O BİZİMLE YAŞAYACAK…

Bugün akşam evdeki gergin atmosferi bir kez daha deneyimledim. Kapı çaldığında, içeri giren bir genç adam ve kızımın arkadaşıydı. Kızımın üzerindeki ön cepheden çabukça çıkarak önlüğünü bıraktı, ellerini kurulayarak kapıyı açtı. Kapı önünde, kızım Selin ve yanındaki genç adam duruyordu. Kapıyı araladığımda Selin yanağıma bir öpücük kondurdu: Anneciğim, bu Veysel, bizimle kalacak.

Veysel kibarca selam verdi: Merhaba. Selin ise Bu da benim teyzem Leyla hanım. dedi. Ben de Leyla Hanım, merhaba, diyerek Selinin yerine seslendim.

Selin hemen akşam yemeğini sordu: Anne, akşam ne var?
Bezelye püresi ve sucuk, diye cevapladım.
Veysel kaşlarını çattı, Bezelye püresi yemem, dedi, ayakkabılarını çıkarıp odasına yöneldi. Selin ise gözleri kocaman açılmış bir şekilde, Anne, Veysel bezelye yemiyor, diye bağırdı.

Veysel kanepede çantasını yere bırakarak oturdu. Aslında bu benim odam, diye belirttim. Selin ise Veysel, gel, sana nerede kalacağımızı göstereceğim, diye bağırdı. Veysel tembel bir şekilde kalktı, Şu an burası bana göre, diye homurdandı.

Selin, Anne, Veyseli neyle doyuracağız? diye sordu. Bir paket sucuk kaldı, biraz hardal ve ketçapla ekmekle, diye yanıtladım. Yeter, dedi Veysel, mutfakta yöneldi.

Ben de mutfağa geçerek iki kızarmış sucuk, bir kâse bezelye püresi ve bir tabak salata hazırladım. Selin mutfakta belirdi ve Anne, niye tek başına yiyorsun? diye sordu. Çünkü işten yeni geldim, açım, diye cevapladım, sucuk ısırırken. Kimseden bir şey istiyorsan kendin hazırlasın, diye ekledim.

Konuşma birden şok edici bir hal aldı. Selin, Veysel bizimle mi kalacak? Neden? diye sordu. O benim eşim, diye Veysel fısıldadı. Gözlerim fal taşı gibi dondu. Eş mi? diye sordum. Veysel, Evet, artık ben 19 yaşındayım, evlenmek istiyorum, dedi.

Selin kızgın bir şekilde, Bizi düğüne bile çağırmadınız, dedi. Düğün yok, sadece nikah kaldı. Şimdi eşiz, aynı çatı altında yaşıyoruz, diye açıkladım. Selin bana Bu nasıl bir evlilik? diye bağırdı. Eğer düğün masrafını bize verirsen, harcayacak bir şey buluruz, diye önerdim.

Veysel, Bu dairesi iki odalı ve dört kişilik, diye açıkladı. Kiralama seçeneği yok mu? diye sordu Selin. Benim odam var, başka bir şey düşünmeye gerek yok, diye cevapladım.

Selin birden Anne, artık bir damatlık var, diye bağırdı. Ne? Ben burada bir ritüel yapmamı beklemiyorum, işten yorgunum, kendinizi halledin, diye itiraz ettim. İşte bu yüzden evlenmedin! diyerek Selin bana bakıp odasına kapıyı çarptı.

Akşam spor salonuna gidip, bir kaç saat yüzme havuzunda vakit geçirdim. Saat on civarında eve döndüm, sıcak çayımı hazırlamaya gittiğimde mutfakta bir felaket buldum. Bezelye tenceresinin kapağı yoktu, yemek kurumuş ve çatlamıştı. Sucuk paketleri dağınık, ekmek küflenmiş, tavayı kimse kıymış, tabaklar lavaboda birikmişti. Zemin üzerinde tatlı bir sıvı damlası ve sigara kokusu hâkimdi.

Selinin odasından dışarı çıkıp, genç bir çiftin bir şarap şişesiyle oturduğunu gördüm. Selin, mutfağı temizle, yarın yeni bir tava al, dedim, odama yöneldim. Selin aceleyle ayağa kalkıp koştu.

Neden temizlik yapacağız? Tavanı nasıl alacağız? Ben öğrenci, çalışmıyorum, diye bağırdı. Evin kuralları şu: yemek yersen temizle, bir şey bozulursa yerine yenisini al. Tava bir iki lira tutar ama artık kullanılamaz, diye açıkladım.

Selin Sen bizim burada kalmamızı istemiyorsun, dedi. Hayır, istemiyorum, diye soğukkanlılıkla yanıtladım. Bu daire benim, ben kazandım, aldım. Sen sadece kayıtlısın. Bursuz kalmak istemiyorsan kurallara uymalısın, diyerek konuşmayı bitirdim.

Selin öfkeyle Ben hayatımın bütün kurallarını senin eline verdim. Şimdi evlendim, bana ne söyleyebileceksin? diye haykırdı. Ben sana koridorun bir köşesini ve oturma yerini verebilirim. Ama bu evde kalacak yerin yok, diyerek net bir cevap verdim. Selin Veysel, gideceğiz! diyerek eşyalarını toplamaya başladı.

Beş dakika içinde Veysel içeri girdi. Anne, sakin ol, her şey yolunda, dedi hafif sarhoş bir şekilde, Biz geceleri burada kalmayacağız. İyi davranırsan, geceleri sessizce bir şeyler yaparız.

Ben sinirlendim: Ben annesiyim, burada senin bir baban ve kocan var, ama bu ev benim. Veysel bir yumruk savurdu, ben de çenemi sıkıp ona baktım. Selin çığlık attı, Anne, ne yapıyorsun? diye bağırdı. Veyseli kolundan ittim, ona dizine bir darbe indirdim, ardından dirseğimle boğazına dokundum.

Şiddeti belgeleyeceğim, mahkemeye veririm, diye bağırdı Veysel. Polisi çağıracağım, kanıt toplamak daha kolay olur, dedim. Gençler kaçtı, iki odalı dairemizi terk ettiler.

Selin son bir kez bağırdı: Artık benim annen değilsin, torun göremezsin! Ben ise alaycı bir sesle Ne kötü bir son, dedim, En azından kendim için bir hayatım var. Ellerimde kırık tırnaklar ve hafif çürük bir cilt yankılandı.

Onların gidişinden sonra mutfağı yıkadım, bozulmuş yemeği ve çürük tavayı çöp kutusuna attım, kilitleri değiştirdim. Üç ay sonra iş yerimde Selinle karşılaştım. Kilo vermiş, yanakları sönük, yüzü hüzünlüydü.

Anne, akşam ne var? diye sordu.
Bilmiyorum, henüz karar vermedim. Sen ne istersin? dedim.
Tavuk ve pirinç, dedi, ve bir de Olivier salatası.
Tamam, tavuk alalım, Olivieri sen kendin yap, diye cevapladım.

Selin hiç daha fazla soru sormadı, Veysel yaşamımıza bir daha girmedi. Bu günlüğü yazarken, bir yandan geçmişin izlerini silmeye, bir yandan da yeni bir sayfa açmaya çalışıyorum. Her şeyin bir bedeli var, ama ben hâlâ ayakta duruyorum.

Rate article
Lifequest
O BİZİMLE YAŞAYACAK…