Sen istiyorsun, sen yap!
Anne, siz kendiniz için çocuk yaptınız, benim için değil. O yüzden kendi küçük Can’ınızla kendiniz ilgilenin. Benim de derslerden önce uyumaya ihtiyacım var.
Eren, çok sık istemiyorum ya. Sadece bir kez okula götürsen. Sonuçta okullar açılıyor, herkes ailesiyle olacak…
İşte tam da bu yüzden, ailesiyle! diye sözünü kesti annesi. Peki benim ilk günlerimde neredeydiniz? Hep küçükle meşguldünüz. O da tek başına gitsin, bir şey olmaz.
Yani, her zaman değil ki… Sadece birkaç kez öyle oldu. Ama bilerek yapmadık, öyle denk geldi…
İşte şimdi de öyle denk geldi, tek başına gitmek zorunda kalacak, diye sakince cevap verdi Eren ve çayından bir yudum aldı.
Meryem şaşırmıştı. Böyle bir direniş beklemiyordu. Sonuçta onlar Ereni besliyor, giydiriyordu, ama o aile hayatına katılmak istemiyordu.
Tamam… diyerek kaşlarını çattı. Affedersin Eren, ama bir ailede yaşıyorsun. Ailede herkes birbirine yardım etmeli. Biz babanla sana destek oluyoruz. Harçlık veriyoruz, yemek yapıyoruz, temizlik yapıyoruz, bazen senin odanı bile topluyoruz. Karşılığında senin de bize yardım etmeni bekliyoruz.
Ben odamın toplanmasını istemedim. Harçlıklarınız olmadan da yaşarım. Artık 18 yaşındayım, ne küçük bir çocuğum ne de bakıcı. Benim fikrim de dinlenmeli.
Bu sözlerden sonra Eren bardağını aldı, ayağa kalktı ve odasına yöneldi. Meryem ise yalnız kaldı. Kalbinde bir ağırlık, çözülmemiş bir sorun ve en kötüsü, oğlunun bencil olduğu düşüncesiyle baş başaydı.
Ne zaman böyle oldu ki?
Meryemin ilk evliliği başarısız olmuştu. Erenin babası hiç büyümemişti, sürekli kanepeye uzanıp telefonunda oyun oynuyor, aile kurmak yerine boş vakit geçiriyordu. Bazen çalışıyordu ama getirdiği para kendine bile yetmiyordu. Bir süre sonra Meryem daha fazla beklemek istemedi ve boşanıp annesinin yanına taşındı.
İkinci evliliğini yaptığında Eren beş yaşındaydı. Henüz yeni bir aile üyesini kabullenebilecek bir yaştaydı. Ahmet, çocukla hızla bağ kurdu ve kısa sürede “baba” oldu.
Eren on yaşına geldiğinde Can doğdu. İşte her şey o zaman yavaş yavaş bozulmaya başladı, ama Meryem bunu fark edemedi.
O yıl Eren, okulun ilk gününe tek başına gitmişti. Meryem doğum sonrası öyle bir durumdaydı ki okulla ilgilenemiyordu. Ahmet çalışıyordu, aile için didiniyordu, büyükanneler ve büyükbabalar ise çok uzaktaydı.
Erenciğim, öyle denk geldi işte… Büyük çocuksun, tek başına halledersin, değil mi? diye suçlulukla sormuştu annesi. Üzülme, ben de seninle gelmek isterdim ama durumu görüyorsun…
Görüyorum, diye iç çekmişti Eren. Sorun değil. Artık küçük bir çocuk değilim.
O zaman Meryem her şeyin yolunda olduğunu düşünmüştü. Belki Eren üzülmüştü ama gitmişti, kimseye şikayet etmemişti. Meğerse her şeyi hafızasına kazımış.
Üç yıl sonra aynı durum tekrarlandı. Bu kez Meryem, Can anaokulundan bir şey kapıp hasta olduğu için Erenle gidememişti.
Zaten Can sık sık hastalanıyordu. Bir keresinde anaokulundan suçiçeği bile getirmişti. Tam da Erenin sınıf arkadaşlarıyla Altın Yol turu için İstanbula gideceği günlerde. Sonuçta Eren evde kalmak zorunda kaldı.
Anne, her şeyi anlıyorum ama artık sürekli hasta olmaktan bıktım. Küçüğü karantinaya alsan olmaz mı? diye sinirli bir sesle sormuştu Eren, Meryem ona yeşil sürerken.
Eren, sonuçta bir aileyiz… O neredeyse ben de oradayım. Ben evin işlerini yapıyorum, yemek hazırlıyorum… Birbirimizden tamamen ayrı yaşayamayız.
Meryem, bir yandan büyük oğlunu anlıyordu. Neredeyse her seferinde Can hastalandığında, Eren de ona yakalanıyordu. Diğer yandan bunu hayatın kaçınılmaz bir parçası olarak görüyordu.
Zamanla Eren, annesi ev işlerine ya da kardeşine yardım etmesini istediğinde direnmeye başladı. İlk başlarda doğrudan reddetmiyordu ama ya sürekli erteleme yapıyor ya da öyle bir şekilde yapıyordu ki Meryem kendi başına halletmek zorunda kalıyordu. Annenin siniri tepesine çıkıyordu ama bunu ergenliğe bağlıyordu. Ta ki çatışmalar başlayana kadar.
Neden salondaki tozu ben almak zorundayım? Ben orada bile durmuyorum. Siz küçükle orada oturuyorsunuz, toz da sizden geliyor. Siz silin, demişti bir gün.
Ama sen mutfakta duruyorsun, diye karşı çıkmıştı annesi. Orayı da ben temizliyorum. Bir de yemek yapıyorum, bu arada.
Sen lavabodaki her damlayı silmeye çalışıyorsun. Tek başıma yaşasaydım böyle takıntılı olmazdım. Bana steril temizlik gerekmiyor, bunu sen istiyorsunsen yap!
Bazen Meryem, oğlunu zorla temizlik yapmaya ikna ediyordu. Bazen de göz yumuyordusinirleri daha değerliydi. Ve sonunda işte bu noktaya geldiler…
Küçük oğlunu okula götürecek kimse yoktu. Büyükanneler ve büyükbabalar her zamanki gibi çok uzaktaydı, kocası iş seyahatindeydi, Meryemi de işten bırakmamışlardı. Eren ise ilk kez bu kadar diretmiş ve o




