“Yoksa kocamın sadece kötü bir günü mü var diye düşünüyordum, ta ki çekmecesinde boşanma evraklarını bulana kadar…”
“Çizgili mavi gömleğim nerede?” Mehmet, yatak odasında pantolonunu giymiş, dolabı karıştırıyordu.
“Çamaşır sepetinde,” dedi Ayşe, banyoda saçlarına bigudi takarken. “Mavi olanı giy, o da güzel.”
“Ben mavi değil, çizgili olanı istiyorum! Kaç kere söyleyeceğim, çamaşırları zamanında yıkamalısın!”
“Mehmet, onu dün giymiştin. Daha yeni yıkadım.”
“Ne fark eder? Toplantıya gideceğimi biliyordun, kurutmalıydın!”
Ayşe banyodan çıktı, kocasına baktı. Son zamanlarda her şeye sinirleniyordu. Ya çorba tuzsuz oluyordu, ya televizyonda toz vardı, ya da yanlış gömleği seçmişti.
“Beyaz olanı ütüleyeyim mi? Sana çok yakışıyor.”
“Ütülemene gerek yok! Kendim hallederim!”
Mehmet dolaptan ilk bulduğu gömleği çekti, giydi. Öfkeden elleri titriyordu.
“Mehmet, sana ne oluyor? Bir haftadır başka birine dönüştün.”
“Bir şey yok. Sadece yorgunum. İşler yoğun.”
“Belki doktora gitmelisin? Tansiyonunu ölçtür.”
“Ayşe, bırak beni! Beni hasta etme!”
Ceketini ve çantasını kapıp kapıyı çarparak çıktı. Ayşe odanın ortasında öylece kaldı. Kalbinde bir sızı hissetti. Mehmet hiç böyle bağırmazdı. Yirmi yıllık evliliklerinde parmakla sayılacak kadar kavga etmişlerdi. Şimdiyse her sabah bir tartışmayla başlıyordu.
Mutfakta kahvaltı soğuyordu. Omlet, tost, kahve… Hepsi onun sevdiği şeylerdi. Ama son günlerde Mehmet kahvaltı yapmadan çıkıyordu. “Aç değilim” diyordu.
Ayşe masaya oturdu, çayını doldurdu. Akşam konuşmalıydılar. Sakin, suçlamadan. Belki gerçekten işinde sorun vardı? Ya da sağlığıyla ilgili bir şey?
Telefon çaldı. Arkadaşı Fatma.
“Merhaba! Bugün yogaya geliyor musun?”
“Bilmiyorum, Fatma. Keyfim yok.”
“Ne oldu?”
“Mehmet çok değişti. Sürekli sinirli, her şeye takılıyor.”
“Belki orta yaş krizine girdi? Benimkine de olmuştu. Motosiklet aldı, sakinleşti.”
“Sanmıyorum. Mehmet öyle biri değil. Değişiklikten hiç hoşlanmaz.”
“O zaman kesin işle ilgilidir. Üzülme, geçer.”
Ayşe telefonu kapattı. Fatma haklıydı, kendini gereksiz yere strese sokmamalıydı. Her aile böyle dönemlerden geçerdi.
Evi topladı, öğle yemeği hazırladı. Kuru fasulye Mehmetin en sevdiği. Belki güzel bir yemek moralini düzeltirdi.
Markette komşusu Gülten Hanımla karşılaştı.
“Ayşe! Nasılsın? Mehmeti uzun zamandır görmedim.”
“Çok çalışıyor. Sabah erken çıkıyor, akşam geç geliyor.”
“Aferin, çalışkan adam. Benimki gibi değil, koltukta yerleşmiş.”
Ayşe gülümsedi ama içi rahat değildi. Mehmet gerçekten de geç gelmeye başlamıştı. Eskiden mutlaka arardı. Şimdiyse sessizce yemeğini yiyor, yatıyordu.
Evde Mehmetin çalışma odasını düzenlemeye karar verdi. Uzun zamandır aklındaydı ama Mehmet eşyalarını karıştırmaktan hoşlanmazdı. Bugün kesin geç gelecekti, rahatça temizlik yapabilirdi.
Çalışma odası küçük ama şirin bir yerdi. Kitaplıklar, çalışma masası, koltuk. Duvarda düğün fotoğrafları. Genç, mutlu, birbirine âşık bakıyorlardı.
Ayşe tozları aldı, yerleri süpürdü. Masaya dokunmadı Mehmetin iş evrakları vardı, karıştırmak istemedi. Ama üst çekmece aralık kalmıştı, içinden bir dosya ucu görünüyordu.
Çekmeceyi kapatmak istedi ama dosya engel oldu. Düzgün yerleştirmek için çıkarmak zorunda kaldı.
Dosyanın üzerinde “Özel” yazıyordu. Ayşe donakaldı. Özel? Mehmetin ondan sakladığı ne olabilirdi?
Merakına yenik düştü. Dosyayı açtı.
En üstte bir kartvizit vardı. “Avukat Emre Demir, Aile Hukuku Uzmanı.” Altında, bir internet sitesinden alınmış “Boşanma süreci nasıl işler?” yazısı. Sonra nüfus müdürlüğüne verilecek boşanma dilekçesi. Doldurulmuş. Mehmetin imzası vardı.
Ayşe koltuğa çöktü. Gözlerinin önü karardı. Boşanma mı? Mehmet boşanmak mı istiyordu?
Elleri titreyerek evrakları karıştırdı. Mal listesi. Evin paylaşımı. Banka hesapları. Her şey planlanmıştı.
En altta Mehmetin el yazısıyla notlar vardı. “Bayramdan sonra konuşurum. Ev yarı yarıya. Araba bana. Yazılık ona.”
Ayşe kağıda baktı. Bayramdan sonra. İki hafta sonra. Her şeyi planlamıştı. Oysa o hâlâ kuru fasulye pişiriyordu, gömleklerini ütülüyordu.
Kapı çarpıldı. Mehmet gelmişti. Normalden erken.
“Ayşe! Evde misin?”
Hızlıca evrakları yerine koydu, çekmeceye sürdü. Sakin görünmeye çalışarak dışarı çıktı.
“Evdeyim. Bugün erken geldin.”
“Toplantı iptal oldu.”
Mehmet mutfağa geçti, tencerenin kapağını kaldırdı.
“Kuru fasulye mi? Güzel.”
Masaya oturdu, tabağını doldurdu. Ayşe onun yediğini izledi. Aynı adam, yirmi yıldır birlikte olduğu. Ama artık bir yabancıydı. Ona sormadan kararını vermişti.
“Mehmet, konuşmamız laz




