Bugün, klinikte çok hüzünlü bir olay yaşadım. Yaşlı bir adam, köpeğini uyutmak için getirmişti çünkü tedavi masraflarını karşılayacak parası yoktu. Adamın gözyaşları ve köpeğin üzgün bakışları karşısında veteriner olarak tek doğru kararı verdim.
Derler ki mutluluk parayla satın alınamaz, ama bazen kaderimizi belirleyen yine paradır. Yaşlı adam, dört ayaklı dostunun hayatını kurtarmak için gereken tedavi ücretini ödeyemeyecek durumdaydı.
Klinikte derin bir sessizlik vardı. Köşede, masanın üzerinde yatan sokak köpeği ve onu okşayan efendisini izliyordum. Sadece köpeğin hırıltılı nefesi ve adamın iç çekişleri duyuluyordu. Yaşlı adam, dostundan ayrılmak istemiyordu.
Ben, genç veteriner Emre Yılmaz, hayvanların uyutulması sırasında böyle duygusal anlara çok şahit olmuştum. İnsanlar, tüylü arkadaşlarına bütün kalpleriyle bağlanırlar. Ama bu seferki farklıydı.
Üç gün önce, kapımda ilk gördüğümde bu ikiliyi hatırladım. Sessiz bir ihtiyar, 9 yaşındaki köpeği Karabaşı acil muayeneye getirmişti. Hayvan iki gündür ayağa kalkamıyordu ve yaşlı adam endişeli görünüyordu. Bana anlattığına göre, Karabaştan başka kimsesi yoktu.
Köpeği muayene ettim. Ciddi bir enfeksiyon geçiriyordu ve acil, pahalı bir tedavi gerekiyordu. Aksi halde, hayvan dayanılmaz acılar içinde ölecekti. “Eğer tedavi edemeyecekseniz,” demiştim soğuk bir tonla, “uyutmak daha merhametli olacaktır.” O gün adamın ne hissettiğini şimdi anlıyordum, ama o an hiç düşünmemiştim.
Doktorun sözlerinin ardından, yaşlı adam masanın üzerine buruşuk banknotlar ve bozuklukları bırakmış, Karabaşı kucağına alıp gitmişti. Ve bugün, yeniden kliniğe gelmişti. “Affedin doktor bey,” demişti gözlerini kaçırarak, “sadece uyutma parasını toplayabildim.”
Şimdi, yaşlı adam köpeğine veda etmek için beş dakika daha isteyince, bu ikiliye bakıp dünyanın neden bu kadar adaletsiz olduğunu düşündüm. Milyonları olanlar canlılara değer vermezken, bu fakir ihtiyar ve ölmekte olan köpeği böylesine saf bir sevgiyle doluydu.
Boğazım düğümlendi. Adamın omzuna elimi koydum. “Onu tedavi edeceğim,” dedim titreyen bir sesle. “Karabaşı kendi paramla iyileştireceğim. Daha yaşlı değil, koşup oynayabilir.” Yaşlı adamın omuzlarının sessiz gözyaşlarıyla titrediğini hissettim.
Bir hafta sonra, Karabaş sağlam bir şekilde ayakları üzerinde duruyordu. Serumlar ve doğru tedavi işe yaramıştı. Genç bir doktor olarak kendimi mutlu hissediyordum. Belki umutsuz bir ihtiyar ve sokak köpeği için küçük bir şey yapmıştım, ama aslında bu, büyük bir iyilikti.
Ne mutlu ki dünyada böyle duyarlı ve cömert insanlar var!
Bugün şunu öğrendim: Bazen küçük bir iyilik, birinin dünyasını değiştirebilir.




