Başrolde Yıldız Olmak

Eskiden bir zamanlar, bir İstanbul mahallesinin dar apartman katında, Leyla sırtını dönmüş, uykusunda hâlâ mırıltı yapan kocası Buraka sinirle bağırdı: Burak, sonunda bir şey yap! Artık bu dayanılmaz hâli görmesin!

Burak gözlerini kırpıp, uykusunun içinde bir şey duymamışçasına Ne? Ne oldu? diye mırıldandı. Üst kattaki komşunun bağırışları kulağını tıklatsa da, Leylanın uykusuzluğu bir türlü dindi; Nisan yine bağırıyor! Duymuyor musun? diye kendi kendine tekrar etti. Burak yine derin uykusuna gömülürken Leyla, Uykusuz kalacağım! diye bağırdı ve Bu apartmanda bir canavar daha sakinleştirilmeyi bekliyor! diyerek evin önündeki ceketini atıp kapıyı çarparak dışarı çıktı.

Uykulu Burak, bütün dünyayı lanetlercesine zor bir şekilde oturdu ve Leylanın peşine düştü.

Leyla, rahatsız eden seslerin kaynağının kapısının önünde duran komşu Ahmet ile bir kavga etti. Burak tam zamanında yetişti; Ahmet kapıyı zorlayarak açtı. Dairenin derinliklerinden altı yaşındaki Denizin ağlaması ve Nisanın inlemeleri yükseliyordu.

Ne istiyorsun? diye hırıltılı bir sesle Burak, zaten yarı sarhoş bir hâlde, Saatine mi bakıyorsun? Gece hâlâ dışarıda! diye bağırdı. Ahmet yumruklarını sıkarak Ne? diye karşılık verdi. Burak bir çığlık attı ve tek bir darbeyle Ahmeti yere serdi; Ahmet kapının önünde yığıldı ve sessizleşti.

Birkaç dakika sonra korkmuş yüzüyle Nisan, izlerinde belirgin izler taşıyarak odaya çıktı. Kocası Buraka baktı, korkudan bir adım bile atmaktan çekiniyordu.

Polisi çağır, dedi Burak, acıma dolu bir bakışla, Uyanacak ve yine aynı hâle dönecek.

Uyanmayacak, diye sızlandı Nisan, Artık uyuyacak.

Emin misin? diye Leyla sordu.

Nisan omuz silkti, Umarım.

Hayır, diye Leyla, Bu fiyonk balesine daha fazla dayanamayacağım. Sabah işe gitmem lazım. Çocuğu al, bizimle kalacak. Yarın sen kendine bakacaksın, diyerek Ahmete göz çevirerek ekledi.

O apartmanda geceleri çıkan tartışmalar yıllardır bir rutin hâline gelmişti; kimse karışmazdı. Burak ise Leylanın emriyle ağır bir nefes alıp, giyinip yukarı çıkardı. Zamanla Leyla da bu hâlden bıktı; kocası her seferinde komşusunu kurtarmak için koştuğu hâlâ içinde bir huzursuzluk yaratıyordu.

Yine mi? Ahiretten de bir iyilik! diye Leyla kıskaçla bağırdı, ama Burak duymadı. Gözleri Denizin annesinin kollarına sıkıca sarıldığı hâlâ korku dolu bakışlarıyla, Nisanın solgun, şaşkın yüzüyle doluydu. Ahmeti atlattıktan sonra Burak, kadını ve çocuğu evine götürür, günahın kıyısından uzak tutardı. Leyla oturma odasına bir çarşaf sererdi.

Ertesi akşam Nisan, kurtarılmanın minnettarlığını göstermek için evine börek getirirdi; böylece komşular dost olmuştu. Zamanla Nisan ve Deniz, Leyla ve Burakın evine sık sık misafir olur, Nisan ev işleriyle Leylaya yardımcı olur, Deniz ise Buraka hayranlıkla bakan bir çocuk hâline gelirdi.

Deniz, Burakın sigara kokan eline, sakinliğine ve güvenilirliğine öyle bir hayranlık duydu ki, ona bir süper kahraman gibi bakardı. Burak da bu bakıştan ısınır, çocuğa oyuncak alır, arabalarını tamir eder, bir gün metal bir yapı seti, ertesi gün futbol topu getirirdi.

Leyla ve Burakın çocukları yoktu. Başta sadece birlikte kalmak isterlerdi; sonra umutları tükenince, evde bir boşluk hâkim olurdu. Bu sessiz acı, evin üçüncü sakini gibiydi.

Bir gün, o küçük çocuğun gözleri, kapı açıldığında içeri sızan ışık kadar parlak oldu.

Leyla, evdeki huzursuzluğu içinde tutar, iş yerinde duvarları yıkar, sigara odasında rahatlatıcı bir sığınak bulurdu.

Hayal edin, bu gece komşu yine gözyaşları içinde geldi! diye, yanıp tutuşmuş bir sesle, Eşi yine alkolle çarpışıyor! Bu kadınları anlamıyorum! Kendine saygı duymuyor! Ben ona bir gün bile tahammül etmezdim! dedi.

Sanırım onu seviyor, diye en yaşlı meslektaşı Valentina Hanım uyarıcı bir tavırla, Söylediğin gibi, ayık olduğunda iyi bir adam.

Altın gibi bir adam mı? Ne altın! Ne balık ne de et. Bir sığırcık gibi beceriksiz! diye Leyla hırçın bir sesle yanıt verdi, Başkası bu içki bağımlısını bırakırdı!

