Taşımacılar yeni daireye mobilyaları getirdiklerinde, ev sahibesinin kayıp pop yıldızı olduğunu fark edince şok oldular.
“Mehmet, gördün mü bizim siparişi? Gardırop, kanepe, iki koltuk ve bir masa! Asansörsüz bina, beşinci kat! Bu paraya kendi taşısınlar!” diye sinirli bir şekilde irsaliyeyi kamyonetin önüne fırlattı Hüseyin.
“Bırak, Hüseyin,” dedi Mehmet sakince, gözlerini yoldan ayırmadan. “Bugün son sipariş, sonra eve. Karım kıymalı pide yapmış.”
“Senin kıymalı piden güvende ama benim belim asla affetmez,” diye iç geçirdi Hüseyin, pencereden dışarıdaki gecekondu mahallesine bakarken. “İnsanlar neden beşinci kata çıkıyor ki? Normal insanlar gibi birinci katta yaşasalar ya.”
“Ama manzarası güzel,” diye güldü Mehmet. “Üstelik üst kat komşu da tepinmiyor.”
“Manzara ha… Peki müşteri kim?” diye sordu Hüseyin, irsaliyeyi alıp küçük yazıları okumaya başladı. “Ayşe Yılmaz… Telefon, adres… Peşinat verilmiş, kalan teslimatta. Her zamanki gibi.”
Kamyonet ana caddeden ayrılıp arabalarla dolu bir sokağa girdi. Yeni binalar eski evlerin yanında yükseliyor, garip bir mimari karışım oluşturuyordu. Mehmet, sıvası dökülmüş beş katlı bir binanın önüne park etti.
“Geldik. Şu kapı,” diyerek dökülen boyasıyla eski bir girişi işaret etti. “Umarım kapılar geniştir, yoksa gardırobun içeri girmesi işkence olur.”
El arabasını indirdiler ve Hüseyin müşteriyi aradı.
“Merhaba, Ayşe Hanım? Mobilya firması ‘Konfor’. Siparişinizle geldik. Evet, aşağıdayız. Tamam, bekliyoruz.”
Birkaç dakika sonra apartman kapısı açıldı ve kırklı yaşlarında, kot pantolon ve bol bir tişört giymiş bir kadın belirdi. Koyu renk saçları dağınık bir topuz yapılmıştı, yüzünde ise neredeyse hiç makyaj yoktu. Gülümseyerek selam verdi.
“Hoş geldiniz, buyurun. Daire beşinci katta, en üst kat.”
Hüseyin ile Mehmet mobilyaları el arabasına yüklemeye başladılar. İlk önce en büyük parça olan kanepeyi taşıdılar.
“Durun, ben de yardım edeyim,” diye atıldı kadın dar koridorda manevra yapmaya çalışırlarken.
“Yok, Ayşe Hanım, zahmet etmeyin,” dedi Mehmet. “Bu bizim işimiz.”
“Yine de,” diye ısrar etti, kanepenin bir köşesinden tutarak. “Bu apartmanın dönüşleri zordur, bilen biri lazım.”
Kadının sesi Hüseyine tanıdık gelmişti. Kaşlarını çatarak nereden duyduğunu hatırlamaya çalıştı. Belli belirsiz bir şeydi, ama tam olarak çıkaramıyordu.
Beşinci kata çıkmak kolay olmadı. Kanepeyi taşırken Hüseyin, asansörsüz bina yapanları, oralarda oturanları ve özellikle de mobilya siparişi verenleri içinden saydı. Sonunda kanepesi dairenin kapısına ulaştı. Kadın anahtarı çevirip kapıyı açtı.
“Salona koyun, pencere kenarına yerleştireceğiz.”
Daire beklenmedik şekilde ferah çıktı, sanki bazı duvarlar yıkılmış gibiydi. Açık renk duvarlar, az eşya ve bolca boş alan… Köşede ise ev sahibesinin ilgi alanını ele veren tek şey duruyordu: bir piyano.
“Çalıyor musunuz?” diye sordu Mehmet, kanepeleri yerleştirirken piyanoya işaret ederek.
“Biraz,” diye cevapladı kadın. “Kendime, unutmamak için.”
Geri kalan mobilyaları getirmek için aşağı indiler. Hüseyin, kadının yüzünün neden bu kadar tanıdık geldiğini düşünüp duruyordu. Belki daha önce sipariş vermişti? Yoksa bir yerde mi görmüştü? Hafızası ona oyun oynuyordu.
Son eşya olan salon masasını getirdiklerinde, Hüseyin artık dayanamadı:
“Affedersiniz merak ettim de, sizi sanki bir yerden tanıyorum. Daha önce bizden alışveriş yaptınız mı?”
Kadın bir an dondu, nasıl cevap vereceğini düşünür gibiydi.
“Hayır, bu sizinle ilk siparişim,” dedi sonra. “Yanılıyorsunuz herhalde.”
Para çantasından parayı çıkarırken, yandaki odadan gelen radyoda eski bir hit çalmaya başladı. Bir zamanlar listeleri sallayan o şarkı…
Ve o an Hüseyinin aklına geldi. Kadına dönüp, “Ayşe Yıldız! Siz Ayşe Yıldızsınız!” diye haykırdı.
Mehmet gardırobun kapağını neredeyse düşürüyordu. Donup kalmıştı.
“Vay canına!” diye mırıldandı. “Hakikaten! O kayıp şarkıcı! Yıllar önce ortadan kaybolan!”
Kadının rengi solmuştu ama sakinliğini korudu.
“Yanlış biliyorsunuz,” dedi sakince. “Ben Ayşe Yılmazım, bu mahalleye yeni taşınan sıradan biriyim.”
“Bırakın,” dedi Hüseyin heyecanla. “Bütün şarkılarını öğrenmiştim! ‘Gitme’, ‘Son Yağmur’, ‘Yıldızlı Gece’… Karım bayılırdı! Sonra bir anda yok oldunuz. Gazeteler yazdı, pop yıldızı kayıp!”
“Yurtdışına gittiğiniz söyleniyordu,” diye ekledi Mehmet. “Ya da bir manastıra kapandığınız. Hatta bazıları…” diye kesti, ölüm dedikodularını anımsayıp.
Ayşe derin bir nefes alıp yeni getirilen kanepesine oturdu.
“Anlaşıldı, beni tanıdınız,” dedi alçak sesle. “Ama bu aramızda kalsın, lütfen.”
“Yani siz gerçekten o şarkıcı mısınız?” diye şaşkınlıkla sordu Hüseyin. “Peki neden kayboldunuz? Ve neden böyle…” etrafına bakındı, “sade bir evde yaşıyorsunuz?”
“Oturun,” diye teklif etti




