Bugün, babamla nişanlımın konuşmasını duyduğum an, düğünümden kaçtım.
Bazen tek bir cümle, tek bir kelime yeter ki yıllarca inşa ettiğin dünya bir anda yıkılsın. İşte bana da tam olarak bu oldu. Hâlâ bunun bir dizide değil, gerçek hayatımda yaşandığına inanamıyorum.
Adım Elif, ve bundan birkaç gün öncesine kadar bir gelindim. Mutlu, âşık, hayatımın en önemli ve aydınlık dönemini heyecanla bekleyen bir gelin. Mehmetle neredeyse üç yıldır birlikteydik. Her şeyin mükemmel olduğunu söyleyemem, ama bu devirde kimin hayatı mükemmel ki? İki yarım gibiydiktartışır, barışır, hayaller kurardık. Hamile kaldığımda ise Mehmet, pek çok erkeğin yapacağı gibi beni terk etmedi, vaatlerin ardına saklanmadı. Evlenme teklifi etti ve her şeyi hazırlamaya başladık. Bir rüya gibiydi.
Gelinliği seçmek uzun sürdü, dantelli kumaşa dokunan ellerim titriyordu. Restoran, menü, müzikher şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüştü. Annem heyecandan ağlıyordu, babamsa her zamanki gibi mesafeliydi, ama bunun sadece heyecandan olduğunu düşünmüştüm. O gün erken uyandım, aynaya baktım ve inanamadımbu benim masalımdı.
Nikâhımızı kıydırdık, herkes Yaşasın yeni evliler! diye bağırıyordu. Sonra İstanbulun göbeğindeki şık bir restoranda yemek başladı. Yüksek sesli müzik, kadehler kalkıyor, herkes dans ediyordu. Herkes mutluydu. Herkes, ben hariç.
Yaklaşık bir saat sonra hava almak için dışarı çıktım. Ve istemeden, dünyamı altüst eden bir konuşmaya şahit oldum. Babam Mehmetle bir köşede sigara içiyordu. Müdahale etmek istememiştim, ama babamın sesini duyunca donup kaldım.
Ben de aynı tuzağa düştüm, diyordu alaycı bir gülüşle, Annesiyle zorunluluktan evlendim. Aşk yoktu, mutluluk yoktu. Sadece bitmeyen bir sorumluluk duygusu. Bunu başlatmamalıydın Mehmet. O da tıpkı annesi gibi hem kendi hayatını hem de seninkini mahvedecek.
Donup kaldım. Nasıl yürümeye devam ettiğimi hatırlamıyorum. İnanamıyordum. Bu sadece bir darbe değildi. İkili bir ihanetti. Hayran olduğum babam, aile modelim, herkesten çok güvendiğim adam. Ve nişanlım. İtiraz etmedi. Sadece sustu ve başını salladı. Biliyordu. İkisi de biliyordu. Ve hiçbiri durmadı, hiçbiri bu sözleri yüksek sesle söylediği için pişman olmadı.
Kaçtım. Açıklama yapmadan. Arkama bakmadan. Sadece yürüdüm. Ağlamadımhıçkırdım. Titriyordum. İçimde her şey acıyla kıvranıyordu. Artık ev yoktu, aile yoktu, aşk yoktu. Her şey yabancı, kirli, aldatıcı geliyordu. Ailemin örnek bir aile olduğunu sanıyordum. Meğerse bir yanılsamanın içinde büyümüşüm.
Kayboldum. İki gün sonra eve döndüm. Kimseyle konuşmadım. Sessizce, babamın bana hediye ettiği arabanın anahtarını masasına bıraktım. Sonra Mehmeti aradım. Sadece şunu söyledim: Bugün boşanma evraklarını vereceğim. Artık karı koca değiliz. İlk başta inanmadı, bağırdı, yalvardı, kendini savunmaya çalıştı. Ama her şey bitmişti. Hayatımdan sildim onu.
Evet, zor. Ama belki de bu gerçek, benim kurtuluşum oldu. Çünkü eğer o konuşmayı duymasaydım, bir yanılgı içinde yaşayacak, baştan beri bu hayatı istemeyen biriyle bir gelecek kuracaktım. Beni bir yük, bir hata olarak gören biriyle
Şimdi yalnızım. Kalbimde bir yara ve karnımda bir bebekle. Ama özgürüm. Ve bir daha asla kimsenin beni aldatmasına izin vermeyeceğim. Bazen bir düğünden kaçmak, bir ömür boyu yalanın içinde yaşamaktan iyidir.




