Oğlun Ne Kadar Sıkıcı, İnanamıyorum!

“Oğlun çok sıradan,” dedi annesi, dudaklarını bükerek. “Hiçbir şey olmayacak bu çocuktan!”

Ayşegül kapıda donup kaldı, elindeki pastayı neredeyse düşürecekti. Annesinin yüzündeki ifade, sanki kendisi bir suç işlemiş gibiydi.

“Anne, ne diyorsun?” diye sordu Ayşegül, pastayı masaya bırakırken. “Efeyle bunun ne alakası var?”
“Alakası şu: Yedinci sınıfa geçti, hâlâ normal bir okulda okuyor!” diye sesini yükseltti annesi. “Ne özel bir program, ne de bir yetenek okulu. Nasıl iyi bir üniversiteye girecek? Nasıl bir şeyler başaracak?”

Ayşegül dudağını ısırdı. Bu tartışma her zamanki gibi ilerliyordu ve içinde bir öfke kabardı.

“Anne, Efenin notları gayet iyi. Çoğu dersten pekiyi alıyor. Matematikten özel ders alıyor, babası gibi yazılımcı olmak istiyor.”
“İşte bu yüzden!” diye ellerini açtı annesi. “Yazılımcılık! Senin Murat gibi bilgisayar başında oturacak. Sıradan bir iş, sıradan bir maaş. Peki sen? Öğretmenlik yapıyorsun! Ek ders veriyorsun! Ancak geçiniyorsunuz. Çocuğunuza bile doğru dürüst bakabiliyor musunuz?”

Ayşegül yumruklarını sıktı. Annesinin sözleri canını acıtıyordu. Evet, Muratla zengin değillerdi, bütçelerini dengelemek zorundaydılar. Ama oğulları Efe mutlu bir çocuktu.

“Bizim her şeyimiz yolunda. Efe de mutlu.”
“Mutluymuş!” diye burun kıvırdı annesi, pencereye doğru yürüdü. “Hasanın oğlu Emre ise tam bir cevher. Özel İngilizce lisesinde okuyor. Hayal edebiliyor musun? Birinci sınıftan beri İngilizce! Şimdiden ana dili gibi konuşuyor. Hasanla Selma gerçekten çocuklarına yatırım yapıyorlar, paralarını esirgemiyorlar.”

Ayşegül sessizce dinledi. Erkek kardeşi her zaman gözdeydi. Küçük bir iş kurmuş, daha büyük bir ev almıştı, karısı Selma çalışmıyor, evle ve oğluyla ilgileniyordu. Ve annesi her seferinde onları kıyaslamaktan geri durmuyordu.

“Emre gerçekten çok yetenekli!” diye devam etti annesi, sesi yumuşayarak. “İşte ondan adam olur. Hasan diyor ki, onu yurt dışına dil kursuna göndereceklermiş. On üç yaşında! İşte gelecek kaygısı budur, işte vizyon budur. Sizin o sıradan okulunuz değil!”

Ayşegül annesine yaklaştı. Omuzları gergindi, yüzü asıktı.

“Anne, torunlarının başarılı olmasını istediğini anlıyorum. Ama Efe, Emreden kötü değil. Sadece farklı yolları var.”
“Farklı yollarmış!” diye ani bir hareketle döndü annesi. “Biri yukarı çıkar, başarıya götürür. Diğeri ise sıradanlıkta ve yoksullukta kaybolup gider. Oğlunun böyle bir hayatı olsun mu istiyorsun?”

Ayşegülün içi burkuldu.

“Anne, biz yoksul değiliz. Bütçemize göre yaşıyoruz. Efe de iyi bir insan olarak büyüyecek. Zeki, çalışkan, vicdanlı.”
“Çalışkanmış!” diye homurdandı annesi. “Bu dünyada yetmez ki Ayşegül! Tanıdık, para, prestijli okul gerek. Efenin neyi var? Sıradan bir okul ve zar zor geçinen bir öğretmen annesi.”

Ayşegül arkasını döndü. Önünde, sevgiyle hazırladığı, üzeri meyvelerle süslü pasta duruyordu. Şimdi o pasta bile gereksiz geliyordu…

“Anne, tartışmak istemiyorum. Oğlumuzu doğru bildiğimiz şekilde yetiştiriyoruz. Ve o mutlu.”
“Önemli olan onun geleceği!” diye üstüne yürüdü annesi. “Bu rahatlığınla çocuğun hayatını mahvediyorsun. İşte Hasan anlıyor. Emrenin önemli biri olması için elinden geleni yapıyor. Sen ise akıntıya kapılmışsın.”

Ayşegül başını iki yana salladı. Tartışmanın bir faydası yoktu. Annesi fikrinde ısrarcıydı ve hiçbir şey onu değiştiremezdi.

“Tamam anne. Hadi yemeğe oturalım. Muratla Efe birazdan gelirler.”

Tahmin ettiği gibi, yemek gergin bir havada geçti. Annesi, Emrenin ne kadar başarılı olduğundan, Hasanın onunla ne kadar gurur duyduğundan bahsetti. Efe sessizce yemeğini yedi, ara sıra annesine baktı. Ayşegül ona gülümsedi, her şeyin yolunda olduğunu hissettirmeye çalıştı.

O günden sonra Ayşegül anladı ki, annesiyle görüşmeleri en aza indirmesi gerekiyordu. Bu sonsuz kıyaslamaları dinlemek çok acıtıyordu.

Hasanı ve annesini yalnızca bayramlarda arıyor, kutluyordu. Aile yemeklerini artık düzenlemiyordu. Annesi alınıyordu, ama Ayşegül direniyordu. Oğlunu bu olumsuzluktan korumalıydı.

Yıllar geçti. Efe büyüdü, okulunu bitirdi, yazılıma merak sardı. Ayşegül, ara sıra annesinden kardeşiyle ilgili haberler alıyordu. Emre liseyi birincilikle bitirmişti. Prestijli bir üniversiteye girmişti, tabii babasının tanıdıkları sayesinde.

Efe de liseden mezun oldu. Devlet üniversitesinin bilgisayar mühendisliği bölümünü kazandı, kimsenin yardımı olmadan. Üçüncü sınıfta küçük bir yazılım şirketinde çalışmaya başladı. Ayşegül onunla gurur duyuyordu. Murat da öyle. Ama annesi hâlâ sadece Emreden bahsediyordu.

…Daha birkaç yıl geçti. Çocuklar otuzlarına yaklaşmıştı. Annelerinin doğum gününde tüm aile bir araya geldi. Hasanla Selma geldi. Emre de geldi uzun boylu, yakışıklı, dağınık saçlı bir adam. Anc

Rate article
Lifequest
Oğlun Ne Kadar Sıkıcı, İnanamıyorum!