Belki başka gidecek yeri yoktur, diye genç İrem araya girdi, Bir çocuğu tek başına büyütmek zor.

Hiçbir şey yanlış değil! diye Leyla duman çıkartan bir nefesle bağırdı, Onlar bu Pashayla bile evlenmemiş! Onu evden uzaklaştırmalı, onurunu geri kazanmalı! O bir mağdur!

Bu sözleri kendine, kendini ikna edercesine bağırıyordu; Ben akıllı, güçlü, bağımsız bir kadınım! diyerek Nisanı yüzlerce kat daha düşük gördüğünü kanıtlamaya çalışıyordu.

Fakat eve döndüğünde her gün aynı manzarayı görüyordu: Burak ve Deniz, metal blokların üzerinde çalışıyor, birbirlerine gülümseyen bir ses duyuluyordu; Burakın gülüşü, Leylanın uzun zamandır işitmediği bir melodi hâline gelmişti.

Bir Cumartesi, ağır poşetlerle marketten dönerken, Nisanın dairesinin kapısı hafifçe aralanmıştı. Leyla otomatik bir hareketle içeriye bakıp, kapı önünde dondu.

Onlar öpüşmüyor, sarılmıyor, bir şeyler yapmıyorlardı. Sadece oturmuş, birlikte bir şeyler inşa ediyorlardı. Burak bir çekiç tutmuş, Deniz yüksek bir gururla çivileri ona uzatıyordu. Nisan, duvara yaslanmış, yüzünde derin bir huzurla izliyordu; Leylanın içi bir anda soğudu: Nasıl bir düş, bu! diye düşündü, Burak bu kadar iyi bir eş olabilir mi? Ben ona her şeyim, o da bir hayal mi?

Ertesi sefer Nisan bir kez daha yardım istediğinde, Leyla onu kapıda durdurup, Burakın da duyacağı bir sesle bağırdı:

Ne kadar sabredebilirim Nisan! O zaten senin kocan bile değil! Bu sarhoş canavarı neden dayanıyorsun? Çıkar onu! Yoksa kendini kurban mı görüyorsun? Çocuğun seni izliyor!

Kelimesi, zehir gibi toprağa ekildi ve hızla filizlendi. Bir hafta sonra Ahmet, omuzları bükük ve bir bavulla, apartmandan ayrıldı. Leyla zafer çığlığı attı; nihayet Nisan ve çocuğu hayatlarından kaybolacaktı. Koruma artık gerek kalmamıştı.

Sessizlik çöktü. Cumartesilerde artık börek gelmiyordu, koridorlarda çocuk kahkahaları yankılanmıyordu. Başta Leyla bu sessizliği sevinçle karşıladı, temizlik ve düzeni övdü; ama kısa sürede evdeki sessizlik bir ağırlığa dönüştü. Burak işten gelince, sessizce akşam yemeğini yer, televizyon karşısında yalnız kalırdı; gözleri daha da karanlıklaşır, sesleri suskunlaşırdı.

Yoruluyordur, diye kendine söz verirken, Masada bana bakmıyor, şakalarıma gülmüyor. Belki de bana dönük bir sırt gibi dönüyor.

Bir akşam, Leyla işten erken döndü; başı ağrıyordu. Asansörde şapka takmayı unutmuş, yanlış bir kat tuşuna bastı ve bir kat aşağı indirdi. Nisanın dairesinin kapısı yine hafifçe aralıktı Bir kez daha aynı sahne, aynı dejà vu.

İçeri girdi, Burak ve Nisan birbirlerine tutkun bir hâlde, çevreyi fark etmeden, bir şeyler yapıyorlardı. Leyla o kadar şaşkına döndü ki, bir kelime söyleyemedi; sessizce çalılık gibi dışarı çıktı, kapıyı kısaca kapattı.

Bir saat sonra Burak, sanki hiçbir şey olmamış gibi akşam yemeğini yedi, televizyon başında oturdu. Leyla ne bir şey söylemedi ne de gördüklerini paylaştı. İçinde bir yangın yanıyordu; Nisana ve Ahmeti dışarı atmasına sebep olduğu hırsını, kendi kocasını bir başkasına kurtarma düşüncesini, bir yandan da Burakı kaybetme korkusunu içinde taşıdı.

Kendini, Bu tavukla bir şey olmaz diye suçlamadı; sabırla bekledi, dayanarak hayatını sürdürdü.

Yıllar içinde Burak ve Nisan gizli bir aşkı döndürdü. Leyla bilse de görmezmiş gibi davrandı, anlamazmış gibi takındı. Bazen Nisan, çocuğu ve pastalarla ziyarete gelir, Leyla ise bir tabak ikramla, suskun bir gülümsemeyle karşılık verirdi.

Şimdi, bir gün sabır taşı diye Nisanı aşağılayarak adlandırdığında bile, Leyla hâlâ kendi geleceğini o kelimelerle programlayıp, kendini bir çıkışsız hâlde buldu. Sessizliği, başarısızlığının en yüksek çığlığıydı.

Kendini, mutlu bir aile içinde, en başta kendisine göre belirlenmiş bir rolünsabır çocuğununiçinde buldu. Bu hikâyenin sonunda, Leyla hâlâ aynı duvarların ardında, bir zamanlar yaşanmış olanların gölgesinde, sessizce bekliyor.

Rate article
Lifequest
Başrolde Yıldız Olmak