Bugün günlüğüme bir hikaye yazmak istiyorum. Duygularım karmaşık, ama paylaşmam gerektiğini hissediyorum.
Patronumuz, temizlik görevlisi Ayşe’ye maddi yardım etmek istemişti. Ancak onun çantasında beklenmedik bir şey buldu.
Yüksek mevkideki yöneticimiz Hasan Bey, sessizce Ayşe’ye destek olmak istedi ama çantasını açınca şaşkınlığa uğradı.
Hasan, ağlamaklı genç temizlik görevlisi Ayşe’yi bir köşede otururken fark etti.
“Affedersin, yardımcı olabilir miyim? Ne oldu? Birisi seni incitti mi?” diye nazikçe sordu.
Ayşe irkildi, hızla gözyaşlarını sildi ve “Üzgünüm, sorun değil,” diye cevap verdi.
“Özür dileme. Gerçekten her şey yolunda mı?” diye ısrarla sordu Hasan.
“Evet, affedersiniz, işime dönmem gerekiyor,” dedi ve hızla oradan uzaklaştı.
Yalnız kalan Hasan, içinden, “Dumansız ateş olmaz,” diye düşündü. Ofisine doğru yürürken, Ayşe’ye nasıl yardım edebileceğini düşünüyordu. Sonra aklına Fatma Hanım’la konuşmak geldi.
Fatma Hanım, uzun süredir burada çalışıyordu ve herkesi tanırdı. Hasan, defterinden onun numarasını bulup aradı.
“İyi günler, Fatma Hanım. On dakika içinde ofisime gelebilir misiniz?”
Kısa süre sonra Fatma Hanım, Hasan’ın odasında çayını yudumluyordu.
“Belki de sizi sadece çay içmeye çağırdım?” diye şakayla karışık sordu Hasan. “Bir yönetici, temizlik görevlisine neden çay ısmarlayamaz ki?”
Fatma Hanım gülümsedi:
“Aman Hasan Bey, bırakın şakayı. Ne öğrenmek istediniz?”
“Size bir sorum var. Çalışanlarımızı sizden daha iyi kim tanır?” dedi, konuya hazırlanarak. “Yeni temizlik görevlimiz Ayşe hakkında ne düşünüyorsunuz?”
“O iyi bir kız. Çalışkan. Hayat ona gülmüyor ama pes etmiyor. Bir şey mi oldu?” diye sordu Fatma Hanım.
“Onu ağlarken gördüm. Sordum ama kaçtı,” diye açıkladı Hasan.
Fatma Hanım kaşlarını çattı:
“Burada ağlıyordu. Ona, o kibirli kızlara aldırmamasını söyledim. Onların tek derdi makyaj ve giyim. Ayşe her şeyi içine atıyor.”
“Birisi onu incitmiş mi? Nasıl?” diye merakla sordu Hasan.
“Her şey buraya geldiğinde başladı. Bizim kızlar süslü püslü, gösteriş meraklısı, Ayşe ise doğal güzelliğiyle dikkat çekiyor. Onu hor görüyorlarzayıf olanı ezmek, güçsüzü eğlence konusu yapmak… Erkeklerde de böyle değil mi? Güçsüzlüğü hissettiklerinde eğleniyorlar,” diye anlattı Fatma Hanım.
Hasan, iş yerindeki dedikodulardan nefret ederdi ama gerçeği öğrenmek istedi:
“Nasıl incitiyorlar onu?”
“Giyimiyle, görünüşüyle dalga geçiyorlar. Ona ‘fakir kraliçe,’ ‘eşek derisi’ diyorlar. Hiç modaya uygun ayakkabısı ya da kıyafeti yok… Hep aynı şeyler,” dedi Fatma Hanım.
Hasan şaşırdı:
“Ekibimizde herkes yüksek eğitimli, bu nasıl mümkün olabilir? Yanılıyor olabilir misiniz?”
“Hayır, yanılmıyorum. Hatta Sibeli uyardım, ‘Bırak artık.’ Ama onlar için bu eğlence,” diye açıkça cevapladı Fatma Hanım.
“Peki yaşam koşulları gerçekten bu kadar zor mu?” diye sordu Hasan.
“Evet, annesi hasta ama engelli raporu alamıyor. Çalışamıyor ama ilaçlara ihtiyacı var. Ayşe elinden geleni yapıyor. Zeki bir kız ama okuyacak vakti yok,” diye paylaştı Fatma Hanım. Hasan düşündü: Bu modern dünyada insanlar nasıl böyle davranabilir? Bilgi için Fatma Hanım’a teşekkür edip onu uğurladı ve insanlar arasındaki bu adaletsizlik üzerine düşünmeye başladı.
Uzun düşüncelerden sonra Hasan, müdahale etmeye ve durumu değiştirmeye karar verdi. Cüzdanındaki tüm parayı alarak, Ayşe ve Fatma Hanımın temizlik yaptığı koridora yöneldi.
Temizlikçilerin işi çoktu, bu yüzden sessizce odalarına girdi. Ayşe’nin çantası hemen dikkatini çekti. Cüzdanını açıp gizlice para koymayı düşündü. Bunu açıkça yapsaydı, onu utandırabilirdi.
Paraları yerleştirmek üzereydi ki, cüzdanda parıldayan altın bir haç gördü. Bu haç, onun babasına aitti! Hasan şok oldu.
Bu haç eşsizdibir zamanlar babasının boynundaydı. Aniden yirmi yıl öncesine gitti. Hasan’ın annesi aniden hastalanmış, durumu her geçen gün kötüleşmişti. On yaşındaki çocuk, babasının yorgun ve çaresiz halini izlerken, annesini doktorlara götürüyordu ama tedaviler işe yaramıyordu.
O sabah annesi kahvaltı hazırlıyordu. İyileşiyor gibiydi, Hasan iyileşmenin yakın olduğunu düşünmüştü. Ancak evden çıkamadan annesi solgunlaşıp yere yığıldı. Babası onu kucağına alarak:
“Çabuk ol, arabaya, hastaneye gidiyoruz!” diye bağırdı.
Hasan, annesinin elini tutmuş, sessizce ağlıyordu. Babası o kadar hızlı sürüyordu ki herkes yol veriyordu. Şehir yakındı ama bir virajda başka bir arabayla çarpıştılar.
Babası her şeyi zamanında yetiştireceğinden emindi ama karşıdan gelen sürücü paniklemiş, kontrolü kaybetmişti. Babası fren yaparken:
“Kahretsin!” diye bağırdı. Arabayı durduramadı ama kaza oldudiğer araba takla attı.
Babası, devrilen arabaya yaklaştı.
Ön camdaki çatlağa bakan Hasan, altı yaşlarında bir kız çocuğu gördü. Direksiyondaki annesinin yüzü
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



