Gelecek Yazı Beklerken

Pencerenin dışında erken bir yaz sabahıydı; uzun günler, yeşil yapraklar camlara yapışmış, adeta fazla ışığı engelliyordu. Evin pencereleri ardına kadar açıktı; sessizliğin içinde kuş cıvıltıları ve sokaktan gelen seyrek çocuk sesleri duyuluyordu. Bu evde, her eşyanın çoktan yerini bulduğu o evde, kırk beş yaşındaki Ayşe ile on yedi yaşındaki oğlu Emre yaşıyordu. Bu haziran ayında her şey biraz farklıydı: havada tazelikten çok, bir gerilim vardı, rüzgâr essede gitmeyen bir gerginlik.

Emre’nin üniversite sınav sonuçlarının geldiği o sabah, Ayşe uzun süre hatırlayacaktı. Emre mutfak masasında telefonuna bakıyor, omuzları gergin, sessizdi. Ayşe ocak başında durmuş, ne diyeceğini bilemiyordu. Sonunda Emre konuştu: “Anne, olmadı.” Sesi düzdü ama yorgunluk hissediliyordu. Bu yıl yorgunluk ikisi için de alışılmış bir hâl almıştı. Emre okuldan sonra neredeyse hiç dışarı çıkmamış, sınava kendi kendine hazırlanmış, lisedeki ücretsiz kurslara gitmişti. Ayşe baskı yapmamaya çalışmıştı: ona nane çayı getirir, bazen yanına oturur, sessizce dururdu. Şimdi her şey baştan başlıyordu.

Bu haber, Ayşe için buz gibi bir su gibiydi. Biliyordu: sınav tekrarı için okulun süreçlerini aşmak gerekecek, yeniden formalitelerle uğraşacaklardı. Özel dersler için para yoktu. Emre’nin babası uzun zamandır ayrı yaşıyor ve hiç ilgilenmiyordu. Akşam yemeğinde ikisi de sessizdi, herkes kendi düşüncelerine dalmıştı. Ayşe kafasında seçenekleri döndürüyordu: uygun fiyatlı öğretmenler nereden bulunur, Emre’yi yeniden denemeye nasıl ikna eder, ona ve kendine destek olacak gücü bulabilir miydi?

O günlerde Emre adeta otomatik pilotta gibiydi. Odasında bilgisayarın yanında bir yığın defter duruyordu. Matematik ve Türkçe testlerini yeniden çözüyor, baharda yaptığı aynı sorulara dönüyordu. Bazen öyle uzun süre pencereye bakardı ki, sanki bir an önce çıkıp gidecekmiş gibiydi. Sorulara kısa cevaplar verirdi. Ayşe görüyordu: o konulara dönmek onu incitiyordu. Ama başka seçenek yoktu. Üniversiteye sınavsız girilemezdi. Yani, yeniden hazırlanmak gerekiyordu.

Ertesi günün akşamı birlikte bir plan yaptılar. Ayşe bilgisayarı açtı ve özel ders öğretmenleri aramayı önerdi.

“Belki yeni birini deneyelim?” diye üstü kapalı sordu.
“Kendim halledebilirim,” diye mırıldandı Emre.

Ayşe iç çekti. Biliyordu: yardım istemekten utanıyordu. Ama bir kez tek başına denemişti ve sonuç buydu. O an oğlunu kucaklamak istedi ama kendini tuttu. Bunun yerine konuyu yavaşça programa getirdi: günde kaç saat çalışabilirdi, yöntemi değiştirmeli miydi, baharda en zor ne olmuştu? Yavaş yavaş konuşma yumuşadı ikisi de anlıyordu: geri dönüş yoktu.

Birkaç gün sonra Ayşe tanıdıklarını arayıp öğretmenlerin numaralarını soruyordu. Okul grubunda bir kadın buldu matematikten özel ders veren Selma Hanım. Deneme dersi için anlaştılar. Emre kulak ardı ediyordu; hâlâ mesafeliydi. Ama akşam annesi ona Türkçe ve sosyal bilgilerden özel ders öğretmenlerinin listesini getirince, isteksizce birlikte bakmayı kabul etti.

Yazın ilk haftaları yeni bir rutinde geçti. Sabahları birlikte kahvaltı: yulaf, limonlu veya naneli çay; bazen pazardan alınan erkenci meyveler tabakta belirirdi. Sonra matematik dersi: öğretmenin programına göre ya çevrimiçi ya da evdeydi. Öğleden sonra kısa bir mola ve test çözme. Akşamları hataları konuşmak veya diğer derslerden öğretmenlerle görüşmek.

Her geçen gün yorgunluk artıyordu ikisi için de. İkinci haftanın sonunda gerginlik küçük şeylerde bile belli oluyordu: biri ekmeği almayı unutur, biri ütüyü açık bırakır, önemsiz şeylere sinirlenirlerdi. Bir akşam yemeğinde Emre çatalını tabağa sertçe bıraktı:

“Beni neden kontrol ediyorsun? Ben artık büyüdüm!”

Ayşe açıklamaya çalıştı: onun programını bilmek, günü düzenlemesine yardım etmek istiyordu. Ama Emre sadece sessizce pencereye baktı.

Yaz ortasına doğru eski yöntemin işe yaramadığı anlaşıldı. Öğretmenler farklıydı bazıları ezber dayatıyor, bazıları açıklama yapmadan zor sorular veriyordu; bazen ders sonrası Emre bitkin düşüyordu. Ayşe bunu görüyor ve kendine kızıyordu: belki de fazla baskı yapmıştı? Ev akşamları bunaltıcı oluyordu; pencereler açık olsa da ne beden ne de ruh rahatlıyordu.

Birkaç kez dinlenme veya birlikte yürüyüşten bahsetmeye çalıştı en azından kısa bir değişiklik olsun diye. Ama çoğu kez konu tartışmaya dönüşüyordu: ya Emre sokakta vakit kaybetmeyi anlamsız buluyor, ya da Ayşe haftalık çalışma planlarını sayıp döküyordu.

Bir akşam gerginlik zirve yaptı. O gün çok zor geçmişti: öğretmen Emre’ye zor bir matematik denemesi vermiş, sonuç beklenenden kötü çıkmıştı. Emre eve kasvetli dönmüş, odasına kapanmıştı. Sonra Ayşe hafif bir kapı sesi duydu ve usulca içeri girdi.

“Konuşabilir miyiz?” diye sordu.
“Ne?”
“Hadi biraz konuşalım…”

Emre uzun süre suskun kaldı. Sonra konuştu:

“Yine her şeyi mahved

Rate article
Lifequest
Gelecek Yazı Beklerken