Ayşe’nin tek ihaneti düğünden önceydi. Nişanlısı Cem, onu şişman diye çağırıp “Bu gelinliğe sığamazsın artık!” deyince yıkıldı. Gönlü kırık, arkadaşlarıyla bir bara gitti. Sarhoş olup kendini mavi gözlü yakışıklı bir yabancının evinde bulduğunda utancından ölecekti! Cem’e hiçbir şey söylemedi, kırıcı sözlerini affedip diyete başladı. Hamile olduğunu öğrenince alkolü tamamen bıraktı.
Kızı tam zamanında doğdu, masmavi gözlü bir melekti. Cem onu gözü gibi seviyordu. Beş yıl boyunca Ayşe kendini kandırdı: “Kızımın gözleri mavi çünkü kayınpederin de mavi gözleri var. Saçları kıvırcık olmuş, ne önemi var?” O geceki adamın adını bile hatırlamıyordu ama içinde bir şüphe hep vardı. Belki de bu yüzden Cem’in gece mesajlarını, sık iş seyahatlerini, sürekli görünüşüyle dalga geçmesini sineye çekiyordu. Kızına aile lazımdı, babasını tapıyordu ki…
“Eziyet çekiyorsun ama nereye gideceksin?” diyordu annesi. “Evde yer yok, babanın annesi yanımızda kalıyor, kardeşin yeni gelin getirdi. Sana demedim mi, kayınvalidenin üzerine ev alma diye! Kırık dökük bir arabayla kalacaksın şimdi.”
Ayşe katlandı. Ama bir gün Cem gitti. “Başkasını sevdim” dedi, ağladı, “Elif hep benim kızım olacak ama hislerime engel olamadım.” Kayınvalidesi, torununu seviyor gibiydi ama boşanma sonrası lafı yapıştırdı:
“Baba testi yaptırın, boşuna nafaka mı ödüyorsunuz?”
Ayşe şok oldu. Bu şüpheyi sadece kendisinin taşıdığını sanıyordu.
“Sen kafayı mı yedin?” diye çıkıştı Cem. “Elif benim kızım, kör bile anlar!”
Kayınvalide beklemiyordu tabii… Ta ki Ayşe apandisit ameliyatına girince, cerrahın yüzü tanıdık gelene kadar.
“Affedersiniz, daha önce bir yerde karşılaşmış olabilir miyiz?” dedi doktor.
Ayşe hızla başını salladı. Unutmasını umuyordu ama adam hatırladı. Ertesi gün şakayla karışık:
“Umarım bu sefer kaçmazsın, değil mi?”
Ayşe’nin yüzü domates gibi kızardı. Taburcu olur olmaz kaçmaya hazırlanırken hesaba katmadığı bir şey oldu: O iki günde Can, onun kalbini yeniden çalmayı başardı.
Kızından bahsetmedi, sadece “Bir kızım var” diye geçiştirdi. Ama Can, Elif’i görür görmez anladı. Endişelendi, oyuncak aldı, nasıl davranacağını sordu.
“Bak,” dedi, “Annem sevdiği bir adamla evlendiğinde ablam onu hiç kabullenmedi. Sonunda annem mutsuz oldu. Ben Elif’in ikinci babası olmak istiyorum.”
Ayşe’nin aklı durdu. Can, Elif’e baktığında gözlerindeki ifade her şeyi anlatıyordu: O da biliyordu.
“Ne fark eder?” diye düşündü Ayşe. “Eninde sonunda söylemek zorundayım.”
Kavga bekliyordu ama Can, ona sarılıp “Ne büyük bir mucize!” diye fısıldadı.
Elif başta Can’ı sevmiş gibiydi. Ama Ayşe, “Can bizimle yaşasa sorun olur mu?” diye sorunca ağlamaya başladı:
“Babam geri gelecek sanıyordum! O başka yerde kalsın.”
Kızını ikna etti ama Can üzüldü.
“O benim kızım! Onlara açıklamalısın!”
“Cem bunu kaldıramaz. Kayınvalidem anlattı, başka çocuğu olmazmış. Elif onun her şeyi.”
Can kırıldı, Elif huysuzluk yaptı, Ayşe arada denge kurmaya çalıştı. Can, Elif’le yalnız vakit geçirip bağ kurdu. 8 Mart’ta Elif’in Can’a “Babacım” demesinden korktular.
Sonra Ayşe hamile kaldı. Korktu: Ya bu çocuk da Elif gibi mavi gözlü olursa? Annesi, Elif’i doğum için yanına alacaktı ama safra kesesi kriziyle hastaneye kaldırıldı. Cem iş seyahatindeydi.
“Kızımla ben baş edemeyecek miyim sanıyorsun?” diye alındı Can.
Sezaryen zor geçti, bebeğin sarılığı çıktı. Eve dönünce kriz patlak verdi! Can “Her şey yolunda” dese de Elif annesiyle konuşmuyordu. “Söyledi herhalde” diye düşündü Ayşe.
Komşular, “Sır olmaz, bir gün ortaya çıkar” diye baskı yaptı. Doğum sonrası hormonların etkisiyle Cem’i aradı:
“Bir itirafım var.”
“Neymiş?”
Uzun sustu.
“Elif’ten bahsediyorsun, değil mi?”
“Elif’le ilgili ne var?” diye korktu Ayşe.
“Eş dost kızı. Ben biliyorum zaten.”
“Can mı söyledi?” diye şaşırdı.
“Yıllardır biliyorum. Askerden önce çocuğum olmayacağını söylediler. Test yaptırdım ama kimseye demedim.”
Ayşe’nin aklı almıyordu.
“Ne yapabilirdim ki?” dedi Cem. “Kızım suçlu değil! Sakın ona söyleme! Senin yüzünden ona zarar vermem.”
Taburcu olunca Elif’in odasına girdi. Kızı kıvılcım saçan bir resim yapıyordu: Üç yetişkin, iki çocuk.
“Bu kimler?”
“Anlamadın mı? Sen, babam, Can ve biz Efe’yle.”
“Güzel olmuş.”
“Anne… Birinin iki babası olabilir mi?”
Ayşe’nin kalbi yerinden çıkacaktı.
“Olabilir tabii…”
“O zaman Can’a da baba diyebilir miyim? Çok iyi biri. Bana oyuncak aldı, balıklara baktık. Orada şapkalı bir dede bana babamı sordu. Ben de ‘Doktor’ dedim. Doktor baba çok havalı!”
Ayşe’nin gözleri doldu. Cem affetmişti, Can da affedecekti. Ama Elif bir gün öğrenirse? Şimdi karar vermeliydi: Gerçeği söylemek
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



