Aile İçindeki “Mutluluk

O, onu kapıdan dışarı iterek kapıyı çarptı. Maya önce bir anlık ivmeyle yere doğru savruldu, ardından takılıp avlu tahtalarına düştü. Avuçlarını silip ıslak tahtalara oturdu, yanıp tutuşan yanağını hafifçe dokundu, dudak altına indi. Parmaklarında kırmızı bir iz kaldı. Bu, Mayayı şaşırtmadı; yalnızca kocasının yine dudaklarını kırdığını doğruladı. Ama yanak daha çok yanıyordu.

Şevket bir kez daha kendine hakim olamamıştı; bu onun sık sık yaptığı bir şeydi. Maya kapıya geri döndü, kaba odun kenarına başını dayayıp nefes almayı denedi. Kapı arkasından korkmuş çığlıklar yükseliyordu. Lale ve Nisan, Şevketin kızlarıydı. Kalbi sıkışıp acıdı; en azından onları incitmeseydi Yüzünü şişmiş, tuzlu bir tat bırakan dudaklarına dokundu. Bir başka kavganın, kör ve çılgın rekabetin sonucuydu.

Hepsi bir gülümsemeye dayanıyordu. Toplantıda, elli yaşındaki, neşeli ve yanakları kızarmış şef, mahsul hakkında bir şaka yaptı. Maya yanındaki otururken kibarca gülümseyerek karşılık verdi. Bunu gören Gülcan, Şevketin kız kardeşi, bakışını Mayaya bir an fazla dikti; o an yeterliydi. Gülcan, hiç vakit kaybetmeden, olayı tüm kardeşine anlattı ve muhtemelen kendi yorumunu da ekledi. Biliyordu ki Şevket öfkelendiğinde neler yapabileceğini.

Maya duvara yaslanıp titreyerek köşeye yürüdü, soğuk bir kütüğe oturdu. Eylül akşamı gündüz sıcaklığı hâlâ hissediliyordu, ama yerden gece soğuğu yükseliyordu. İnce bir şalın altından keskin bir rüzgar içeri sızıyordu. Sıcak bir ocağa, çocukların yanına koşmak istiyordu Ama nereye gideceği yoktu. Şevketin akrabalarına mı? Gülcan onu kapıda acımasız bir sözle karşılayacaktı. Yakınları kalmadı. Annesi bir yıldan fazla önce vefat etmişti. Bu düşünce yanağından acı, acı bir gözyaşı akıttı. Annesinin kurutulmuş elma reçeli kokusu, dumanı, sakin, şefkatli sözleri Şimdi ise acısını dindirecek kimse yoktu.

Nasıl olur? diye düşündü gölgeler güçlenirken. Ne suç işledim ki, kapalı kapıda köpeğin gibi oturup bir çıkış da ışık da göremeyeyim?

Yedi yıl önce Yedi yıl önce gözlerini kapadı ve tuzlu gözyaşları arasından mutlu bir anı belirdi: sevdiği bir adam, iki aile de evlenmeye hazırlanıyordu.

***

Hava yoğun ve tatlı, kısılmış otların ve yaklaşıp gelen akşamın kokusunu taşıyordu. El ele yürüyordu, o ve Veli, onu çılgınca seven adam.

Yarın, Maya sessizce ufka bakarak fısıldadı. İnanamıyorum.

Veli elini daha sıkıca sardı, büyük ve sıcak avucu ince parmaklarını tamamen sardı.

Ben de inanıyorum, dedi. O günden beri, sen topu yakalamak için çalıya tırmandığında ve aşağı inmekten korktuğunda. Hatırlıyor musun?

Maya güldü.

Hatırlıyorum. dedi. Sen de aşağıda durup Zıpla, tutarım dedin ve tutturdun.

