değildi.

Niye bu kadar öfkelendiğini anlamadım. Ona anneme bakması için baskı yapmıyordum. Üstelik tüm yük benim omuzlarımdaydı. Annem de fazla zahmet çıkaran biri değildi, aklı başındaydı. Damadımın neyden rahatsız olduğunu kavrayamadım.

Sonra işler daha da kötüleşti. Damadıma Lale de katıldı. İkisi birden benden kaçar oldu. Eskiden aynı sofrada yemek yerken, şimdi odalarına kapanıyorlardı. Kızımla konuşmaya çalıştım, nafile. Susuyor, hep bahaneler buluyordu.

Yakın zamanda torun sahibi olacağımı da düşünemez oldum. “Henüz hazır değiliz, kendimiz için yaşıyoruz,” diyorlardı. Önce ısrar ettim, sonra vazgeçtim. Onların kararıydı, kendi hallederlerdi. Ama Emir, şimdiki tabirle, beni iyice bunaltmaya başlamıştı. Evimde sanki gerçek bir bey gibi davranıyordu. Oysa ne bir çivi çakmıştı ne de eve bir şey almıştı. Ama sık sık arkadaşlarıyla barlarda gezer oldu. O sevdiğim damada ne olmuştu, anlamıyordum.

Galiba asıl yüzünü şimdi gösteriyordu.

Her geçen hafta damadım daha da dayanılmaz oluyordu. Sonra bir Yılbaşı gecesi, Emir bizimle kutlamayı reddetti. Lale’yi odalarına çekip ikisi yalnız eğlendiler. Gece yarısı kızım çıkıp bizi tebrik etti ama damat kapıdan bile görünmedi.

Ertesi gün bana dik dik bakarak, “Lale’yle annenizin evini satıp kendimize ayrı bir daire alacağız,” dedi. Nasıl tepki vereceğimi bilemedim. Altı aydır bende yaşadıklarını unutmuş muydu? Benim cebimden geçinirken, bu da mı yetmiyordu?

“Hayır, öyle düşünmüyorum. Kendi paranızla ev alın. O, annemin evi. Satmayacağız. O, onun malı, kendi karar versin,” diye çıkıştım.

Bu sözler Emir’i çileden çıkardı. Aynı gün eşyalarını toplayıp kızımı da alarak ailesinin yanına gitti.

Lale’nin tek kelime etmemesi yüreğimi burktu, ama sonuçta onun hayatıydı. Eğer böylesini tercih ediyorsa, Emir’le yaşayabilirdi.

Kadın doğru mu yapmıştı?

Siz onun yerinde olsaydınız ne yapardınız?

Rate article
Lifequest
Damat, ‘Annenin evini satmazsan kızını bir daha göremezsin’ dedi