Gel Benimle Gez!

Gel benimle! Şu an bahçemde köpek yok. İyi bir bekçi olursun, hakkını yemem! Bisiklete atladı ve köye doğru yola koyuldu. Yolda dede Ahmet birkaç kez arkasına baktı Ama kimse peşinden gelmiyordu.

O “insana benzemeyen” bir köpekti Tıpkı bazı insanlar için “insana benzemez” derler ya O da öyleydi

Yıllar yıllar önce, dede Ahmet ormana fındık toplamaya gittiğinde bir yavru köpek bulmuştu. Allah bilir nasıl bu yavru, o ıssız ormanda kendini bulmuştu.

Sessizce ormanda dolaşıyordu. Bağlı bile değildi Yağmurdan ıslanmış, minik bir şey Dede Ahmet kaşlarını çattı ve yaklaştı.

Beceriksiz, pek de güzel sayılmazdı Ama yine de Ona bakan kestane gözler Bir yavrunun gözleri değil, bilge bir canlının gözleriydi Dede Ahmet düşünceye daldı.

Gel benimle! Şu an bahçemde köpek yok. İyi bir bekçi olursun, hakkını yemem!

Bisiklete atladı ve köye doğru yola koyuldu. Yolda dede Ahmet birkaç kez arkasına baktı Ama kimse peşinden gelmiyordu. Ahmet o orman karşılaşmasını neredeyse unutmuştu.

Ev işleriyle uğraşıyordu. Ailenin işi az değildi: üç domuz yavrusu, on yavrulu bir dişi domuz, inek Sarıkız, bir düzine tavuk, altı ördek ve yavruları, bir de kedi Zeytin

Dede Ahmet bir sigara sardı Marketten alınanları sevmezdi, bahçe kapısını açtı ve nihayet biraz dinlenip evin önündeki bankta oturacaktı ki, donakaldı

O kestane gözler ona bakıyordu Öyle dikkatle bakıyordu ki Öyle tuhaf bir bakıştı ki, dede ne yapacağını şaşırdı.

Hadi, bahçeye gelsene? Uzun bir sessizlikten sonra yavru geri çekildi ve karanlıkta kayboldu.

Bu birkaç gün boyunca devam etti Her akşam o kestane gözler ona bakıyor, onu değerlendiriyor, sanki ruhunda bir yakınlık arıyordu

Sonra bir gün, dede Ahmet bankta oturup sigara sararken, “o” yanına geldi Kokladı onu ve ayaklarının dibine uzandı

Dede Ahmet pek şefkatli bir adam değildi, hayvanlara daha çok iş gözüyle bakardı Üstelik ömrü boyunca kaç domuz, inek, tavuk kesmişti, sayısını bilmezdi

Köpek bekçilik içindi, kediler fare tutsun diye Hatırlayamadığı kadar çok köpek gelip geçmişti hayatından. Kimi zehirlenmiş, kimi hastalıktan ölmüştü Şimdi de bahçedeki kulübe bomboş duruyordu.

Yaz başında Şimşek son nefesini vermişti Veteriner keneler demişti Kimse de pek üzülmemişti Şimşek için. Dede Ahmet sert bir adamdı, gözyaşı dökecek biri değildi

Karısı Hatice ise daha da güçlü bir kadındı Ne karakterdi be! Bütün köy hâlâ hatırlar, bir danayı yumrukla nasıl bir vuruşta devirdiğini, sadece su içerken eşelendi diye

Dede Ahmet sigarasından bir nefes çekti ve ayaklarının dibinde yatan yavruya baktı. O kestane gözler dikkatle onu izliyordu

Eee, hayvan, galiba benimle yaşamaya karar verdin, öyle mi? Öyleyse dinle Günde iki öğün yiyecek veririm, Allah ne verdiyse Ama hakkını yemem. Kulüben var, sıcacık. Ara sıra geceleyin birkaç saatliğine salarım seni Senin işin bahçeyi beklemek! Kimse korkusuzca kapıdan geçmesin! Kabul ediyorsan, hadi benimle!

İşte böyle başladı onun yeni hayatı Dede Ahmet ona Yıldız adını verdi. Böyle güzel ve melodik bir ismi nereden duyduğu ise bir sırdı Artık Yıldızın sıcak bir kulübesi, büyük bir aile ve bir zinciri vardı.

Zaman geçti, o beceriksiz yavru, kocaman, güzel, güçlü bir köpeğe dönüştü. Köyde herkes ondan korkardı. Hatta dedikodular vardı ki, Yıldızın soyunda kurt kanı vardı

Öyle muhteşem ve farklıydı ki Alışkanlıkları da hiç köpek gibi değildi. Kuyruk sallamaz, el yalamazdı

Dede Ahmet, karısı ya da aile yaklaştığında, Yıldız sadece sakince yatar ve o bilge gözlerle onları izlerdi.

Ama yabancılara gelince Onları parçalayabilirdi Neredeyse hiç havlamazdı bile Hırlardı Ve o hırıltı korkunçtu Ama sadece gündüzleri Bu yüzden kulübesini bahçenin önünden sebzelik tarafına taşıdılar, köylüler kapıyı çalmaktan korkmasın diye

Ama geceleri dede Ahmet bazen onu zincirden çözer ve:

Üç saat sonra geliyorum, burada ol! Bak, sütçü kadınlar sen yüzünden sabah sağıma gidemiyor! Kimseyi rahatsız etme!!! Üç saat!

Kimseyi bir kez olsun ısırmadı ya da korkutmadı Galiba başka işleri vardı Ama tam zamanında dede Ahmet onu her seferinde kulübesinde bulurdu, bu yüzden ona saygı duyardı Belki de Yok, o zamanlar daha anlamamıştı

Şunu da söyleyelim, Yıldız düzenli olarak yavrular getirirdi, doğası gereği. Ama en ilginci, köyde ondan korkulmasına rağmen, yavruları sıcak simit gibi kapışılırdı.

Hatta başka köylerden bile yavru almak için gelirlerdi. Çünkü Yıldızdan korkarlardı ama saygı da duyarlardı Boş yere kimsenin boğazına sarılmazdı Sadece gerektiğinde

O gün sıradan bir yaz günüydü. Kahvaltıdan sonra Yıldız kulübesinin önünde uzanmış, güneşin tadını çıkarıyordu. Bir gözüyle küçük Elifin bahçe kapısındaki kocaman ağacın gölgesinde kum havuzunda oynayışını, diğer gözüyle de babaanne Haticenin sebze bahçesinde çalış

Rate article
Lifequest
Gel Benimle Gez!