Aşkları büyük harfle başlamıştı; köyde herkes bunu biliyordu. Fakat her zaman öyle değildi. Başlangıçta Gülcan Zaman, Şevketin kız kardeşi, Veliyi seviyordu. Velinin yaramaz gözleri ve inatçı sakalı kimseye yakışmazdı. Gülcan, kıskançlıkla onları ayırmak için dedikodular savurdu, Mayanın o çocuğa layık olmadığını, ailelerinin zengin olmadığını söyler, diğer kızları ona yaklaşmaktan alıkoyar, onu dokunulmaz ve patlak diye hakaret ederdi.

Bu karalar Mayaya bulaşmadı; o, cam gibi şeffaf bir duvarın üzerinden geçer, yüzeyini temiz ve parlak tutardı. Gülcan bununla daha da öfkelenir, içi zehir gibi kaynar, Veli ise dedikodulara gülerek yanıt verirdi:

Ben melek değilim, derdi, bir söylenti duyduğunda. Maya ise başka. Beni kandırmayın.

İlişkileri söylentilere rağmen şaşırtıcı derecede masum kalmıştı; evin önüne yürümek, çardakta konuşmak, yanaklara hafif öpücükler Her şey düğünden bir ay önce değişti. Veli birden değişmişti.

Eskiden Mayayı çardakta bırakıp, hafif bir kalple dönüp el sallar, şimdi ise sıkı sıkı sarar, sanki onu bütün bedenine çekmek ister gibi uzun süre bırakmazdı.

Veli, ne oldu? diye sordu Maya, kaslarının gerildiğini hissederek.

Bilmiyorum, diye yanıtladı, saçlarının arasına yüzünü gömmüş. Bırakırsam, bir daha göremeyecek gibi hissediyorum. Kalbim sıkışıyor.

Saçma, diye fısıldadı Maya, kısılmış saçlarına dokunarak. Hep birlikteyiz. Yarın görüşürüz.

Yarın diye iç çekti Veli, içinde anlaşılmayan bir özlemle.

O akşam, düğün öncesi Veli dayanamadı.

Veli, bir gece daha dayan, dedi Maya nazikçe. Fakat Velinin içinde gerçek bir tutku alevlendi; Mayanın dudakları ve dokunuşları ona eriyordu. İki genç, devasa bir söğüt altında yarı yatarak, dallar onları diğer gözlerden saklarken, kimse o sokakta gece yürümüyordu. Şöyle fısıldadı Veli:

Ne fark eder, artık bekleyemiyorum. Yarın hâlâ benim evliyim olacaksın. Benim

Maya direniş göstermedi; aynı isteği taşıyordu. Yıldızlarla süslü gökyüzü gözlerine girdi; Maya, söğüt gölgesinde, toprak ve çayır kokusuyla çevrili bir kadına dönüştü.

Veli, elleriyle Mayanın gözyaşlı yanaklarını sildikten sonra mutlu ve huzurlu bir şekilde evine gitti. Yolda duygularla dolup taşan bir adam, neyin son bulacağını bilmezken nehirde yıkanmaya karar verdi. O karanlıkta ne olmuştu, kimse öğrenemedi. Ertesi gün, düğün planlandığı gibi, Velinin bedeni başka bir kıyıya çakılmıştı.

***

Mayanın hayatı bir anda çökerek onu gölgeye dönüştürdü. Günlerce, Velinin bir zamanlar taş fırlattığı pencereye bakarak oturur, elinde dantelli gelinliğini tutardı. Kış akşamları işlediği, ince dantelli beyaz şifon elbise; ince parmakları, balmumu gibi pürüzsüz, danteli sürekli çevirirdi, sanki o ritimde bir cevap bulabilirdi.

Neden? diye fısıldardı, perdelerin hışırtısı kadar hafif. Neden?

