Yoksulluktan Mucizeye: Bir Günde Gelen Devrim

Bugünden sonraki bir mucize: Bir günde değişen kader
Sadece hasta ve yoksul bir dilenci sanmıştı onu! Her gün kendi kısıtlı yiyeceklerinden ona da veriyordu Ta ki bir sabah her şey değişene kadar!

Bu, fakir bir kız olan Aylinle herkesin alay ettiği hasta bir dilencinin hikayesi. Aylin henüz 25 yaşındaydı. İstanbulun bir kenar mahallesinde, yol kenarında küçük bir tahta tezgâhta yemek satardı. Tezgâhı eski tahtalardan ve teneke parçalarından yapılmıştı, büyük bir ağacın altında dururdu. İnsanlar orada yemek yemek için dururdu.

Aylinin neredeyse hiçbir şeyi yoktu. Ayakkabıları yıpranmış, elbisesi yamalarla doluydu. Yine de her zaman gülümserdi. Yorulmuş olsa bile her müşterisine neşeyle, “İyi günler, beyefendi. Rica ederim,” derdi.

Her sabah erkenden kalkar, pirinç, mercimek ve çorba pişirirdi. Elleri hızlı çalışırdı ama kalbi yalnızlıktan yavaş atardı. Aylinin ailesi yoktu.

Küçükken anne babasını kaybetmişti. Tezgâhının yanındaki küçücük bir odada yaşıyordu, ne elektriği ne de temiz suyu vardı.

Tek sahip olduğu hayalleriydi. Bir akşamüstü, tezgâhını silerken, yaşlı arkadaşı Hacer Teyze geldi. “Aylin,” diye sordu yaşlı kadın, “hep bu kadar gülümsüyorsun ama hepimiz gibi senin de zorlukların var. Neden böylesin?” Aylin yine gülümsedi. “Ağlamak tenceremi doldurmaz ki.”

Hacer Teyze gülerek uzaklaştı ama bu sözler Aylinin kalbine kazındı. Doğruydu, hiçbir şeyi yoktu.

Yine de parası olmayanlara yemek verirdi. Hayatının değişmek üzere olduğunu bilmiyordu. Her akşamüstü tezgâhının önünde tuhaf bir şey olurdu.

Bir dilenci, sakat haliyle köşede belirirdi. Yavaşça, eski tekerlekli sandalyesini iterek gelirdi. Tekerlekler taşlara sürtünerek gıcırdardı.

Gıcırtı, gıcırtı, gıcırtı. Geçenler ya güler ya da burunlarını kapatırdı. “Şu pis adam yine geldi,” derdi biri.

Adamın bacakları sarılıydı. Pantolonu dizlerine kadar yırtıktı. Yüzü toz içindeydi.

Yorgun gözleri vardı. Kimse kötü koktuğunu söylerdi, kimse deli olduğunu.

Ama Aylin ondan gözünü kaçırmazdı. Ona Baba Yusuf derdi. O sıcak akşamüstü, Baba Yusuf sandalyesini iterek tezgâhın yanında durdu. Aylin ona baktı ve usulca, “Yine geldin, Baba Yusuf. Dün yemedin,” dedi.

Başını eğdi. Zayıf bir sesle konuştu, iki gündür yemediğini söyledi. Çok zayıf düşmüştü. Aylin masaya baktı. Sadece bir tabak mercimek ve ekmek kalmıştı.

Bu, onun yiyeceğiydi. Tereddüt etti. Sonra hiçbir şey söylemeden tabağı alıp önüne koydu.

“Al, ye.” Baba Yusuf yemeğe, sonra ona baktı. “Yine son yemeğini mi bana veriyorsun?” Aylin başını salladı.

“Eve gidince daha fazlasını pişirebilirim.” Elleri titreyerek kaşığı aldı. Gözleri nemlenmişti.

Ama ağlamadı. Başını eğdi ve yavaşça yemeye başladı. Yoldan geçenler onlara bakıyordu.

“Aylin, niye hep bu adama yemek veriyorsun?” diye sordu bir kadın. Aylin gülümsedi. “Ben de tekerlekli sandalyede olsam, birinin bana yardım etmesini isterdim.” Baba Yusuf her gün gelirdi ama hiçbir zaman bir şey istemezdi.

Kimseye seslenmezdi. Elini uzatmazdı. Ne yemek ne de para dilenirdi.

Sessizce, Aylinin tezgâhının yanında oturur, başı öne eğik, elleri dizlerinde beklerdi. Tekerlekli sandalyesi neredeyse dağılacak gibiydi. Bir tekerleği yana yatmıştı.

Başkaları görmezden gelirken, Aylin ona her zaman sıcak bir tabak yemek getirirdi. Bazen pilav, bazen mercimek ve ekmek.

Büyük bir gülümsemeyle uzatırdı. Sıcak bir akşamüstü, Aylin iki öğrenciye ördekli pilav servis etmişti ki başını kaldırdı ve yine her zamanki yerinde Baba Yusufu gördü.

Bacakları hâlâ sarılıydı. Gömleği daha da yırtıktı. Ama oradaydı, her zamanki gibi sessiz, hiçbir şey söylemeden.

Aylin gülümsedi, buğulu bir tabak pilav doldurdu ve tam o anda Baba Yusuf ona bir zarf uzattı. İçindeki servet, bu saf kalpli genç kızın hayatını sonsuza dek değiştirecekti.

Rate article
Lifequest
Yoksulluktan Mucizeye: Bir Günde Gelen Devrim