Erkek eşim, Mehmet, bir yıl önce beni ve çocuklarımızı terk etti. Başka bir kadınla tanıştım, onu seviyorum, diyerek bir anda tüm aileyi bir kenara bıraktı. Bana, beni asla gerçek anlamda sevmemiş olduğunu ve artık gerçek bir aile kurmak istediğini söyledi.
O an, en küçük oğlumuz Deniz hâlâ bir buçuk yaşındaydı; büyük kardeşim Can ise kreşde yeni yeni yürümeye başlamıştı. Ben hâlâ işe geri dönemezken, aile bütçemiz neredeyse hiç yoktu. Tek dayanak noktam, İstanbulda oturan tek kardeşim Zeynepti.
Endişelenme, bir çare bulacaksın, dedi kayınvalidem Ayşe. Evin senin, en azından bir çatı senin olacak. Oğlum sana nafaka ödeyecek, o da yeterli.
Mehmet gerçekten de bir çeyrek maaşını nafaka olarak gönderiyordu; o da, resmi maaşının %25i kadar. Boşanma davasını açmaya vakti yoktu; iki bebek, evden çalışarak geçindiğimiz tek gelir kaynağı, bütün bunlar beni yıpratıyordu.
Kayınvalidem, aylık bir kez torunları ziyarete gelir, bazen meyve getirirdi. Çocukların babası ise onlara hiç yaklaşmaz, Artık başka çocuklarım olacak, diyerek sorumluluktan kaçardı. Böyle bir yıl boyunca, ben ve iki çocuğum hayatta kalma mücadelesi verdik.
Kreşte bir yer açıldı ve Deniz kayıtlara alındı. Tekrar işe dönebildim; iş yüküm bir nebze hafifledi.
Bir gün telefonla kayınvalidem neşeyle Mehmet yakında baba olacak diye duyurdu. Acele et boşanma dosyasını ver, torunumun evlilik dışı doğmasına izin vermem, diye ekledi. Duyduğum şey, Mehmetin sevgilisi sekizinci haftasındaki hamileliğiydi. Hemen boşanma davasını açtım.
Bir hafta sonra Mehmet bir trafik kazası geçirdi. Hız ve tehlikeli sollama tutkusu, o gün ona felaket getirdi. Evlilik yıllarında ortak alınan araba tam bir hurda olmuş, Mehmet ise pek çok yaralanmayla hastaneye konulmuştu. Doktorlar, bir daha yürüyemeyeceği ihtimalini dile getirmişti.
Kayınvalidem ağlayarak telefon etti. Ben de ona rağmen, hâlâ eski eşimin acısını paylaşıyordum. Mehmeti hastaneden çıkartıp ona bakmanı istiyorum, dedi.
Ben mi? Neden ben? diye şaşkınlıkla sordum.
Sen onun karısısın, hâlâ boşanmadınız. Kız arkadaşının hamilesini iptal etti, engelli bir baba istemiyor. Sen eş olarak sorumlusun!
Boşanma hâlâ kesinleşmemişti; mahkeme duruşması, Mehmetin hastanede kalması nedeniyle ertelenmişti. Ben de kayınvalideme, Eşimin sorumluluğu, beni ve çocuklarıma bir yıl boyunca bakmadığı anda bitti, diye açıklamıştım. Beni ve çocukları aldatıp terk etti. Boşanmanın hâlâ gerçekleşmemiş olması tesadüf, yakında çözülecek. Mehmetin annesi hâlâ onu çok seviyor.
Kayınvalidem ise Senin çocuğuna bakmamı mı bekliyorsun? Ben ona bir çocuğa bakarken sonlandı; şimdi bu sorumluluk eşe ait! Sen kalpsiz ve nankortsun. Torunlarıma, annelerinin babalarını engellendiğinde terk ettiğini anlatacağım, dedi.
Şimdi, bir yıl önce beni terk eden değil, beni ve çocukları terk eden kişi benim gibi görünüyor. Kayınvalidem, sonunda Mehmeti hastaneden çıkardı; o da yavaş yavaş iyileşiyor, doktorların karamsarlığı azaldı. Boşanma nihayet sonuçlandı.
Bugün, eski kayınvalidem İzmirde dolaşırken şöyle diyor: Şimdi yaşlılıkta hasta oğluma bakmak zorundayım! Eşi onu yalnız bıraktı, çocuklar da! Artık adam sağlıklı ve para kazandığında herkes onu ister; ama sakat olduğunda dışlanır!
Bunu duyanlar çoğu başını sallar, Evet der. Oysa Mehmet, sağlıklı iken beni ve çocukları terk eden kişiydi.
Arkadaşım, evi satıp uzak bir yere taşınmamı öneriyor. İstanbulda oturan kardeşim Zeynep beni evine davet ediyor. Sanırım bu yolu seçeceğim.
Bu zor zamanlarda ne yapmamı önerirsiniz?




