Hafta Sonu İçin Odayı Boşaltın, Kardeşim ve Ailesi Gelecek – Kaynanamın İsteği

Beni hafta sonu evden çıkar, kardeşim ve ailesi geliyor dedi kayınvalidem, sesindeki keskin tonla.

Sana da dedim, hafta sonları ebeveynlerinle gitmemi istemiyorum! diye bağırdım mutfakta, elimde çorba tenceresiyken, gözlerimde biriken yaşları silemeye çalışarak.

Gülbahar, yüzü kızarmış bir halde, bir elinde tencere sapını tutuyordu. Mert, ne kadar dalga geçiyorsun? diyerek bana baktı. Ben ise telefonuma gömülmüş, Sadece öğle yemeği, bir şey değil diyerek yanıt verdim.

Sadece bir yemek mi? Annen her defasında bir eksik bulur! Çorba tuzlu, ben doğru kıyafet giymedim, geç geldik, erken çıktık! diye bağırdı Gülbahar.

Fazla abartıyorsun, dedi ben, telefonun ışığını kapatarak.

Fazla abartıyorum? fısıldadı o, çorbayı lavaboya bıraktı. Geçen sefer herkesin önünde ev işlerindeki beceriksiz olduğumu söylemişti, çünkü pasta yapmayı bilmediğimden bahsetmişti!

Anne sadece tavsiye vermek istiyordu. diyerek savunmaya çalıştı.

Tavsiye hiç de tavsiye gibi değildi: Bak, Gülbahar ne kadar beceriksiz, pastasını bile yapamaz! diye ekledi.

Ben sonunda telefonumu bıraktım, eşime baktım.

Gül, yeter artık. İşte çok yoruldum, kavga etmek istemiyorum. dedim.

Ben de annenden gelen aşağılamalardan bıktım! diye bağırdı Gülbahar. Senin annenin bunları hep uydurdu!

Gülbahar bir sandalyeye oturdu, başını elleriyle kavradı, gözyaşları masanın üzerine damladı. Üç yıllık evliliği artık sözcüklerle çekilen bir savaş haline gelmişti.

Biz işyerinde tanışmıştık. Ben proje mühendisiydim, Gülbahar ise muhasebede çalışıyordu. Bir kahve içmeye davet ettim, ardından ilişkimiz hızla ilerledi. Her şey yolunda, neşeli ve rahat bir hal almıştı.

Sorunlar, Gülbaharı aileme tanıttığımda başladı. Annem soğuk bir gülümsemeyle bizi süzdü, babam sadece başını sallayıp odaya çekildi.

Bu da Gülbahar mı? diye sordu kayınvalidem, oturacak bir yer bile teklif etmeden. Evet, anne, o Gülbahar.

Merhaba, dedi annem, hafif bir tebessümle. Mert bana çok şey anlattı.

Ses tonu, sanki uygunsuz bir şey söylemişim gibi bir tonda hâkim oldu. Gülbahar mahcup bir şekilde ama kibar bir gülümsemeyle yanıt verdi.

Düğünümüz sadeydi; bütçemiz sınırlıydı, bu yüzden sadece küçük bir ziyafet düzenledik. Kayınvalidem akşam boyunca somurtkan bir yüzle oturup, bizim düğünümüzü oğlu İbrahimin düğününe kıyasladı.

İbrahimin düğünü ne kadar büyük! Restoran, şovlar, yüz kişi misafir! dedi.

Anne, bizim imkanlarımız farklı, diye fısıldadı Mert.

İmkanlar yaratılır, Mert. Düzenleyebileceğini öğren. diyerek ona karşılık verdi.

Düğünden sonra bir odalı kiralık daireneye taşındık, şehrin kenar mahallesinde, evsiz kalmaktan uzun birikim yapmamız gerekiyordu.

Kayınvalidem önceden haber vermeden gelip kapıyı çaldı, içeri süzüldü ve odayı gezmeye başladı.

