Ece, sevimli bebeği Emiri balkonda uyurken bırakıp kahvaltıdan sonra bulaşıkları yıkıyordu ki, kaynanası Gülten aradı. Telefonun diğer ucundan gelen ses, her zamanki gibi sıcak ve neşeliydi.
“Ececiğim, bir ricam var,” diye başladı Gülten. “Torunumu çok özledim. Size gelebilir miyim?”
Ecenin içine bir kuşku düşmedi. Kaynanası ülkenin batısında yaşıyordu ve nadiren görüşüyorlardı. Emir doğduktan sonra iletişimleri sadece telefonla sınırlı kalmıştı.
“Tabii ki, Gülten Teyze, buyurun gelin. Emiri mutlaka görmelisiniz, çünkü çok hızlı büyüyor,” dedi Ece.
“Peki ne kadar kalabilirim? Bir hafta mesela?”
“Olur, tabii,” diye cevapladı Ece cömertçe. “Salondaki kanepe açılıyor, rahat edersiniz.”
Kaynanası sevinçle hareketlendi:
“Ay, sağ ol canım. O zaman birkaç güne gelirim. Biletleri zaten almıştım, ihtiyat olsun diye.”
Ece gülümsedi. Konuşma bittikten sonra kocası Murata gelecek misafirden bahsetti.
“Tamam, gelsin,” diye onayladı Murat. “Annemi uzun zamandır görmedim.”
Üç gün sonra Ece, Gültenden bir mesaj aldı:
“Bugün geliyorum, karşılamaya gerek yok, taksiyle gelirim.”
Ece salondaki kanepesini hazırladı, fazladan alışveriş yaptı, hatta bir pasta bile aldı.
Akşam vakti Gülten, iki büyük valiz ve kocaman bir gülümsemeyle çıkageldi. Ama arkasında, koridorda bir erkek silueti belirdi.
“Ececiğim, tanıştırayım,” dedi Gülten neşeyle. “Bu Cemal, arkadaşım. Onun da İstanbula işi düşmüştü, birlikte gelip tanışalım dedik.”
Ece şaşkınlıkla altmışlı yaşlarında, solgun yüzlü, yıpranmış bir takım elbiseli ve eski bir bavullu adamı süzdü.
“Merhaba,” diye mırıldandı.
“Memnun oldum,” diye cevapladı Cemal ve elini uzattı. “Gülten Hanım sizden çok bahsetti.”
Ece misafirleri salona aldı ve durumu anlamaya çalıştı. Fısıldayarak kaynanasına sordu:
“Gülten Teyze, Cemal Bey nerede kalacak? Tek başınıza geleceğinizi söylemiştiniz.”
“Ne var bunda?” diye şaşırdı Gülten. “Kanepe büyük, sığarız. Cemal mütevazıdır.”
Ece salonun ortasında durmuş, durumu hazmetmeye çalışıyordu. Kiraladıkları iki odalı daire, üç kişilik bir aile içindi. Şimdi birden beş kişi olmuşlardı.
“Gülten Teyze, ama ben sadece bir kişi için hazırlık yaptım. Üstelik küçük bir bebeğimiz var, yer dar.”
Gülten çantasını açmaya başlamıştı bile:
“Ececiğim, merak etme. Biz mütevazı insanlarız, fazla yer kaplamayız. Değil mi, Cemal?”
Cemal başını salladı ve daireyi meraklı gözlerle inceledi:
“Güzel ev. Semt de iyi, ulaşım da yakın. İş aramak için ideal.”
“İş mi arıyorsunuz?” diye tekrarladı Ece.
“Evet, İstanbulda iş bulmayı düşünüyorum,” diye açıkladı Cemal. “Bizim kasabada iş imkânı yok, burada şansımı deneyeceğim.”
Ecenin başı dönmeye başlamıştı. Demek birkaç günlüğüne gelmemişti.
“Peki ne kadar kalacaksınız?”
“Eh, ne kadara kısmet,” diye cevapladı Gülten. “Cemalin iş bulması zaman alabilir.”
Ece şaşkınlığını belli etmeden mutfağa gitti ve akşam yemeğini hazırlamaya başladı. Tam o sırada Murat işten döndü.
“Selam, nasılsınız? Annem geldi mi?”
“Geldi. Ve yalnız değil.”
Murat durdu:
“Nasıl yani?”
“Bir de tanıştırayım, Cemal Bey.”
Murat salona girdiğinde Gülten, Cemale telefonundan aile fotoğraflarını gösteriyordu.
“Anne, yanında birisi olacağını söylememiştin.”
“Muratım, oğlum,” diye sevindi Gülten. “İşte sonunda tanışacaksınız. Cemal, bu benim oğlum.”
İki erkek tokalaştı. Cemal dostça gülümsedi:
“Gülten Hanım sizden çok övgüyle bahsetti. Güzel bir aile kurmuşsunuz.”
“Sağ olun,” diye kısa cevapladı Murat. “Anne, bir konuşabilir miyiz?”
Mutfağa geçtiler. Ece yemekle meşgul gibi yapıyordu ama konuşmayı dinliyordu.
“Anne, aklını mı kaçırdın? Tanımadığın bir adamı evimize getirmek nedir?”
“Muratım, bağırma. Cemal iyi bir insan, altı aydır arkadaşız.”
“Arkadaşlık yapın, ama bizim evde değil!”
Gülten alındı:
“Demek böyle. Anne sadece engel oluyor. Ben oğlumun sevineceğini sanmıştım.”
Murat iç çekti:
“Anne, mesele sen değilsin. Ama önceden haber vermeliydin. Küçük çocuğumuz var, düzeni bozuluyor.”
“Sessiz oluruz,” diye söz verdi Gülten. “Ve uzun kalmayız. Cemalin şehre alışması lazım sadece.”
Sonunda Murat pes etti. Annesini ve yanındaki adamı kapı dışarı etmek ayıp olurdu. Ece de sessiz kalmayı tercih etti.
İlk günler nispeten sakindi. Gülten torunuyla ilgileniyor, Cemal iş ilanlarını inceliyordu. Ama kısa sürede sıkıntılar baş gösterdi.
Sabahları banyo kuyruğu oluşuyordu. Cemal uzun süre tıraş oluyordu. Gülten kimseye sormadan herkese kahvaltı hazırlıyordu. Akşamları misafirler salonda televizyon izlerken, çift ve bebek yatak odasına sığınıyordu.
“Ece Hanım, laptopunuz var mı?” diye sordu Cemal bir akşam. “Özgeçmiş gö




