Bugün, yazdığım günlükte bir yıl önce aldığımız yazlık evi düşündüm. Elli yaşına geldiğimde, çocukluğumun geçtiği köy evini ve bahçeyi özlediğimi fark ettim. İkinci bir ev alma fikri bana huzur verdi.
Küçük, mütevazı ama bakımlı bir ev bulduk. Ahşap kulübeyi boyadım, çitleri onardım, bahçe kapısını yeniledim. Patates ve sebze yetiştirmek için yeterli toprak vardı, fakat meyve bahçesi pek iyi durumda değildibirkaç ağaç ve bir avuç ahududu dışında hiçbir şey yoktu.
“Endişelenme canım, zamanla düzelteceğiz,” dedim, işe koyulurken.
Eşim Aylin, sebze tarhları arasında dolaşıyor, planlarımı onaylıyordu. Bir yandaki komşularımız sevecen insanlardı, pek sık gelmeseler de bahçelerine özen gösteriyorlardı. Fakat diğer yanımızdaki arazi tamamen bakımsızdı. Çitler yıkılmak üzereydi, her yer yabani otlarla kaplıydı.
O yaz, o otlar bizim için gerçek bir bela oldu.
“Mehmet, bu otlar bizim bahçeye taşıyor, neredeyse her yeri saracaklar!” diye şikayet etti Aylin.
Hemen çapamı kaptım ve otlara saldırdım. Fakat sanki bitmek bilmiyorlardı, her seferinde yeniden çıkıyorlardı.
“Aylin, şu komşunun armut ağaçlarına bak, bu yıl iyi meyve verecekler,” dedim, otların arasından gözüken ağaçlara bakarken.
“Bu kayısı ağacı da harika olacak,” diye ekledi Aylin, dalları bizim bahçeye uzanan bir ağacı göstererek.
“Keşke bu sahipleri bir kere bile gelse,” diye iç geçirdim. “Belki en azından meyveleri toplamaya gelirler.”
İlkbaharda dayanamayıp hortumla komşunun ağaçlarını suladımsıcaktan kavrulmalarını izleyemezdim. Fakat şimdi, bu amansız otlar bize rahat vermiyordu.
“Yaz boyunca en az bir kere biçselerdi,” diye söylendi Aylin.
Bir sonraki gelişimizde, kayısıların bolluğu karşısında şaşkına döndük. Bu bölgede kayısı yetiştirmek alışılmış bir şeydi, ama bakımsız bir bahçede bu kadar verimli olmaları şaşırtıcıydı.
“Hayır, otları ben biçeceğim,” diye karar verdim. “Bu bahçenin otlar altında boğulmasını izleyemem.”
“Bak Mehmet,” dedi Aylin, dalları bizim tarafa sarkan ağaçları göstererek. “En azından bunları toplayalım, yoksa çürüyecekler.”
“Başkalarının bahçesi,” diye temkinli bir şekilde mırıldandı Aylin.
“Zaten boşa gidecek,” diyerek olgun meyveleri toplamaya başladım.
“O zaman hadi torunlar için ahududu toplayalım,” dedi Aylin. “Sen otları biçtin, bu emeğinin karşılığı olsun.”
“Sanki bütün bahçeyi toplayabiliriz gibi,” diye düşündüm. “Kimse ilgilenmiyor, bizim arazimize yapışmış bir yetim gibi duruyor.”
İşteyken, bir molada meslektaşlarımın sohbetine katıldım. Şoförler, hayat tecrübelerini paylaşıyorlardı.
“Biri bahçeme girip ağaçlarımı sallıyor, iki kez yaptılar,” diye yakınıyordu emekliliğe yaklaşan Ali Bey.
Bunu duyunca terledim; kayısıları Aylinle topladığımız aklıma geldi. Armutlar da olgunlaşmaya başlıyordu.
“Yazlığın nerede?” diye sormaktan kendimi alamadım, cevaptan korkarak.
“Şu Bahçelievlerdeki kooperatifte.”
“Ah,” diye iç çektim. “Bizimki biraz daha yukarıda.”
“Sizin oralar daha erken olgunlaşıyor,” diye kabul etti Ali. “Bizde her şey geç olur ama yine de gelip çalıyorlar, hatta birkaç patates bile sökmüşler. Tuzak kurmayı düşünüyorum.”
“Tuzak kurarsan başın belaya girer,” dedi biri. “Seni hapse atarlar.”
“Peki çalmak serbest mi?” diye öfkelendi Ali.
Eve döndüğümde, komşunun bahçesinden meyve topladığımız günün hatırası beni rahatsız etti. Alinin bahçesi olmasa da vicdanım sızlıyordu.
Çocukken başkaydı. Başkalarının bahçelerine girer, belki iki üç kez meyve koparırdım, ama oyun olsun diye.
Şimdiyse, komşuların kayısılarını toplamıştık. Üstelik armutları da gözümüzdeydi.
Tabii ki kendi ağaçlarımızı dikmiştik, zamanla büyüyeceklerdi. Ama şu komşunun kayısı ağacı… Boşa gitmesi yazık olurdu.
“Kimse gelmeyecek,” diye beni yatıştırmaya çalıştı Aylin. “Bir yıldır gelmedilerse, şimdi de gelmezler.”
“Ama kendimi hırsız gibi hissediyorum,” diye sızlandım.
“Kayısıları atayım mı?” diye sordu Aylin. “Aslında yarısını çocuklara verdim bile.”
“Bırak, artık çok geç.”
Böylece, o yazı komşunun bahçesini temizleyerek geçirdik. Armutları gözlüyor, sahiplerinin çıkıp gelmesini umuyorduk.
Ama meyveler yere düştüğünde, Aylin önlüğüne birkaç tane topladı.
Sonbaharda, kendi bahçemizi düzene soktuktan sonra, komşunun arazisine son bir kez baktık. Çit bile sanki iç çekiyor, eğri tahtalarını düzeltmemizi istiyor gibiydi.
Kapının yanında geçici bir yapıdan kalan çürümüş tahta parçaları, cam kırıkları, bez parçaları vardı. Ama buna rağmen, birkaç sonbahar çiçeği açmaya çalışıyordu.
O kış, yaz günlerini düşünüp hüzünlendim.
İlkbahar geldiğinde, ilk otlar çıkar çıkmaz yazlığa gittik.
“Bu yıl sahipleri gelir mi acaba?” diye sordu Aylin, bakımsız bahçeden bahsederken.
“Yazık oldu bu bahç




