Arkadaşım, düğünüm için bana bir kuruş bile vermedi, şimdi de beni kendi düğününe davet ediyor!

Kardeşim, dinle bir gün bir arkadaşımın evlenmesiyle ilgili ne iş başına geldi, bir de bir yıl sonra kendisi evlenince neler oldu, anlatayım sana.

Elif ve Mert bir yıl önce nişanlandılar. İkisi de ailelerinin tek çocuğu olduğu için aileleri, düğünü bir masal gibi yapmaya karar verdi. Analarının hayali beyaz bir gelinlik, altın bir çeyiz arabası ve lüks bir davetiyeydi, bu yüzden şişe kebabı gibi bir şey düşünmek bile masaya konulmadı.

Şimdi çift, düğün olmadan bu kadar büyük bir kutlama yapamayacaklarını fark etti ve sorumluluğu üstlenip hazırlıklara koyuldu. Manikür, makyaj, gelinlik, damatlık, bütün ufak tefek detaylar bir bir planlandı. Anne-babalar, tüm masrafları karşılamaya karar verdi ama Elifin gelinliğini ve Mertin damatlığını dışarıda bırakıp, bunları çiftin kendileri alacaktı. En iyi restorantı İstanbulda Saray adıyla rezerve ettiler, gelin için çiçek buketi seçildi, pastayı ise damatın annesinin eski bir dostu, tatlı yapma ustası Gözde pişirecekti.

Misafir listesi o kadar uzun tuttu ki, ailecikler hatta artık görmediği akrabaları bile davet etmeyi düşündü. Zengin insanları getirirsek, büyük çekiç gibi hediyeler alırlar, para biriktirip araba ya da ev alırlar diye savundular. Ama sonunda çok uzak akrabaları çıkarıp, sadece Elif ve Mertin yakın arkadaşlarını davet etmeye karar verdiler.

Düğün günü hava harikaydı, sabah yağmur yağacağını söyleseler de güneş parlıyor, gökyüzü masmavi. Elif, ince ipek bir gelinlik içinde, zarif dantellerle süslenmiş bir görüntü sergiliyordu. Mertin gözleri hiç ona kaymadı; bütün gün boyunca ona hayran kaldı. Fotoğrafçı, adeta bir çiçek açmış bir arı gibi, sürekli deklanşöre basıyor, herkes de o büyük sofrada oturup bekliyor, Aç bakalım, ne zaman ikram başlasın? diye.

Fotoğraf çekimleri bittikten sonra çift, kar beyaz bir at arabasına binip restorana gitti. Şampanya ve tebrikler, bir nehir gibi akıp gitti. Hediyeler büyük ölçüde para dolu zarflardı. Çift, önceden Sadece para lütfen demişti ama birkaç emekli misafir, battaniye, çarşaf, tabak gibi şeyler de getirdi.

Üç katlı, incelikli dantellerle, kremalı çiçeklerle ve inci süslemelerle süslenmiş bir pasta, en titiz konukların bile ağzını açtırdı. Düğün bir peri masalı gibiydi. Gece yarısı gelip, konuklar yorgun düşüp evlerine dağıldı, çift ise önceden ayırtılan otel odasına çekildi.

Ertesi sabah, ebeveynler geldiğinde anne, Elife bir zarfta para olmadığını söyledi. Bu, bizim yakın arkadaşımız Gülşahın bir hediyesiymiş, dedi. Boş zarftan kim gönderdi sorusunun cevabı kolaydı; üzerine imza yoktu, diğerlerinin aksine. Elif bu duruma çok üzüldü, içi buruklaştı.

Durumu daha da kötüleştiren şey, Gülşahın evlenmeden önce Düğünlerde genç çifte en az bin lira vermek bir gelenek diyerek, Elife para vermeyi söz vermiş olmasıydı.

Altı ay geçmeden, Gülşah da damat adayıyla evlenmeye hazırlanıyordu ve Elif ile eşini davet etti. Gülşah, Hemen para ver, bu düğün masraflarını karşılayacak, dedi. Elif ne yapacağını bilemedi. Belki kocam boş bir zarf gönderir, dedi, tıpkı senin arkadaşın gibi. Kocası daha fazlasını verir, Elifi biraz kızdırır diye düşündü. Annesi ise Zarfın içine asgari bir tutar koysana, o zaman Gülşaha ne düşündüğünü söylemezsin, dedi.

Şimdi Gülşahın düğünü kapıda, Elif hâlâ kararsız. Ne yapmalı acaba?

Bir düşün, ne dersin? :)

Rate article
Lifequest
Arkadaşım, düğünüm için bana bir kuruş bile vermedi, şimdi de beni kendi düğününe davet ediyor!