Yoksa artık başka biri mi? Komşular, dul kadının bahçesinde bir erkek görünce, ‘Galiba Galina insanların ne diyeceğini hiç düşünmüyor’ diye fısıldaştılar.

Bugün köyde herkesin dilinde bir dedikodu vardı. “Nurten düşünmez mi insanlar ne der diye?” diye fısıldaşıyordu komşular, dul bir kadının bahçesinde bir erkek gördüklerinde.

Bu köyde herkes birbirini tanırdı: Kim kimin kumasıydı, kim ne zaman patates ekerdi, kim kaç kez boşanmıştı… Hiçbir şey gizli kalamazdı. İşte bu yüzden, dul Nurten eve yeni bir erkek getirdiğinde, herkes sessizce, “Dayanamadı işte,” diye mırıldandı. Ama kimse sesli söylemedi, çünkü Nurten çalışkan, namuslu bir kadındı ve iki çocuğunu tek başına büyütüyordu.

Mehmet, onların evine sonbaharda geldi. Sessiz, kazma ve çekici iyi tutan güçlü elleri vardı. Çocuklara bakan gözlerinde ise, “Her şey yoluna girecek,” der gibi bir ifade vardı. Ayşe dokuz, Murat ise on iki yaşındaydı, ama babalarını neredeyse hiç hatırlamıyorlardı. Babaları, onlar daha birinci sınıfa giderken vefat etmişti.

İlk haftalarda Ayşe, üvey babasına kaşlarını çatarak bakıyordu.

“Anne, o bizde ne kadar kalacak?” diye sordu bir gün.

“Allah ne verdiyse, kızım. O iyi bir adam,” dedi Nurten ve sessizce ekledi, “Tek başıma yoruldum artık.”

“Biz sana yardım ediyorduk,” diye söylendi Murat.

“Ediyordunuz. Ama siz çocuksunuz. Hayat sadece dert değil, biraz da sıcaklık istiyor insan.”

Mehmet, lafa girmiyordu. Ona alışmalarını bekliyordu. Her sabah odun kırıyor, çitleri tamir ediyordu. Bir akşam da sepetle civciv getirdi:

“Çiftliği yeniden canlandırmak lazım. Hem çocuklar taze yumurta yesin.”

“Sen bütün bunları niye yapıyorsun?” diye sordu Ayşe, tedirgin ama civcivleri beğenmişti.

“Çünkü artık sizinlesiniz. Kan bağımız yok belki, ama beraber yaşamak demek, işi de iyiliği de paylaşmak demek.”

“Benim babamın da tavukları var mıydı?”

Mehmet duraksadı, sonra cevapladı:

“Baban iyi bir adamdı. Onu tanırdım. Birlikte elevatörde çalıştık. Senin hakkında çok konuşurdu. Ona çok benziyorsun.”

Ayşe merdivenlere oturdu ve Mehmet’in civcivlere su verişini izledi. İlk kez şöyle düşündü: “O babamın yerini almak istemiyor. Yanımızda olmak istiyor.”

Kışın Mehmet, Murat’a marangozluk öğretmeye başladı.

“Bu rende. Telefonda oyun oynamak gibi değil, burada eller ne yaptığını bilmeli.”

“Ben oyun oynamıyorum!” diye homurdandı Murat.

“Kavga etmiyorum. Ama erkek adamın elleriyle de kafasıyla da iş yapması gerekir.”

“Sen niye hiç kavga etmiyorsun?”

Mehmet gülümsedi.

“Çünkü kavganın bir faydası olmadığını biliyorum. Yüz kere bağırmaktansa, bir kere anlatmak daha iyidir.”

İlkbaharda köyde bir imece vardı. Ormanın yanındaki pınarı temizliyorlardı. Murat ve Ayşe gitmek istemiyordu.

“Gençler gitsin!” diye söylendi Murat.

“Biz yaşlı mı olduk?” diye güldü Mehmet. “Gidin, çünkü hayat boyu başkasının yapmasını bekleyemezsiniz. İnsan, zorunda olmadığı halde küreği eline aldığında güçlüdür.”

İmecede çocuklar ilk kez amcaların Mehmet’e, “O seninkiler mi – oğlan ve kız?” dediğini duydular. Mehmet de sadece, “Benimkiler. Artık kendimden sayıyorum,” diye cevapladı.

Ayşe, Murat’ı dürterek fısıldadı:

“Duydun mu?”

“Duydum.”

“Ne düşünüyorsun?”

“Şey… içimi ısıttı. Sanki hiçbir şey yokmuş gibi.”

Bir gün Murat okuldan çok üzgün geldi. Annesi sorunca, arkadaşlarıyla tartıştığını itiraf etti.

“Neden?” diye sordu Nurten, gözyaşlarını zor tutarak.

“Çünkü dedim ki, Mehmet bana baba gibi. Onlar da, ‘Demek üvey evlatmışsın, seni başka bir adam büyütüyor,’ dediler. Ben de dedim ki, iyi bir yabancı, hiç olmayan bir akrabadan daha iyidir.”

Mehmet sessiz kaldı. Murat’ın karşısına oturdu.

“Sana baba demeni beklemiyorum. Ama bil ki, evlat: Seni asla bırakmayacağım. Ne derse desinler.”

“Ben de istemiyorum zaten. Ama… ‘baba’ demek alışık olmadığım için zor.”

“Acele etme. ‘Baba’ kelimesi ekmek gibidir: alelacele yenmez. Olgunlaşması gerekir.”

İki yıl geçti. Murat dokuzuncu sınıfı bitiriyordu. Köyde onun teknik okula gideceğini konuşuyorlardı. Bir akşam bahçede oturmuşlardı: yıldızlar, kurbağaların sesleri, kekik kokusu…

“Mehmet Amca…” dedi Murat aniden. “Mezuniyet töreninde bir konuşma hazırlıyorum. Bana örnek olan kişiyi anlatacağım. Seni anlatmak istiyorum. Olur mu?”

Mehmet öksürdü ve başını salladı.

“Abartma ama,” diye ekledi alçak sesle.

“Yüreğimden geldiği gibi konuşunca abartamam zaten.”

Mezuniyette Murat, “Beşiğimden beri yanımda olmayan ama gerçek bir baba gibi olan adam,” diye konuştu. Nurten ağlıyordu. Kalabalıkta bir kadın fısıldadı:

“Üvey baba yabancıdır demeyin artık. Ruhlar yakınsa, kan da yakındır.”

Mehmet’in 50. yaş gününde Ayşe ona işlemeli bir gömlek ve bir mektup verdi:

“Baba, odunlar, tavuklar, sabrın ve bize iyiliği beklemek yerine onu kendimiz yapmayı öğrettiğin için teşekkür ederim.
Sen bizim babamızsın çünkü zorunda değildin. İstedin. Ve bu yüzden seni daha çok seviyoruz.”

Mehmet uzun s

Rate article
Lifequest
Yoksa artık başka biri mi? Komşular, dul kadının bahçesinde bir erkek görünce, ‘Galiba Galina insanların ne diyeceğini hiç düşünmüyor’ diye fısıldaştılar.