Annesi, gizlice peçetesini silerek ağlardı; kızının bir çalı gibi kırılacağı korkusunu taşıyordu. Böyle bir zaman geldiğinde, evde sessiz bir umutsuzluk yerleştiğince, Gülcan tekrar kapıya döndü. Şişmiş gözleri, sade keten bir elbiseyle, alçakgönüllü gözyaşlarıyla Mayaya koştu, diz çöküp ince bacaklarını sardı:

Maya Mayam diye bağırdı, Affet beni! Tanrım, söylediklerim için bağışla! Veli artık yok ve bölüşecek bir şey kalmadı. Dost olalım mı? Çocukluğumuz gibi?

Maya hareketsiz oturmuş, bir kukla gibi. Annesi, kapı çerçevesine yaslanmış, sahneyi izlerken tedirgin oldu. Bir insanın bir anda değişebileceğine inanmadı. Ancak Maya birden hareket etti; hafif bir iç çekişle gözyaşları, artık sessiz olmaktan çıkarak acıtan, ama iyileştirici bir sesle akıp gitti. Gülcanı sarıp, omzuna yapıştı ve gözyaşlarını süzdü.

Pekala, dedi annesi sessizce. Belki de Gülcan ona yardım eder, Veliyi de bir gün görecek.

Böylece tuhaf ve anlaşılmaz bir dostluk başladı. Gülcan, Mayayı hiç bırakmadı; gecelerini onun evinde geçirir, günlerini yan yana oturup sürekli fısıldaşırlardı. Gülcan, Mayanın tek kalkanı, fırtınada tek demir çiviydi.

Sonra Şevket, Gülcanın kuzeni, ortaya çıktı. Görkemli, sakin bir gençti, ciddi bakışlı. Mayaya çiçekler, şehirden getirilen ikramlar sunmaya başladı. Başta ona karşı direndi, kendisini kapattı, içe döndü.

Yapamam, Gülcan. Bu bir ihanet.

Hangi ihanet? dedi arkadaş, saçını okşayarak. Hayat devam ediyor, Maya. Veli seni böyle görmek istemezdi. Şevket iyi bir adam, güvenilir. Seni sevecek, biliyorum.

Şevketin ısrarı ve Gülcanın ikna edici sözleri, Mayayı yumuşattı. Kocasıyla evlenmeyi kabul etti. Düğün sade, sessiz, müzik ve kalabalıktan uzaktı.

Dokuz ay sonra köyde söylentiler yayılmaya başladı. Önce ince bir akarsu gibi, sonra ise çamur gibi coşkulu bir nehir gibi. Herkes Mayayı suçladı, parmakla işaret etti:

«Ağlaması dayanmadı! Çok kafaya girdi!»
«Belki de Veliye sadık değildi, ne oldu nehrin ortasında»
«Onun şerefi yok, aileyi rezil etti».

Sözler kılıç gibi keskin, ama asıl acı, Gülcanın ağzından çıkan bu çamur nehrinin kaynağını duyduklarında geldi. Gülcan, kuyu başında otururken, Ayıp etme, Mayayı kardeşim gibi seviyorum, ama gerçeği saklayamayız diyerek dedikoduyu körükledi.

Mayanın ve annesinin hayal kırıklığı, Gülcanın kısaca dile getirdiği bu yalan, bir kez daha Mayayı kırdı. Şevket, sessiz ve güvenilir bir liman gibi görünmeyi bıraktı; bir gecede acımasız bir yırtıcıya dönüştü. İlk geceden sonra söylediği bir söz, Mayanın kalbine buz gibi saplandı:

Sen çirkin bir şeysin dedi, dişlerini sıkarak, tüm bedenini aşağılamak üzere.

Maya dehşet içinde dondu. O kelimede öyle bir aşağılama vardı ki nefesini kestirdi, sanki ruhunun içinde bir anahtar çaldı. Şevket, nazik bir adamdan acımasız bir tirana değişti; evde sürekli hakaretler, suçlamalar dolaşırdı. Kıskançlığı kör ve mantıksızdı; dükkan satıcısına, postacıya, hatta seksen yaşındaki komşu Nikitaya bile göz kırpardı.

Yine yaşlı adamı mı gözetliyorsun? diye bağırdı Şevket, kapıyı çarparak girerken. Her şeyi görüyorum!

