**Günlük**
Üvey oğlumu çok severim. Gerçek anneler önde oturur, denir ama o bu sözü hiçe saydı. Kocamla evlendiğimde Ozan henüz altı yaşındaydı. Annesi, dört yaşındayken bir kış gecesi sessizce gitmiştine bir telefon, ne bir mektup. Kocam, Emre, paramparça olmuştu. Onunla bir yıl sonra tanıştık, ikimiz de hayatımızın kırık parçalarını birleştirmeye çalışıyorduk. Evlendiğimizde sadece ikimiz değildik. Ozan da artık benimdi.
Onu ben doğurmadım, ama o gıcırdayan merdivenli evimize taşındığım andan itibaren onun annesiydim. Üvey annesi, evetama aynı zamanda onun sabah alarmı, okul projelerinde yardımcısı, gece yarısı ateşi çıktığında hastaneye götüren kişiydim. Tüm okul oyunlarında izledim, futbol maçlarında çılgınca tezahürat yaptım. İlk kalp kırıklığında elini tuttum, sınavlara birlikte çalıştık.
Hiçbir zaman annesinin yerini almaya çalışmadım. Ama güvenebileceği biri olmak için elimden geleni yaptım.
Emre, Ozan 16 yaşına gelmeden önce aniden bir kalp kriziyle vefat etti. Dünyam yıkıldı. En büyük desteğimi kaybetmiştim. Ama acının ortasında bile bir şeyi biliyordum:
*Ben Ozanı bırakmayacaktım.*
Kan bağımız yoktu. Miras değildi. Sadece sevgi ve sadakat vardı.
Üniversite kabul mektubunu aldığında mutluluğumu gizleyemedim. Onu odaya koşup mektubu sallarken gördüm. Başvuru ücretlerini ödedim, eşyalarını topladık ve yurt odasının önünde sarılıp ağladık. Mezuniyetinde gözlerimden gurur gözyaşları aktı.
Sonra bir gün bana Elifle evleneceğini söylediğinde yüreğim sevinçle doldu. Yıllardır onu bu kadar mutlu görmemiştim.
Anne, dedi (evet, bana anne diyordu), her şeyde yanımda olmanı istiyorum. Gelinlik seçiminde, prova yemeğinde, her şeyde.
Ön planda olmayı beklemiyordum, sadece dahil edilmek benim için yeterliydi.
Düğün günü erken geldim. Sorun çıkarmak istemiyordumsadece oğlumu desteklemek istedim. Açık mavi bir elbise giymiştim, çünkü bir gün bana, Bu renk bana seni hatırlatıyor, demişti. Çantamda küçük bir kadife kutu vardı.
İçinde bir çift kol düğmesi duruyordu. Üzerinde şu yazılıydı: *Büyüttüğüm çocuk. Gurur duyduğum adam.*
Pahalı değillerdi, ama yüreğimin tamamını taşıyorlardı.
Mekâna girdiğimde çiçekçilerin koşuşturduğunu, orkestranın enstrümanlarını akort ettiğini gördüm. Sonra Elif bana doğru geldi.
Çok güzeldi. Zarif. Kusursuz. Gelinki sanki ona göre dikilmişti. Dudaklarında bir gülümseme vardı, ama gözlerine yansımıyordu.
Hoş geldiniz, dedi yumuşak bir sesle. Geldiğiniz için çok mutlu olduk.
Gülümsedim. Dünyaları verseler kaçırmazdım.
Biraz duraksadı. Bakışları ellerime kaydı, sonra yüzüme döndü. Ekledi:
Şey, sadece bir hatırlatmaön sıra sadece biyolojik anneler için. Umarım anlarsınız.
Sözleri ilk anda kavrayamadım. Belki bir aile geleneği ya da oturma düzeniyle ilgili bir detay sanmıştım. Ama sonra gördümgergin gülümsemesini, ölçülü nezaketini. Tam da demek istediği buydu.
*Sadece biyolojik anneler.*
Yer yarılıp içine girecekmisim gibi hissettim.
Organizatör bize baktıduymuştu. Nedimelerden biri rahatsızca hareketlendi. Kimse bir şey söylemedi.
Yutkundum. Tabii, dedim, zoraki bir gülümsemeyle. Anlıyorum.
Şapelin en arka sırasına geçtim. Dizlerim hafifçe titriyordu. Kucağımdaki küçük kutuyu sıkıca kavradım, sanki bana güç verecekmiş gibi.
Müzik başladı. Misafirler döndü. Gelin alayı içeri girdi. Herkes mutlu görünüyordu.
Sonra Ozan koridorda belirdi.
Çok yakışıklıydı lacivert takım elbisesi içinde güvenle ilerliyordu. Ama ilerlerken gözleri sıraları taradı. Bir an için durdu.
Sonra arkaya, bana baktı.
Durdu.
Yüzündeki ifade önce şaşkınlık, sonra tanıyışla değişti. Ön tarafta, Elifin annesinin gururla oturduğunu gördü.
Sonra… geri döndü.
İlk başta bir şey unuttuğunu sandım.
Ama sonra sağdıcına bir şeyler fısıldadı ve adam bana doğru yürüdü.
Bayan Yılmaz? dedi alçak bir sesle. Ozan sizi öne almak istedi.
Benne? kekeledim, kol düğmelerini sımsıkı tutarak. Hayır, sorun değil, karmaşa çıkmasın.
Israr ediyor.
Yavaşça ayağa kalktım, yanaklarım yanıyordu. Koridorda yürürken herkesin gözleri üzerimdeydi.
Elif döndü, ifadesi anlaşılmazdı.
Ozan yanımıza geldi. Elif’e baktı, sesi kararlı ama yumuşaktı. O önde oturacak, dedi. Ya da düğün olmayacak.
Elif gözlerini kırptı. AmaOzan, karar vermiştik
Yumuşakça sözünü kesti. Gerçek annelerin önde oturması gerektiğini söylemiştin. Haklısın. İşte bu yüzden o burada olmalı.
Sonra misafirlere döndü, sesi şapelde yankıldı: Bu kadın beni büyüttü. Kâbuslarımda elimi tuttu. Bugün olduğum adam olmamı sağladı. Beni doğuran değil ama benim annem o.
Sonra bana baktı: *O, benden vazgeçmeyen.*
Derin bir sessizSonra Elif yavaşça adım attı, gözlerinde ilk kez gerçek bir sıcaklık vardı ve “Sizinle tanıştığıma memnun oldum, anne,” dedi.