Gülbahar, neden buzdolabının üzerinde toz var? diye sordu.

Dün temizledim, Nermin Hanım.

Görünüşe göre yeterince temizlik yapmamışsın. Akşam ne var?

Bulgur pilavı ve köfte.

Mert bulgur sevmez, pilavı tercih eder.

Bana hiç söylemedi.

Çünkü incelik ister, seni kırmak istemez.

Gülbahar sessiz kaldı, yumruklarını sıktı. Mert ise genelde sessiz kalır, eşini savunmazdı; bu da ona en büyük yara olurdu.

Şimdi mutfakta bir tartışmanın ardından otururken, Gülbahar gözyaşlarıyla sabır çanağını dolduruyordu. Telefon çaldı, ben cevap verdim.

Alo, anne. Evet, evdeyim. Şimdi haber veriyorum.

Telefonu Gülbahara uzattım, o isteksizce alıp:

Dinliyorum.

Gülbahar, yarın sabah gel. kayınvalidemin sesindeki emredici ton hâlâ kulaklarımda çınlıyordu.

Neden? sordu.

Konuşmamız lazım.

Ne hakkında?

Geldiğin zaman öğreneceksin. Saat onda bekliyorum.

Kayınvalidem telefonu kapatmadan, vedalaşmadan sonlandırdı. Gülbahar telefonu masaya bıraktı.

Ne istedi? diye sordu ben.

Yarın gelmemi istedi. dedi.

Tamam, gidip kadın sohbeti yaparsın.

Senin annen benimle sohbet etmez, bana emir eder.

Gül, artık yeter!

Gülbahar banyoya geçti, kapıyı kilitleyip su açtı, ağlacığını duymaması için çığlıklarını suya gömdü.

Sabah olunca, Nermin Hanımın üç odalı bir dairesinde, şehir merkezinde oturduğumuzu hatırladım; kocası on yıl önce vefat etmişti, yalnız yaşıyordu. Kapı hemen açıldı; kayınvalidem bizi bekliyormuş gibi baktı.

İçeri gir, soyun.

Gülbahar giriş holüne geldi, montunu çıkardı. Nermin Hanım bizi mutfağa götürdü, masada çaydanlık ve kurabiye vardı.

Otur, çay ister misin? dedi.

Hayır, teşekkür ederim.

Nasıl istersen.

Nermin Hanım çayını kendine doldurdu, karşıma oturdu.

Seni önemli bir konuda çağırdım.

Dinliyorum.

İbrahim ailesi hafta sonu İstanbuldan gelecek, bir hafta kalacak.

Tamam.

Oturacak yerleri yok, oteller pahalı, iki çocukla zor. Gülbahar sustu, ne demek istediğini anlayamadı.

Yatak odasını hafta sonuna boşalt. Kardeşim ve ailesi gelecek, kayınvalidem göz göze bakarak kesin bir sesle söyledi.

Hangi yatak odasını?

Sizin ikinizin odasını, bizim dairemizin.

Gülbahar kulaklarına inanamadı.

Bizim dairemizi İbrahime mi vermek istiyorsunuz?

Vermek değil, konuk etmek. Bir hafta.

Peki, biz nerede kalacağız?

Beni gözetin, evimde yer var.

Nermin Hanım, ama bu bizim dairemiz!

Kiralık daire, bizim değil.

Her ay ödediğimiz bir kira!

O da ne? Aile paradan daha önemli. İbrahim senin kardeşin, eşi Meral senin kayınbiraderin, çocuklar yeğen. Onlara nasıl hayır diyebilirsin?

Gülbahar konuşamıyordu. Kayınvalidem gerçekten onlardan ayrılmamızı ve bir hafta odasını bırakmamızı istiyordu.

Ben Mertle konuşmam gerekiyor.

Mert zaten biliyor. Dün ona telefon ettim, kabul etti.

