Bir Kırgın Kadının İntikamı
Köy okulunda fizik öğretmenliği yapan Mehmet Ali, kırk bir yaşında ikinci kez evlenmişti. Genç ve güzel eşi Ayşe ise henüz otuzundaydı. Nazik, sakin ve iyi kalpli bu kadın, Mehmet Alinin yüreğine adeta mıh çakmıştı.
İlk evliliğini Fatma ile yapmış, dokuz yılın ardından ayrılmışlardı. Kızları Elifi çok seviyordu, ancak boşanmanın ardından Fatma, memleketine dönmüş, kızıyla görüşmesine izin vermemişti.
“Mehmet, şu huysuzunla işi bitirdin, bir daha evlen işte,” diyordu ona en yakın arkadaşı, köyde polis memuru olan Hüseyin.
“İsterim elbet, ama gönlüme dokunacak birini bulamadım. Kadın çok ama… Bir de korkuyorum, yine yanlış birine denk gelirsem…”
Derken köye genç bir hemşire geldi: Sevgi. Mehmet Ali, bir gün okuldan dönerken onunla karşılaştı.
“Vay, yeni biri… Kim bu?” diye geçirdi içinden, ama selamlaşarak geçti.
“Hüseyin, köye yeni gelen kim?” diye sordu arkadaşına, yol üstündeki karakola uğramıştı.
“Kimden bahsediyorsun?”
“Az önce sarışın, zarif bir kız gördüm, ciddi duruşlu biri.”
“Hmm…” Hüseyin düşündü. “Dur bir dakika, üç gün önce gelen hemşire olabilir. Sağlık ocağında çalışıyor, emekli olan Zeynep Hanımın yerine.”
Gülerek ekledi: “Güzel kız, vakit kaybetme, kaçırma onu.”
Sevgiyle tanışması zor olmadı. İki gün sonra, sanki tesadüfen, iş çıkışında onu bekledi.
“Merhaba, ben Mehmet Ali, köy okulunda fizik öğretmeniyim. Evli değilim,” diyerek gülümsedi. “Siz hemşiresiniz, peki sizin medeni haliniz?”
“Merhaba, evet hemşireyim. Sizce medeni halim neden bu kadar önemli?” diye ciddiyetle sordu Sevgi.
“Çok önemli. Anlatamam bile…”
Zamanla yakınlaştılar ve kısa sürede köyün küçük bir kafesinde düğünlerini yaptılar.
Sevgi de daha önce evlenmiş, ancak sadece bir yıl süren evliliğini bitirmişti. Eski kocası içkiye düşkündü, onu rahatsız ediyordu. Bu yüzden sessizce ilçeden kaçıp bu köye yerleşmişti.
Eylülün ilk günü, gelenek olduğu üzere, öğretmenler okuldaki törenin ardından Öğretmenler Gününü kutlamak için bir araya geldi.
“Sevgilim, bugün biraz geç kalacağım, anlarsın ya, meslektaşlarla bir arada olmak lazım.”
“Tamam, Mehmet Ali, ama yine başka birinin parfümüyle gelme sakın.”
“Ayşeciğim, geçen sefer anlattım ya, Şükran Hanım ceketini benimkinin üstüne asmıştı,” dedi ama eşinin kıskanç olduğunu anlamıştı.
Akşam güzeldi, hafif serinlik vardı. Masada herkes birbirine kariyer, çocuklar, torunlar dileyip durdu. Mehmet Ali de neşeliydi, ama Şükran Hanım ona hüzünlü hüzünlü bakıyordu. Orta yaşlıydı, hiç evlenmemişti ve bir zamanlar Mehmet Aliyi kendine bağlayacağını umuyordu. Ta ki bu genç hemşire çıkagelene kadar.
Eğlencenin ardından Mehmet Ali evine yorgun argın döndü. Kapıyı açtı, içerisi karanlıktı.
“Sevgilim, sağ salim geldim,” diye seslendi, ceketini astı.
Salona girdi, karanlıktı. Eşinin yatak odasında kitap okuduğunu düşündü.
“Sevgilim, tahmin etmiştim,” dedi, onu yatağın kenarında kitap okurken görünce.
Sevgi gözlerini kaldırdı, ama bakışları buz gibi ve boştu.
“Ne oldu sana?” diye telaşlandı Mehmet Ali. “Her zamanki gibi bir gülümseme beklerdim…”
Sevgi başını salona doğru çevirip kuru bir sesle, “Masada bir mektup var, oku,” dedi.
Mektup açıktı. Mehmet Ali eline alıp koltuğa oturdu.
“Merhaba Mehmet Ali,” diye başlıyordu. “Sana yazmaya karar verdim. Kimin yazdığını anlarsın, senin tek aşkın benim. Yazmazdım ama… Şimdi senden bir çocuk bekliyorum. Ne yapacağını vicdanına bırakıyorum. Evlendiğini biliyorum…”
Mehmet Ali şaşkına dönmüştü. Böyle bir şeyi hatırlamıyordu. Belki de bir şakaydı? O her zaman sadık bir eşti. Sevgiyi çok seviyordu.
“Sevgilim, buna inandın mı?” diye sordu, ayılmış gibiydi. “Bu bir şaka olmalı. Seni ne kadar sevdiğimi biliyorsun.”
Sevgi duvara dönük, sessizce durdu. İnanmak istiyordu ama mektup onu çok sarsmıştı.
Mehmet Ali uzun süre onu ikna etmeye çalıştı, yeminler etti, ama Sevginin güveni sarsılmıştı. Sonunda sustu, sabahın daha akıllı olacağını düşündü. Yatmaya gidecekken Sevgi, “Salonda uyu,” dedi.
Ertesi gün Hüseyine gitti mektubu gösterdi.
“Mehmet, dalga mı geçiyorsun? Bu yazıyı nasıl tespit edeyim?” diye düşündü Hüseyin. “Suç unsuru yok ki, aşk mektubu gibi bir şey.”
“Sevgi bana inanmıyor, ailem dağılıyor,” diye yakındı Mehmet Ali.
Hüseyin şaka yollu, “Belki de hatırlamıyorsundur, itiraf et,” deyince, Mehmet Ali sinirlenip çıktı.
Sevgi onunla konuşmuyordu. Okulda bile herkes halini fark etmişti. Sadece Şükran Hanım ona yakın duruyordu.
“Acaba o mu yazdı?” diye geçirdi içinden. Defterlere baktı, ama onun yazısıyla mektuptaki yazı uyuşmuyordu.
Eve döndüğünde sessizlik vardı. Sevgi yatak odasındaydı.
“Aşkım,” dedi, onun ağlamış gözlerini görünce.
“Ne