Maya neredeyse hemen hamile kaldı, ama kız çocuğu doğdu. Şevket bir erkek çocuk isterdi; kız çocuğu doğunca hayal kırıklığına uğradı:

Yine kız mı? homurdandı, yüzü öfkeyle buruşmuş. Ben bir oğlu istiyorum!

Şevket kısa sürede bir başka uçuruma düştü; çocukların kendisine ait olmadığını bağırıp, Bu bizim çocuğumuz değil! diye haykırdı, yüzü tükürükle kaplıydı. Evdeki hava korkuyla dolup taşar, kızlar adım sesini duyunca köşeye çekilir, titreyerek otururdu.

Maya bir kez daha cesaretini topladı, ama annesi ani bir felç geçirdi, yatağa yatamadı. Maya, hem çocukları hem de yaşlı annesini bakmak zorunda kaldı. Anne gittiğinde, Mayanın elleri tamamen yorgun düştü; artık ağlayacak, şikayet edecek kimse kalmamıştı. Geriye sadece iki küçük kız ve kendisi kalmıştı.

Şevket, geceleri evden dışarı atma moda geliştirdi; kapıyı çarpıp kilidi çevirir, bir anda çarşafları yere serer, Nikita amcaya gitsin, ısıtılsın! diye bağırırdı. Maya, soğuk basamaklarda oturur, dizlerini kucaklayıp karanlık gökyüzüne bakarak ağlardı; ardında çocukların korkmuş çığlığı duyulurdu. Ellerini dudaklarına götürüp gözyaşlarını siler, kapıyı çalar, içeri girmesini beklerdi.

Bir gece, soğukta otururken, içindeki umutsuzluk bir çelik gibi sertleşti. İlk şafak sesleriyle, horozların öttüğü sabah, ayağa kalktı. Bacakları ağrasa da, gözlerinde yeni bir ateş yanıyordu.

Kapı aniden açıldı; Şevket orada, yorgun ve ağır bakışlıydı:

Ne, ayakta duruyorsun? Kahvaltıyı yap, dedi, sırtını döndürerek mutfağa yöneldi.

Maya sessizce içeri girdi, ona bir bakmadı, bir söz de etmedi. Sakinliği neredeyse korkunçtu; Şevketin uzun bir yolculuğa çıkıp akşam karanlığına kadar geri dönmeyeceğini biliyordu. Kapı kapanınca ev bir anda hareketlendi. Maya hızlı ve sessiz adımlarla, gizli bir bölmeden eski bir çantayı çıkardı, biriktirdiği birikimleri, yedek çamaşırları, kızların oyuncaklarını ve annesinin birkaç fotoğrafını koydu. Kızları en sıcak giysilerle giydi; dışarısı hâlâ çok soğuk değildi.

Anne, nereye gidiyoruz? diye sordu büyük kız, Lale.

Yeni bir hayata, kızım dedi Maya, hafif ama kararlı bir sesle.

Bahçelerden, kırılmış çitlerden geçerek köyden ayrıldılar. Yolun kenarındaki arabalar geçip, uzakta bir kamyonun gürültüsü duyuldu. Bir kamyon durdu, şoför gülümseyen bir genç, Sasha, el salladı:

Bir yere mi atlayalım, kız? diye bağırdı.

Maya neredeyse inanamadı, başını salladı. Sasha çantayı kamyon kabinine koydu, kızları uyku bölmesine oturttu. Uzun bir yolculuktu; Sasha, konuşkan ve iyi kalpli bir gençti, Mayayı tüm hikâyesiyle dinledi. Şevket, kıskançlığı, gece dışlamalarıSasha, ona umut dolu bir yolda yeni bir başlangıç vaat ederken, Maya gözlerini kapatıp kızlarının neşeli gülüşlerinin gelecekteki huzurun habercisi olduğunu hissetti.

Rate article
Lifequest
Aile İçindeki “Mutluluk