“Annem benim sırtımdan geçiniyor” bu sözler kanımı dondurdu. Oğlumun gönderdiği mesajı okuduğum gün hâlâ gözlerimin önünde. İzmir’deki apartman dairesinde sakin hayatım bir anda altüst oldu, onun o acı sözleri hâlâ kalbimde yankılanıyor.
Yıllar önce, oğlum Emre ve gelini Aylin, düğümlerinden hemen sonra benimle yaşamaya başladılar. Torunlarımın doğumlarını birlikte kutladık, hastalıklarını atlattık, ilk adımlarına şahit olduk. Aylin il çocukta, sonra ikinci ve üçüncüde doğum iznindeydi. O bakamadığında, ben hastalık izni alıp torunlarla ilgilendim. Ev bir anda çorbaya dönüştü: yemek, temizlik, kahkahalar, ağlamalar… Dinlenmeye vakit yoktu, ama bu kaosa alışmıştım.
Emekliliğimi kurtarıcı gibi bekliyordum. Takvimi sayıyordum, sessiz bir hayat hayal ediyordum. Ama bu huzur sadece altı ay sürdü. Her sabah Emre ve Aylini işe bırakıyor, torunlara kahvaltı hazırlıyor, onları besliyor, anaokuluna ve okula götürüyordum. En küçük torunla parka çıkıyor, sonra eve dönüp yemek yapıyor, çamaşır yıkıyor, temizlik yapıyordum. Akşamları da müzik kursuna götürüyordum.
Günlerim dakikası dakikasına planlıydı. Ama yine de tutkum olan okumaya ve nakış işlemeye vakit buluyordum. Bu, karmaşanın ortasında küçük bir sığınaktı benim için. Sonra bir gün, Emreden bir mesaj aldım. Okuduğum anda donup kaldım, inanamadım.
Önce acımasız bir şaka sandım. Sonra Emre, mesajı bana değil, yanlışlıkla gönderdiğini söyledi. Ama artık çok geçti sözleri ruhumu yakmıştı: “Annem benim sırtımdan geçiniyor, üstüne bir de ilaçlarına para harcıyoruz.” Onu affettiğimi söyledim, ama artık aynı çatı altında yaşayamazdım.
Nasıl böyle bir şey yazabilirdi? Emekli maaşımın her kuruşunu eve harcıyordum. Çoğu ilacımı devlet karşılıyordu zaten. Ama onun sözleri gerçek duygularını açık etmişti. Ses çıkarmadım, kavga etmedim. Sessizce küçük bir daire kiralayıp taşındım, “yalnız yaşarsam daha iyi olur” diyerek.
Kira, neredeyse tüm emekli maaşımı yiyordu. Çok az bir şey kalmıştı, ama oğlumdan yardım istemeye niyetim yoktu. Emeklilikten önce, Aylinin “beceremezsin” dediği hâlde bir dizüst bilgisayar almıştım. Becerdim. Bir arkadaşımın kızı bana nasıl kullanacağımı öğretti.
Nakışlarımın fotoğraflarını çekip sosyal medyada paylaşmaya başladım. Eski iş arkadaşlarımdan beni tavsiye etmelerini istedim. Bir hafta sonra, tutkum ilk parayı getirdi. Küçük miktarlardı, ama bana oğlumun önünde küçük düşmeyeceğime dair güven verdi.
Bir ay sonra bir komşum geldi, ücret karşılığı torununa nakış işlemeyi öğretmemi istedi. Küçük kız ilk öğrencim oldu. Sonra iki kız daha katıldı. Aileler dersler için cömertçe ödeme yapıyordu, hayatım yavaş yavaş düzelmeye başladı.
Ama kalpteki yara iyileşmiyor. Emre’nin ailesiyle neredeyse hiç konuşmuyorum artık. Sadece aile toplantılarında görüşüyoruz.