Ne?

O da sorun görmüyor, bir hafta kalmak sorun değil.

Gülbahar ayağa kalktı.

Gidiyorum.

Sen kabul mü ediyorsun?

Hayır, kabul etmiyorum. Mertle konuşacağım.

Gülbahar, gürültü çıkarma. Aile kutsaldır!

Gülbahar daireyi terk etti, vedalaşmadan. Otobüsle evine dönerken pencereden dışarı bakıyordu, içi bir taş gibi ağırdı.

İşten akşam eve geldiğimde Gülbaharı kapıda karşıladım.

Neden İbrahimden bahsetmedin?

Anne aradı mı? ayakkabılarını çıkarıp mutfağa yöneldim.

Aradı. Ve dairemizi boşaltmamız gerektiğini söyledi.

Gül, sadece bir hafta.

Bu bizim dairemiz!

Kiralık.

Ama biz ödüyoruz! Burada yaşıyoruz!

Anlıyorum. Ama İbrahimin yeri yok, iki çocukla otel zor.

Kendileri bir daire kiralasın!

Neden, bizde yok mu?

Bizde var, ama o bizim evimiz.

Ben masaya oturdum, yüzümdeki yorgunlukla ellerimi masaya bastırdım.

Gül, ben yorgunum, kavga etmek istemiyorum. Bir hafta annemde kalmak büyük bir şey değil.

Senin için sorun değil, benim için aşağılanma!

Nasıl aşağılanma? Sadece kardeşime yardım!

Kardeşine! Kimse sormadı!

Şimdi soruyorum.

Söz verdin, annene göre.

Gözlerimiz birbirine kenetlendi; ben yorgun, o meydan okuyan bir tavırdaydı.

Karar verildi mi? diye sordu.

Evet.

Benim fikrim olmadan mı?

Gül, bu benim ailem!

Peki ya ben? Yabancı mı?

Sen karım. Ama İbrahim benim kardeşim. Annem istemiyor, reddedemiyorum.

Gülbahar yatak odasına gitti, dolaptan bir çanta çıkardı, eşyalarını toplamaya başladı.

Ne yapıyorsun? diye bağırdım kapıdan.

Dairemiz ihtiyacı olduğu için hemen boşaltıyorum.

Gül, aklını kaçırmadın. Onlar cuma günü gelecek!

Umurumda değil. Gidiyorum.

Nereye?

Bir arkadaşıma.

Gül, artık boşuna bağırma!

Bu boş bağırmak değil! Bu benim kararım! Sen aileyi seçtin, ben kendimi seçtim!

Çantayı doldururken, banyo rafından bir kozmetik çantası aldım. Ben şaşkınlıkla izledim, karım gerçekten çıkıyordu.

Ciddi misin? dedim.

Kesinlikle.

Nereye gideceksin?

Sedaya.

Ya beni kabul etmezse?

Kabul eder.

Telefonu çaldı, Sedaya aradım.

Seda, birkaç gün kalabilir miyim? Evet, Mertle kavga ettik. Teşekkür ederim, geliyorum.

Çantamı alıp montumu giydim. Ben elimi tutup tutmadığını gördüm.

Gül, kal. Konuşalım sakin bir şekilde.

Konuşacak bir şey yok. Sen karar verdin beni düşünmeden. Artık bana ihtiyacın yok.

İhtiyacım var! diye bağırdım. Senin annenin itaatkar bir bebek gibi olmamı istiyor, ben bir eş istiyorum!

Gülbahar çantasını alıp daireyi terk etti. Ben kapıya oturup kapıyı kapattım.

Seda iki odalı bir dairede yalnız yaşıyordu. Gülbaharı kucaklayarak çay ikram etti.

Anlat, ne oldu?

Gülbahar başını salladı, Kayınvalidem çok kafayı yemiş dedi.

Sadece o değil, sen de. Beni hiç düşünmedin!

