Hastaneye gittiğimde heyecandan kalbim hızla çarpıyordu. Elimde “Eve hoş geldiniz” yazılı rengarenk balonlar, arka koltukta ise yumuşacık bir battaniye vardı. Eşim Ayşe, hamileliği büyük bir cesaretle geçirmişti ve nihayet hayalimizdeki aileye kavuşacaktık.
Ama her şey bir anda değişti.
Odaya girdiğimde hemşire, yeni doğan ikizlerimi sallıyordu ama Ayşe orada değildi. Ne valizi ne telefonu… Sadece komodinin üzerinde bir not duruyordu:
*”Beni affet. Onlara iyi bak. Annene bana ne yaptığını sor.”*
Dünyam başıma yıkıldı. İçgüdüsel olarak kızlarımı kucağıma aldımküçücük, narin, süt kokulu ve tanıdık bir sıcaklıkla… Donup kaldım, içimde bir çığlık kopuyordu.
Ayşe gitmişti.
Hemşirelere koştum, açıklama istedim. Omuz silktiler”Sabah kendi isteğiyle çıktı, kocasıyla anlaştıklarını söyledi” dediler. Kimse şüphelenmemişti.
Kızlarımı eve götürdüm, yeni hazırlanmış, yıkanmış çarşaflar ve vanilya kokan odaya… Ama yüreğim sızlıyordu.
Kapıda annem, Hanife Teyze, gülümseyerek ve fırından yeni çıkmış bir tepsi börekle bekliyordu.
*”Nihayet torunlarım geldi!”* diye sevinçle bağırdı. *”Ayşe nasıl?”*
Notu uzattım. Yüzündeki renk soldu.
*”Ona ne yaptın?”* diye sertçe sordum.
Mazeretler sıraladıAyşe’yle “iyi bir eş olması” hakkında konuştuğunu, beni “koruduğunu” söyledi. Boş laflar…
O gece annemi kapıdan çevirdim. Bağırmadım. Sadece kızlarıma baktım ve delirmemek için kendimi zor tuttum.
Onları sallarken, Ayşe’nin nasıl anne olmayı hayal ettiğini hatırlıyordum… İsimleri seçişiniElif ve Zeynepve ben uyurken karnını okşayışını…
Eşyalarını düzenlerken bir mektup daha buldum. Anneme yazılmıştı:
*”Beni asla kabul etmeyeceksiniz. ‘Yeterince iyi’ olmak için ne yapacağımı bilmiyorum. Gitmemi istiyorsanız, gidiyorum. Ama oğlunuz bilsin ki, siz güvenimi yıktığınız için ayrılıyorum. Dayanamıyorum artık…”*
Defalarca okudum. Sonra kızlarımın odasına gittim, karyolalarının kenarına oturdum ve sessizce ağladım.
Onu aramaya başladım. Arkadaşlarını aradım, tanıdıklara sordum. Hepsi aynı şeyi söyledi: *”Evinde yabancı gibi hissediyormuş.”* *”Annemi ondan çok sevdiğimi düşünüyormuş.”* *”Yalnız kalmaktan korkuyormuşama seninle bir ömür geçirmekten daha çok…”*
Aylar geçti. Baba olmayı öğrendim. Bez değiştirdim, biberon hazırladım, günlerce üstüm başım kir içinde uyuyakaldım. Ve bekledim.
Ta ki, kızlarımın birinci yaş gününde kapı çalınana kadar…
Ayşe’ydi. Aynı ama farklı… Zayıflamış, gözlerinde acı vardı ama umut da bir o kadar. Elinde oyuncak dolu bir çanta…
*”Affet beni…”* diye fısıldadı.
Hiçbir şey söylemeden ona sarıldım. Sıkıca. Kırgın bir koca gibi değil, yarısı boşalmış bir kalple…
Sonra, kızlarımın odasında otururken anlattı her şeyi. Doğum sonrası depresyonunu. Kaynanasının acı sözlerini. Ankara’da bir arkadaşının yanında geçirdiği günleri, terapiyi, yazıp hiç gönderemediği mektupları…
*”Gitmek istememiştim,”* diye hıçkırdı. *”Sadece nasıl kalacağımı bilmiyordum.”*
Elimi tuttum.
*”Şimdi her şeyi farklı yapacağız. Beraber.”*
Ve yeniden başladık. Uykusuz gecelerden ilk dişlere, ilk kelimelere… Hanife Teyze olmadan. Geri dönmek için yalvardı ama kimsenin ailemi bir daha yıkmasına izin vermedim.
Yaralar zamanla iyileşti. Belki de sevgi, mükemmel aileler ya da kusursuz evlilikler değildir. Her şey yıkıldığında yanında kalandır. Geri dönendir. Affedendir…




