Damadım, annemin evini satmazsam kızımı bir daha göremeyeceğimi söyledi.
Yarım ömrümü yalnız geçirdim. Evet, evlenmiştim ama eşim, evliliğimizin üzerinden bir yıl geçmeden beni terk etti. Tam da o sırada kızım Ebru’yu dünyaya getirmiştim. Vedat, ayrılırken bize üç odalı bir daire bıraktı. Hiç olmazsa bu konuda vicdanlı davranmıştı. Bir daha evlenmeyi hiç düşünmedim. Zaten yalnız da değildim. Ebru büyüyordu; onu yetiştirmek, ayakları üzerinde durmasını sağlamak vardı. Kısacası, zaten başım dertten kurtulmuyordu.
Biliyordum ki elimden geleni yapıyordum, ama yine de Ebru’ya baba şefkati yetmiyordu. Bunu ona ben veremezdim. Zamanla kızım, arkadaşlık ettiği ya da ilişki kurduğu her erkeğe aşırı bağlanmaya başladı. Bu tutum herkese hoş gelmiyordu. Sık sık onun yaralı kalbini sarmak, gözyaşlarını silmek zorunda kalıyordum. Ama Allah kerim, sonunda kızım kendine bir eş buldu.
Murat, çalışkan ve iyi yürekli bir adamdı. Ebru’nun onunla evlenmesine canı gönülden razıydım. Bana da, kızıma da saygı gösteriyordu. Daha ne isteyebilirdim ki? Bu yüzden onu mükemmel bir damat olarak görüyordum. Ama tabii ki her şey bu kadar toz pembe olamazdı. Evliliklerinin üzerinden altı ay geçmişti ki Murat birden değişiverdi.
Bu arada, kendi anneme de bakıyordum. Henüz hayattaydı. Tıpkı benim Ebru’yu erken doğurduğum gibi, o da beni genç yaşta dünyaya getirmişti. Bu yüzden torununu görmüş, onunla vakit geçirmişti. Ne var ki tam o sırada hastalandı. Öyle bir düşkünlük başladı ki, onu yanıma alıp sürekli ilgilenmek zorunda kaldım. Başka çarem yoktu, annem artık benimle yaşıyordu. Fakat damadım bu durumdan hiç hoşlanmadı.
Neden bu kadar öfkelendiğini anlamıyordum. Sonuçta ona, “Gel, anneme sen bak” demiyordum ki! Bütün yük benim omuzlarımdaydı. Üstelik annem de huysuz, anlayışsız biri değildi. Damadımın derdi neydi, bilemiyorum.
Ama zaman geçtikçe işler daha da kötüleşti. Bu sefer Ebru da Muratın tarafını tutmaya başladı. İkisi birden benden kaçar oldu. Eskiden hep birlikte sofraya otururduk, şimdiyse kendi odalarına kapanıyorlardı. Kızımla konuşmaya çalıştım, ama nafile. Susuyor, hep bir bahane buluyordu.
Torun özlemiyle yanıp tutuşuyordum, ama onların böyle bir niyeti yoktu. “Şimdilik düşünmüyoruz, kendimiz için yaşıyoruz” diyorlardı. Önce ısrar ettim, sonra vazgeçtim. Sonuçta bu onların kararıydı, kendi hayatlarını yaşayacaklardı. Fakat Murat, bugünkü deyimle, artık canıma tak etmişti. Kendi evimde bir bey gibi davranıyordu. Oysa evde tek bir çivi bile çakmamış, bir kuruş harcamamıştı. Ama arkadaşlarıyla gece kulüplerine gitmekten geri durmuyordu. O ilk günlerde tanıdığım sevecen damat nereye kaybolmuştu, anlamıyordum.
Galiba gerçek yüzünü şimdi gösteriyordu.
Her geçen gün damadım daha da katlanılmaz oluyordu. Sonra bir gün, yılbaşı gecesi, Murat ailece kutlamayı reddetti. Ebru’yu odalarına çekip ikisi baş başa eğlendiler. Gece yarısı kızım çıkıp bizi tebrik etti, ama damat kapıdan bile görünmedi.
Ertesi gün ise bana açık açık şunu söyledi: “Ebruyla annenin evini satıp kendimize ayrı bir daire alacağız.” Nasıl tepki vereceğimi bilemedim. Yani, altı aydır benim evimde yaşıyorlar, benim cebimden geçiniyorlar, bu yetmiyor mu?
“Hayır, olmaz. Kendi paranızla ev alın. Bu annemin evi, satılmayacak. Onun malı, o ne yapacağına kendi karar verir,” dedim öfkeyle.
Murat bu cevabı hazmedemedi. Aynı gün eşyalarını toplayıp kızımı da yanına aldı ve ailesinin yanına gitti.
Ebrunun tek kelime etmeden onunla gitmesi içimi acıttı, ama sonuçta bu onun hayatı. Eğer böyle mutlu olacaksa, varsın Muratla yaşasın.
Kadın doğru mu yapmıştı?
Siz onun yerinde olsaydınız ne yapardınız?




