Sen bana eş değilsin: Zaten nikah masasına oturmadık, değil mi?

“Sen bana karı değilsin: Zaten nikâh masasına oturduk mu hiç?”
“Nasıl karın olabilirim ki? Nikâh kıydık mı? Yüzük taktın mı parmağıma?”

Leyla gözlerini yere dikti. Bunları hayal etmişti ama yıllar geçti, resmiyet hiç gelmedi.

“Hayır! Hayır! Ve hayır!” diye kükredi Emre. “Sen benim hiçbir şeyimsin! Nasıl kendine karım diyebilirsin?”

“Emreciğim, konuş benimle!” diye yalvardı, eline dokunurken.

“Ekleyecek bir şeyin mi var?” diye tersledi, geri çekilerek. “Zaten gereksiz laflar yetiyor!”

“Ben bir şey söylemedim ki…” diye mırıldandı Leyla.

“Şunu kafana kazı: Sükût altındır! Özellikle senin için!” diyerek pencereye döndü.

“Gücenme artık, aşkım!” diyerek yanaştı.

“Keşke dilini tutsaydın!” diye ellerini havaya kaldırdı Emre. “Siz kadınlar nasıl tek cümleyle her şeyi mahvetme yeteneğine sahipsiniz? Okullarda erkekleri çileden çıkarma dersi mi veriyorlar?”

Leyla, sabahki kavganın yüzünden kızgın olduğunu düşündü: Emre iki bardağı kırmıştıhem kendininkini hem de onunkini.

“Nasıl becerebiliyorsun?” diye öfkelendi. “Normal insanların elleri ellerdir, seninkiler kürek gibi! Kendininkini kırdıntamam, benimkine niye dokundun? Sevdiğim bardaklar kalmasın diye mi?”

Sıradan bir ev kavgası. Böyle şeyler duvar arkasında kalır. Ama Emre suratını asıp işe gitti, akşam dönünce buz gibi sessizliğe büründü. Onu görmezden geldi, akşam yemeğine gelmediüç kez çağırmasına rağmen. Barışma vakti gelmişti.

“Bırak artık, Cumartesi Kapalıçarşıdan yeni bardak alırız! Ellerin için de… alıştırma yaparsın!”

“Ne bardağıymış o?” diye gözlerini kıstı Emre. “Senin boş lafların neler yaptığının farkında mısın?”

“Özür dileyebilirim…” diye kekeledi Leyla. “Kızma!”

“Özür mü?” diye acı bir kahkaha attı. “Keşke söylediklerini silmek ‘özür’le mümkün olsaydı, şimdi yedinci kat gökte olurdum! Ama sen beni bitirdin!”

“Tanrım, ne dedim ki ben?” diye anlamaya başladı: mesele bardak değildi.

“Bugün patronuma, ‘Diyor ki Emrenin karısıyla konuşuyorsunuz’ diye kim çıktı?” diye titredi öfkeden.

“Duştaydın, telefon çaldı…” diye gevelemeye başladı. “Açtım, beklesin dedim. Kim olduğumu sordu. Karın dedim. Sonra sana verdim, o kapatmıştı. Bunun neresi suç?”

“Daha soruyorsun?” diye yüzü morardı, şakaklarındaki damar zonkladı. “Ne karısıymışım ben sana? Nikâh mı kıydık? Yüzük mü taktın?”

Leyla yutkundu. Bunu hayal etmişti ama…

“Hayır! Hayır! Ve hayır!” diye bağırdı. “Sen hiçbir şey değilsin! Kendine nasıl karı diyebilirsin?”

***

“Bu sirk ne zamana kadar sürecek?” diye alaycı bir gülüşle sordu Nevzat Hanım.

“Anne…” diye kaşlarını çattı Leyla. “Şimdi başka zamanlar. Sen mi yargılayacaksın? Babamdan sonra sen de kimlerle takılmadın ki!”

“Anneye yalan söyleme!” diyerek gülümsemesini korudu. “Benim yaşımda dedikodu yapışmaz. Ama sen gençsingeleceğini düşün!”

“Anne, elli beş yaş gençlik değil! Seni de birisi alır götürür!”

“Düzgün bir erkek bulursamneden olmasın?” diye saçının beyaz tellerini düzelterek. “Şimdilik yalnızlıkla idare ediyorum.”

“Vay canına!” diye burun kıvırdı Leyla.

Bu kez annesi ciddileşti:

“Leyla, anlıyorum: şimdi birçok kişi birlikte yaşıyor, çocuk yapıyor. Ama yasal olarak buresmi olmayan birliktelik. Hiçbir güvence yok!”

“Sevgi varsa, güvenceye gerek yok.”

“Sevgi gidergeriye boşluk kalır. Resmi kocan olsanafaka, mal payı olur. Ama böylemahkeme bile bir şey yapamaz!”

“Bizim Emreyle her şey harika! Altı yıldır beraberiz. Niye resmiyet?”

“İkna edici değil!” diye parmağını salladı. “En azından laf arasında ima et! ‘Kocacığım’ de, ‘hanım’ diye şakalaş. Alışsın. Sonranikâh!”

“Ya kaçırırsam?” diye başını salladı Leyla. “Mutluluk kırılgankaderle oynama!”

“Senin hayatın,” diye iç çekti Nevzat Hanım. “Ama unutma: sorumlulukolgunluk işaretidir. Sizinkiysetam bir başıboşluk.”

***

Annesinin sözleri kafasına kazındı. Evlilikkadın için sigortaydı. Arkadaşı Ayşe de ısrar etti:

“Mesela, ev kredisi çekeceksin. Emrenin üstüne olacak. Ayrılırsanızda?”

“Pesimist seni!”

“Diyelim yeğenine hediye etmek istedi. Sen sesini bile çıkaramazsın! Resmiyet yoksa, mahkeme boşa kürek çekmek!”

“Fiş biriktiririm, tanık bulurum!”

“Ya da…” diye kurnazca gülümsedi Ayşe, “resmiyete geç.”

“Annem de ‘kocacığım’ diye şakalaşmayı önerdi. Yavaş yavaş alıştır.”

“İşte, harekete geç o zaman!”

***

Leyla, Emreyi her fırsatta “kocam” diye çağırmaya başladı. O da önce gülüp geçti, ama zamanla alıştı. Kendisi de bu oyuna inanmıştıta ki Emrenin patronuna o ölümcül cevabı verene kadar: “Onun karısıyım.”

***

“Altı yıldır beraberiz!” diye sesi titredi Leylanın. “Aile olduğumuzu sanıyordum. Çocuklar, el ele yaşlanmak…”

“Keşke sessiz kalsaydın!” diye odada deli gibi volta attı.

Rate article
Lifequest
Sen bana eş değilsin: Zaten nikah masasına oturmadık, değil mi?