**Günlük**
“Görüyorum seni, saklanma. Bizim apartmanımızda ne işin var?” diye mırıldandım. Kedi, suçlu bir ifadeyle baktı, donmuş patilerini tüylerinden eriyen buzun oluşturduğu küçük su birikintisinin kenarında usulca hareket ettiriyordu.
Tam olarak ne zaman ortaya çıktı bu tüylü sokak kedisi, kimse hatırlamıyordu. Sessiz, neredeyse görünmez bir gölge gibi yaşıyordugüzel ama kirli, zayıf düşmüş bir kedi. Baharda göründüğünü biliyorlardı sadece.
Bir kız, elinden geldiğince ona bakmıştı: Soğukta bodrum kapısını açık bırakıyor, eski kıyafetler seriyordu altına. Bir gün, patisinde yara görünce yeşil boya bile sürmüştü.
Böylece yaşadı kedisessiz, dikkatli, neredeyse görünmez…
Bir gün, aynı kızı beyaz bir elbiseyle, saçına takılmış çiçeklerle apartmandan çıkarken gördü. Yanında şık giyinmiş bir adam vardı. Etraflarında insanlar, kahkahalar, alkışlar… Hepsi kurdelelerle süslü arabalara binip gittiler. O günden sonra o tatlı kızı bir daha gören olmadı.
Kedi yalnız kaldı. Açlıktan geceleri çöp tenekelerine sokuldukaranlıkta daha sakindi, başıboş köpekler gelmeden yiyecek bulma şansı vardı.
En önemlisi, o kötü köpeklerden uzak durmaktı. Böylece hayatta kaldı… Ta ki acımasız soğuklar başlayana ve yeni apartman görevlisi onu bodrumdan kovana kadar. Artık kapı hep kilitliydi.
Nereye gidecekti? Donmuş bir halde apartman girişine sığındı. Ama orada da istenmiyordu. Kimisi kovalıyor, kimisi bağırıp tekme atıyordu. Titreyen bu canlıyı içeri almak isteyen yoktu.
Bir akşam, son çareyle beş katlı binanın merdivenlerine sığındı. Artık ne korkacak ne de umut edecek gücü vardı. Umurunda değildisadece o gece donup ölmesin diye.
İlk fark eden, ikinci katta oturan “Leyla Teyze” oldu. Kat malikeleri toplantılarında sözünü esirgemeyen, adil bir kadındı. Komşular ona saygı duyardı. Tam o sırada posta kutusuna bakmaya gelmiştikira faturasını bekliyordu.
Kedi, sığındığı radyatörün yanına sinmiş, zar zor nefes alıyordu. Tüyleri buz tutmuş, gözlerinde yalvarış ve bitkinlik vardı.
“Görüyorum seni, saklanma. Seni buraya ne getirdi? Donmuşsun, açsın, değil mi?” diye çıkıştı Leyla Teyze.
Kedi, suçlu bir ifadeyle baktı, donmuş patilerini zorlukla hareket ettiriyordu.
“Peki, ne yapalım şimdi seninle… Bekle biraz…”
O, açlığın ne demek olduğunu biliyordu. Zorlukla merdivenleri çıkıp bir kase yemek, su ve eski bir yün kazakla geri döndü.
“Al, ye. Zavallı şey, korkma, elinden almayacağım,” diye iç çekti, kedinin aceleyle yediğini izlerken.
Kazağı serdi, sonra döndü, faturayı unutmuştu bile…
Kedi, ilk defa rahat bir yer bulmuştu. Burası onun eviydi artık, bu sert ama iyi kalpli kadın da sahibi.
Onu kovmasınlar diye uslu durdu, eski günlerdeki gibi sessiz ve disiplinliydi. Leyla Teyze ona isim bile verdi**Pamuk**.
Ama herkes memnun değildi. Üçüncü kattaki Durmuşlar geldi. Adnan Bey, kediyi hor görerek baktı.
“Burası hayvanat bahçesi mi?”
Karısı, lüks kürküne bürünmüş, burnunu tıkadı.
“Adnan, bu kedinin kokusu var!”
“Atın şunu dışarı!” diye emretti.
Leyla Teyze dik durdu:
“Neden? Kimseyi rahatsız etmiyor. Kalsın burada.”
“Tamam, şimdi zabıtayı ararım, alırlar bunu. Seni de cezalandırırlar!”
“Harika. Ben de vergi denetimine haber veririm. Bakalım, bir depo sorumlusu nasıl böyle lüks içinde yaşıyor? Komşular da şahittir. Kediyi incitmeyi deneyin de görün!”
O günden sonra Pamuka dokunmadılar. Hatta her gördüğüne havlayan Gofret bile onu görmezden geldi.
Haftalar geçti, herkes alıştı. Ama Leyla Teyze biliyordu: Pamuk için güvende değildi. Evcilleşmiş gibiydi ama hâlâ sokak kedisiydi.
Onu içeri almayı düşündü ama Pamuk evlere girmekten korkuyordu. Sanki başına bir şey gelmişti.
Leyla Teyze zorlamadı, belki bir gün kendi isteğiyle gelir diye bekledi.
Ve gerçekten de, ne zaman kapıyı kapatsa, Pamuk gizlice takip ediyor, dinliyor, ama içeri girmiyordu
Şubat ayında, bir kar fırtınasında, Leyla Teyze korkuyla uyandınefes alamıyordu. Acı bütün vücudunu sarmıştı, bağıracak hâli yoktu. Etrafı sis gibiydi…
Komşuları Pamukun çığlıkları uyandırdı. Kapıyı tırmalıyor, çılgınca miyavlıyordu.
Koşup geldiler, kapıyı çaldılar, cevap yoktu. Sonra üçüncü kattan Neriman Hanım indi:
“Bende yedek anahtar var. Leylayla anlaşmamız böyleydi…”
Açtılar, ambulans çağırdılar. Pamuk yerinden ayrılmadıyatağın altında oturmuş, acı acı miyavlıyordu.
Leyla Teyzenin ailesi yoktu. Hepsi zor zamanlarda kaybetmişti. Yalnızdı…
Ama komşuları hastaneye geldi, küçük hediyeler getirdiler. O ise her seferinde aynı şeyi söylüyordu:
“Pamukuma iyi bakın. Doyurun, geri gelmesine izin verin. O benim hayatımı kurtardı…”
Üç hafta sonra, bir mart sabahı, Leyla Teyze eve döndü. Pamuk, sanki biliyormuş gibi kapıda bekliyordu.
Kadın, kollarını açtı:
“Hadi eve, Pam




