**Başka Bir Hayat**
Yirmi yaşındaki Ayşegül, önünde neyin beklediğini hayal bile edemezdi. Üniversitede okuyor, sevgilisi Emreyi delicesine seviyor ve evlilik hayalleri kuruyordu, çünkü bu konuda konuşmaya başlamışlardı bile.
Emre, Ayşegülden büyüktü ve askerliğini tamamlamıştı. Lisenin “Sonbahar Balosu”na geldiğinde, Ayşegül henüz on birinci sınıftaydı. Emreyi ilk gördüğü anı asla unutamazdı. Aynı şehirde yaşıyor, hatta aynı okula gidiyorlardı, ama o mezun olmuştu bile.
“Bu yakışıklı da kim?” diye geçirdi içinden Ayşegül, Emreyi görünce.
Salona girmiş, etrafa bakınıyor, tanıdık yüzler arıyordu. Ayşegülün bakışlarına takılıp gülümsedi. O an ona âşık oldu. Başka türlü olabilir miydi ki? O kadar farklıydı ki diğer erkeklerden…
“Merhaba, ben Emre. Sen?” diyerek yanına geldi. Ayşegülün yanakları kızardı. “Dans etmeye ne dersin?” dedi, belinden tutup onu dansa kaldırdı.
“Ayşegül…”
Ayaklarının yerden kesildiğini hissediyor, Emrenin güçlü kollarında uçuyor gibiydi. Onun her hareketine karşılık veriyor, ahenkle dans ediyorlardı.
“Ayşegül, demek adın… Dans etmeyi çok seviyorsun,” diye gülümsedi Emre.
Bütün gece yanından ayrılmadı. Balodan sonra onu eve bırakacağına söz verdi ve uzun uzun yürüdüler. Ayrılmak istemiyorlardı ama Ayşegülün eve gitmesi gerekiyordu, annesi merak ederdi.
Emre asla sıkıcı biri değildi. Liseyi bitirince, Ayşegül üniversiteye başladı, Emre ise çalışıyordu. Ne sıkıntı ne de kötü bir ruh hali bilirdi. Etrafındaki herkes onun neşesinden etkilenirdi. Çok sayıda arkadaşı vardı ve artık Ayşegül de onlarla düğünlere, buluşmalara katılıyordu.
Emre, kış ortasında bile ona güller getirirdi. Her buluşmaları bir bayram havasında geçerdi. Kafelere gider, arkadaşlarıyla veya yalnız başlarına doğaya kaçarlardı.
Ayşegül üçüncü sınıftayken, Emre ona bir sürpriz yaptı:
“Yılbaşı tatilinde seninle kayak yapmaya gidiyoruz. İki bilet aldım bile. Kayak öğrenirsin, oradaki hocalar çok iyidir.”
“Yaşasıın, Emreciğim, sen bir tanesin!” diye sevinçle boynuna sarıldı. Sonra birden irkildi: “Ama ben korkarım ya, kaymaktan… Bilmiyor muydun?” diye güldü.
O tatil unutulmazdı. Ayşegül hızla kayak öğrendi ve çok sevdi. Ne yazık ki bu masal gibi tatil çabuk bitti. Sonra 8 Mart geldi. Emre, iki buket gülle Ayşegülün evine çıkageldi.
“Kadınlar Gününüz kutlu olsun,” diyerek bir buketi annesine, diğerini de Ayşegüle uzattı. “Senin için, güzelim,” dedi, yanağına bir öpücük kondurdu. Ayşegül, o güllerin güzelliğine hayran kalmıştı.
“Emre, neden bu kadar harcama yapıyorsun?” diye söylendi annesi. “Bunlar pahalı.”
“Önemli değil. Ali ve Can yurt dışına işe gidiyorlar, beni de çağırdılar. Orada yüksek gerilim hattı döşüyorlar, elektrikçi arıyorlar. Maaş çok iyi. Hem düğünümüz için hem de araba alabilirim.”
“Gitmeni istemiyorum,” diye atıldı Ayşegül. “Gitme, Emre.”
“Uzun sürmeyecek, üç-dört ay sonra dönerim. Görüşürüz. Güzel bir düğün yapmak istiyorum, sen de istemiyor musun?”
“İstiyorum ama sade seninle olayım yeter, düğün çok önemli değil,” diye hüzünlü bir sesle mırıldandı.
Ama Emre kararlıydı ve geri adım atmadı. Arkadaşlarıyla yola çıktı. Gerçekten de iyi para kazanıyorlardı ve sık sık konuşuyorlardı.
Bir gün, ders sırasında Ayşegülün içine bir huzursuzluk çöktü, ama geçti. Önceki akşam Emreyle konuşmuşlardı, o yüzden bugün aramasını beklemiyordu. Akşam evdeyken içi rahat değildi. Kendisi aradı, ama Emrenin telefonu çalmıyordu. Kalbi öyle hızlı atıyordu ki şakakları ağrıdı.
“Neden açmıyor?” diye düşünüyordu endişeyle. Beş kez aradı, cevap yoktu.
Hemen Canın numarasını buldu ve aradı.
“Can, Emre nerede?”
Telefondaki ses buz gibiydi:
“Emre yok artık…”
“Ne demek yok?” diye sordu Ayşegül, ama telefon kapatılmıştı.
“Anneeee!” diye bağırdı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
Sonrası bir kabustu. Daha sonra öğrendi ki, Emre o lanet direğe çıkarken elektrik çarpmıştı. Emrenin annesi Fatma Hanım, yastan kararmış, neredeyse hiç konuşmuyordu. Emrenin babası ve küçük kardeşi Okan, onu getirmeye gitmişlerdi. Cenaze, taziyeler… Karanlık ve çaresiz bir acı.
Ayşegül bu kaybı çok ağır atlattı. Fatma Hanımı ziyaret ediyor, beraber mezara gidiyorlardı.
Bir nedenden dolayı Fatma Hanım, Ayşegülü yanından ayırmıyordu. Yaz tatilinde denize bile birlikte gittiler.
“Ayşegül, seninle denize gidelim mi?” diye sordu bir gün.
Ayşegül kabul etti, ama aslında gitmek istemiyordu. Emre yoktu, ama annesi onu bırakmıyordu. Kendi annesi bile artık, “Bu yükü bırakmalısın,” diyordu. Ama Ayşegül, Fatma Hanımı kıramadı.
Denizde geçirdikleri günlerde, bir sabah Ayşegül sahile indi. Dalgalara bakarken, bir erkek sesi duydu:




