Tatlım Tülin, bana küsme, seninle yaşayamam ben.

**Bir Türk Köyünde Aşk Hikayesi**

“Tanya, bana kızma, seninle yaşayamam.”

“Belki bir denesek, Serhat?” Tanya’nın gözleri umutla parlıyordu, yanakları hafifçe kızararak.

“Her şeyi söyledim, Tanyacığım…”

İlk okula giderken İpek dünyaya gelmişti. O zamanlar Serhat, mahallenin güzeli Laleyi büyük karnıyla hatırlıyordu. Gururlu babası Yusufu da… Sonra Lale, bahçeden bebek arabasını çıkarırdı; içine bakmak Serhat için bir mucize gibiydi.

Serhat büyüdükçe, İpek de büyüdü. Bir gün, sarı saçlarına büyük bir kurdele takmış, renkli elbisesiyle koşarak çıktı evlerinden. Bahçede arkadaşlarıyla oyunlar kurardı, küçük bir ev yapmışlardı sanki. Serhat bunları, karşıdaki evlerinin penceresinden izlerdi.

“Serhat, İpeki okula götürür müsün?” diye rica etti bir gün Lale. Serhat kıramadı, böylece bir yıl boyunca minik İpeke göz kulak oldu.

Başlarda sessizce yürürlerdi. İpek dayanamaz, okulda yaşadıklarını anlatırdı. Dersleri erken biter, Serhatın çıkmasını sabırla beklerdi. Bazen Serhat, arkadaşlarıyla yürürken İpek de onlara katılırdı. Zamanla alışmıştı, sabahları kapıda bekler, elinden tutup okula giderlerdi.

Sonraki yıl, eylülde, İpek sessizce yalvardı: “Arkadaşlarımla gidebilir miyim?” Artık kızlar önde, Serhat biraz geriden takip ederdi. Yardım lazım olursa diye… Ve bir gün, yolun ortasına kocaman bir kaz çıktı. Tıslayıp kanatlarını çırpıyordu, kızlar korktu. Serhat araya girdi, onlar da çığlık atarak geçtiler.

Sonra Serhat, lise için kasabaya taşındı. Hafta sonları ve tatillerde gelirdi. İpek sanki onu unutmuştu, gözlerini kaçırır, selam vermezdi. Daha sonra denizcilik okuluna girdi, evine daha da seyrek uğrar oldu.

“Anne, bu kim, İpek mi?” diye şaşırdı Serhat. Akşam yemeğinden başını kaldırmıştı, bahçeden uzun boylu, güzel bir genç kız çıkmıştı.

“Bizim İpek!” dedi annesi gülümseyerek.

“Ne zaman büyüdü böyle?”

“Zaman geçiyor işte,” diye iç çekti annesi. “Ne güzel yetişti, anne babasının bütün iyi hallerini almış.”

Birkaç kez daha gördü onu. Rüzgâr, ince bedeninin üstündeki gömleği açıvermişti bir keresinde… Bir sabah, resmi bir takımla sınava gidiyordu. Serhat yeniden ona eşlik etmek istedi.

Son damla, bir ses oldu. Babasıyla çit tamir ederken duydu: “Bu sese gidersin, dünyanın öbür ucuna bile!”

Bir gün, su doldurmaya çıkarken çeşmede karşılaştılar.

“Merhaba!” İpek ilk o selam verdi, Serhatın yüreğini titretti.

“Merhaba İpek,” diye kekeledi.

Kovalar dolarken, ne diyeceğini bilemedi. O gidişinde, içinde derin bir hüzün vardı. Sonunda aşık olduğunu anlamıştı.

Askerlik ve görev derken, Serhat Kuzeyde bir limana atandı.

***

Sonraki gelişinde umut doluydu. Belki şimdi açıklayabilirdi. Yaşı da uygundu artık.

İlk gün yol yorgunluğunu attı, sonra babasının hazırladığı iş listesi başladı: Odun kesmek, banyo tamiri, ahırın zemini… İki hafta uçup gitti.

Komşunun kapısına göz attıkça kapalıydı. Lale ve Yusuf çıkardı ara sıra, ama İpek görünmedi.

“Anne, İpek nerede?”

“Üniversiteye gitti. Şehirde yaşıyor.”

O yıl boş döndü.

Bir sonraki gelişinde, bir anlık gördü onu. Hoşuna gitmedi. Uzun boylu, kaba bir köylüyle yürüyordu. Adam kahkahalar atıyor, İpek de ona gülümsüyordu.

Sonra evlendiğini öğrendi.

“Seref, bu kadar üzülme, çocuk değilsin artık,” dedi annesi.

“Belli mi oluyor?”

“Nasıl belli olmaz? Bakışlarından anlıyorum. Orada, Mersinde biriyle tanışsan belki rahatlarsın. Güzel Ayşe, ama bizim değil derler ya. Unut onu, kalbini yorma.”

“Deniyorum ama aklımdan çıkmıyor.”

***

Giderek daha seyrek gelir oldu. Bekâr olduğu için zor görevlere atandı, kendini cezalandırırcasına.

Bab

Rate article
Lifequest
Tatlım Tülin, bana küsme, seninle yaşayamam ben.