Doğru bir karar verdim, çıkmak zorundaydım. Onun bizi hafife almadığını görmeliydi.

Gülbahar kanepede uykuya dalmaya çalıştı, ama aklı hâlâ Mertle tartışma sahnesinde takılı kaldı. Üç yıldır annesinin kendisini küçük düşürmesini gerçekten görmüyordu mu?

Sabah Mert aradı.

Gül, nasılsın?

İyi.

Geri dönmeyi düşünür müsün?

Hayır.

Ya da bir daha da kalmazsın Sedada!

Kendime bir oda bulurum.

Bu aptalca! Bizim dairemiz var!

O dairenin İbrahime vermesini istemişti.

Bir hafta!

Umrumda değil. Geri dönmeyeceğim.

Ben suskun kaldım.

Tamam, sakinleşince konuşuruz.

Telefonu kapattı ve Gülbahar bir nebze rahatladı. Üç yıl sonra ilk kez kendi istediğini söyleyebildi, başkalarının beklentileriyle değil.

Seda işe gitti, ben tek başıma kaldım. Oda ilanlarını araştırmaya başladım, birkaç seçenek buldum, birine telefon ettim.

Bugün gelebilir miyim?

Tabii, gel.

Küçük ama temiz bir odadaydı, iki emekli kadınla paylaşımlı bir ev. Ev sahibi Veli Hanım, altmışında, sıcak bir kadın.

Çalışıyorsun, genç?

Evet, muhasebede.

Evli misin?

Boşandım.

Anladım. Kurallarım basit: temiz, akşam 22den sonra sessiz, konuk almamak.

Benim için sorun değil.

Ne zaman taşınacaksın?

Hemen.

Veli Hanım gülümseyerek:

Durumu anlıyorum, otur. Ön ödemeyi lütfen.

Para verdim, anahtarı aldım. Oda dar bir yatak, eski bir dolap, pencere kenarında bir masa. Sade ama kendi. Artık kimse beni eleştiremez, yönlendiremez.

Sedaya telefonla taşındığımı söyledim.

Ciddi misin, ayrı yaşamak mı?

Evet.

Mert?

O annesiyle kalacak. Onun kararı benimkinden daha önemli.

Gül, emin misin?

Kesinlikle.

Akşam Mert geldi, çiçekler getirdi.

Girer miyim? diye sordu.

İçeri gel.

Çiçekleri uzattı.

Burada mı yaşıyorsun? diye sordu.

Evet, küçük bir oda.

Gül, eve dön. Lütfen.

Annemle ne oldu?

İbrahim dün geldi, otelde kaldı. Anne biraz kızdı, ama sonunda kabullendi.

Gerçek mi?

Evet. Ben de artık annemin isteklerine boyun eğmeyeceğim dedim.

Ben oturup başımı dayadım.

Mert, geri dönmekten korkuyorum. Her şey aynı döner mi?

Döner mi? Sözüme sadık kalacağım.

Sözler kolaydır.

Kanıtlayacağım. Seni seviyorum, gerçekten seviyorum. Annen her zaman bir otoriteydi, ona karşı durmak zor. Ama sen benim hayatımın en önemli parçasısın.

Gözlerine baktım, samimiyetini gördüm.

Tamam, döneceğim. Ama bir şartla.

Nedir?

Başka bir daire kiralayalım ya da biriktirelim. Burada, bu kavgaların ortasında yaşamayı istemiyorum.

Anlaştık. Yarın yeni bir ev aramaya başlayalım.

Gülbahar birMert ve Gülbahar, yeni bir daire için birlikte araştırma yaparken, birbirlerine verdiği sözlerin ve umutların sıcaklığını hissederek geleceğe bir adım daha atmaya karar verdiler.

Rate article
Lifequest
Hafta Sonu İçin Odayı Boşaltın, Kardeşim ve Ailesi Gelecek – Kaynanamın İsteği