Cem, gelini bekliyordu. Misafirler toplanmış, gün dakikalara bölünmüştü, ancak her zamanki gibi dakik olan Aylin, hiç haber vermeden gecikiyordu.
“Galiba gelmeyecek!” diyen birisi omzuna vurarak şaka yaptı.
Ama Cem, acımasızca dakikaları sayan saate gözlerini dikmiş, hâlâ umut ediyordu…
Aylin, üç çocuğun en genciydi. Babası Selim Demir, bir gün sokakları süpürürken, ertesi gün fabrikada çalışırken, bir diğer gün de kasabın yanında iş bulmuş, eve hep yorgun dönen bir adamdı. Annesi Ayşe ise eski kıyafetleri onarır, büyüklerden küçüklere aktarırdı. Çocuklar, kendi köşelerinde fısıldaşarak veya sessizce otururlardı, anne babasına yük olmamak için.
Aylin, çocukluğunu böyle hatırlıyordu: uzun, gri akşamlar ve ne pahasına olursa olsun korunması gereken bir sessizlik. Evin dışında kendisi olabiliyordu, okuldan sonra tiyatro kulübünde arkadaşlarıyla kalır, orada parlak ve özgür hissediyordu.
İşçi semtlerinde çocukluk çabuk biterdi. 1930’da, Aylin 13 yaşına geldiğinde ilkokulu bitirdi, ama ortaokula devam edemediailesinin parası yoktu. Genç Aylin, bir kuaförde çırak olarak çalışmaya başladı, sonra da bir mağazada iş buldu.
Şapka reyonunda çalışan bu güzel satış elemanını bir reklam yönetmeni fark etti. Aylin’e küçük bir ek ödeme karşılığında kamera önüne geçmesi teklif edildi. O da seve seve kabul etti. Çünkü Selim Bey hastalanmış, ailenin birikmiş azıcık parası tükenmişti.
Kısa film, hatta sinemalarda bile gösterildi ve Aylin, yönetmen Emre Pekşen’in dikkatini çekti. Emre Bey, onu “Serseri Ahmet” adlı komedide oynattı, ayrıca Devlet Tiyatrosu’nun yanındaki oyunculuk okuluna bursla yerleşmesini sağladı. Yoksa 17 yaşındaki Aylin, böyle prestijli bir okulun ücretini asla ödeyemezdi!
Okulda ünlü Türk oyuncular ve yönetmenler ders veriyordu. Ve onlardan biri40 yaşındaki Murat Sertelyeteneğiyle göz kamaştıran bu genç kızı fark etti. Onun himayesi, Aylin’e Nobel ödüllü yazar Halide Edip Adıvar’ın bir romanından uyarlanan filmde başrolü getirdi. Ayrıca ona yeni, çarpıcı bir soyadı verdi: Aylin Demir, artık Aylin Işık olmuştu.
Ancak Murat Sertel’in ilgisi pahalıya patladı. Her aldığı kiloyu sertçe eleştiriyor, kıyafetlerini seçiyor, her dediğini yapmasını istiyordu. Sette herkes, Murat’ın genç musasına bağırıp onu ağlattığı anlarda utancından bakışlarını kaçırıyordu.
Aylin, yoksul ve mutsuz çocukluğunu hatırlayarak sabretti. Asla o küçük işçi mahallesine dönmek istemiyordu.
Sabrının karşılığını aldı. Ünlü film yapımcısı Levent Arslan, Murat’ı Yeşilçam’a davet ettiğinde, Türk yönetmen şart koştu: “Ben sadece kendi oyuncumla çalışırım!” Aylin, 1920’lerin Amerikan filmlerindeki seksi yıldızlara hiç benzemiyordu, ama Levent Bey yine de kabul etti.
Fakat Murat ve Aylin, umut dolu bir şekilde İstanbul’a gittiklerinde… Sessizlikle karşılaştılar. Stüdyodan kimse onlarla bağlantıya geçmiyordu. İki ay bekledikten sonra, çaresiz ikili Yeşilçam’a gitti. Ama orada da aynı sessizlik vardı.
Sonunda Aylin, Levent’i atlayarak doğrudan yapımcı İrfan Yılmaz’ın setine gitti. Onu etkilemeyi başardı: Artık Aylin bir yıldız olacaktı. İngilizce dersleri, diyet, diş tedavisi, güzellik uzmanları…
“Baştan Çıkarıcı” filminde zarif bir kontesi oynadığında, artık kimse onu o işçi mahallesinin kızı olarak tanıyamazdı.
Sessiz filmleri inanılmaz popüler oldu. 1935’te stüdyonun en çok kazandıran oyuncusuydu. Bu sırada Murat Sertel’den ayrılmıştıstüdyo sahipleriyle sürekli kavga ettikten sonra onu kovmuşlardı.
Ama bir hoca kaybetmişken, Aylin hemen yenisini buldu. Yakışıklı oyuncu Cem Güneş, uzun zamandır sektörde olan bir isimdi ve Aylin’le tutkulu bir aşk yaşamaya başladılar.
Stüdyo, bu aşkı büyük bir reklam malzemesi yaptı… Ancak her şey aniden bitti. Cem, birkaç kez evlenme teklif etti ve sonunda Aylin kabul etti. Büyük bir düğün hazırlandıaynı gün arkadaşları da evlenecekti…
Ama Aylin kendi düğününe gelmedi. Cem, utancından dostlarını üzmemek için törende misafir olarak kaldı. O gece onun için kötü bitti: Levent Arslan’la, başarısızlığını ima eden bir şaka yaptığı için kavga etti. Bundan sonra Cem’in kariyeri hızla düşüşe geçti…
Aylin’in bu skandal hareketi Yeşilçam’da konuşuldu. Düğünden bir gün önce Cem’in sadakatsizliğini öğrendiği söylentileri yayıldı, ama Aylin bunları reddetti.
“Korktum. Evlendiğinde bana hükmetmesinden korktum, bunu istemedim,” diye diplomatik bir cevap verdi.
Sesli filmler birçok oyuncunun kariyerini bitirdi, çünkü sesleri kötü çıkıyordu. Ama Aylin, Türkçeyi öyle güzel öğrenmişti ki, aksanı bile belli olmuyordu. 1940’ta ilk sesli filmi çıktığında, yılın en çok izlenen filmi oldu.
Şöhreti hızla büyüdü. Artık kuralları o koyuyordu. Cem Güneş’in artık oynatılmadığını öğrenince, onunla anlaşma yapılmasını istedi.
Cem




