20 Mayıs 2025
Bugün mezuniyet buluşması için annemin evine gittiğimde, o eski köy kasabasının sokaklarını düşünerek içim titredi. Lisenin kapısını kapattığımızda, en son Elifi gördüğümde on beş yaşındaydık, şimdi otuz. Aklıma, şu anki Eskişehirin daracık çarşısında üç çocuğu, alkolle boğuşan bir eşiyle nasıl bir hayat kurmuş olabileceği geldi.
Muhtemelen evinde üç çocuğu ve içki bağımlısı bir eşi var, diye içimden öfkeyle düşündüm. Neden bu kadar öfkeli olduğumun sebebi, aslında onun değil, benim oraya gitmemdi.
Girişte beni bir film yıldızı gibi karşıladılar. Bir an utanıp, Elifi hâlâ hatırlıyor muyum? diye düşündüm. Diğer eski sınıf arkadaşları arasında Elifi göremedim; bu da bir nebze rahatlatıyordu; Neden bu kadar eski bir nostaljiye takılıyorum ki? dedim, gerçekte onun bana ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırladım.
Sonra belirdi. İnce ellerinde mavi damarların belirdiği bir çene, tilki burnu gibi ince bir yüz, pamuk gibi hafif, daima kısa kesilmiş sarı saçları bir kar tanesi gibi başının üstünde duruyordu. Gözlerime bir kez Ne güzel Elif diye fısıldadım.
Sınıfımdan Kaan Yılmaz, Şu Elife bak, ne güzeldir! diyerek alay etti. Bak şu Ayşensaçları uzun, teni pürüzsüzve Elif, sanki bir kelebek, kırmızı lekeleri var. Elifin yüzündeki birkaç sivilceye rağmen, benim gözümde güzelliği sönmezdi. Kaana şöyle karşılık verdim: Haklısın, belki de.
Elifle nasıl dost olacağım bir türlü aklıma gelmiyordu; kızlar artık erkeklerle eski gibi takılmıyorlardı. Kaan, doğum günü partisini evinde yapma fikriyle bir çözüm sundu. Evimiz dar olsa da, Kaanın annesi bize bilmece sorar, sonra eski sınıf arkadaşlarımızın hediye ettiği transformer oyuncaklarıyla oynardık. Ben de en büyük transformer oldum.
Anne, bütün sınıfı davet edebilir miyim? dedim. O da şaşkınlıkla Nereye sığarız? diye sordu. Babam ise Gelmeyecekler de, bir büfe kurup otururuz, oturmak zorunda değiller dedi. Sonunda bir masa, peçete, yedi çeşit tabak fikriyle karar kıldık.
Elifin maddi durumu zayıftı: kalabalık bir ailenin kızı, annesi kütüphaneci, babası ise içki bağımlısıydı. Giyim ve ayakkabı çoğu zaman büyük kız kardeşi tarafından temin edilirdi. Bu yüzden ona doğum günü daveti uzatırken, Kapak resmi çizebilir misin? Çalma kasetinin kapağı yırtıldı, yeni bir şey lazım diye yalvaran bir dille sordum.
Elif ne istediğimizi anlamadı, ama ben ona köpek Bülbülün çalmış olduğu plak kapağını yeniden çizmeye ihtiyacımız olduğunu açıkladım. Müzik setiniz var mı? diye sordu; ben de Var, ama ben plakları seviyorum, bir tane çizer misin? dedim. Çizimle ilgili dersinde hep bir beş alırdı, eserleri hem okulda hem de semt sergilerinde yer alırdı.
Doğum günü partisi geldi. Yarı grup konsol oyunları oynarken, diğer yarısı videomagnitofonda film izliyordu. Ben Elif, Mete ve iki kız arkadaşına eski bir plak çalar ve yırtık bir Beatles albüm kapağını gösterdim. Köpeğim Bülbül plağı çiğneyip parçalamıştı. Elif önce temkinliydi; Plak çalar çok sıradan, dedi, ama müzik çaldığında gözleri kapanıp, sanki bir marşı dinler gibi dinledi.
Mete sıkıldı, konsola yöneldi, kızlar bir diskoya geçişti. Oda içinde herkes coşarken, Elif hâlâ yatağının kenarında oturmuş, hareket etmiyordu.
Doğum gününden birkaç gün sonra Elif yanımda durup, Biraz daha dinleyebilir miyim? Söz veriyorum! dedi. Bu babamın, izin vermiyor, diye yanıtladım, Ama istersen istediğin zaman gel, birlikte dinleyebiliriz. Elif utanarak Biraz garip ama dedi. Babamı taklit ederek Pantolon başa takmak zor, ama her şey başka bir şey gibi rahat, dedim.
Böylece dostluğumuz müzikle, Beatlesın efsanevi şarkılarıyla başladı, zamanla kendi içinde gelişti. Annem bir gün İsmail, bu kızla ciddi misin? Sözsüz bir şekilde yalnızca başına bakıyorsun, bu çok tuhaf, dedi. Seninle ne ortak olabilir ki? O bir çöp çocuğu. Babam ise Kızlar kafasını çevirir, gençlik böyle, diyerek gülüştü. Ben ise Benim kafam çevirilmez! diyerek savundum.
Bu tartışma, annemin bir yıl sürecek bir sessizliğe çekilmesine, ama Elifi evime getirdiğimde lise konusundan bir daha söz etmemesine neden oldu. 9. sınıfta annem bir kez odama girip, Elifle ilgili bir şeyler araştırdığını gördüm; o an her şey değişti.
Elif evine koştu, annem bir şey söylemedi. Akşam babam geldiğinde sessizlik hâlâ sürüyordu. Üç gün sonra babam İsmail, Moskovaya taşınıyoruz, dedi. Nasıl Moskova? diye şaşırdım. Şöyle ki, yeni bir restoran açıyorum, sen de İstanbulda değil, Ankarada üniversiteye gitmek zorundasın. Lise de, özel ders de ayarladım. Gitmeyeceğim, dedim. Peki, sen nereye gideceksin? diye sordu. Elif haber aldığında gözyaşlarına boğulmuş, İtiraz ederim ama sen gelmezsin, diyerek üzüldü.
Veda ederken ona o yırtık plak hâlâ aynı pakette saklıydı. Elif, Beni bir gün unuttun ama plak hâlâ burada, dedi. Ben de onu bir kez daha çalmaya koydum. Müzik çaldı, birbirimize sarıldık; sanki hiç bitmemiş bir mezuniyet balosu gibi.
Daha sonraki yıllarda babamın restoranlarını yönettim. İki uzun ilişki yaşadım: bir Yunanlı kız ve bir İngiliz öğrenci. Annem, evliliğim için evlat edinen bir eş aramaya başladı; ben de kendi dairemde yalnız kalmaya başladım. Kardeşim kalp hastalığıyla doğmuş, bir yıl sonra yaşamını yitirmişti; annem uzun süre hamile kalamadı, bu yüzden benim de ondan kaçındığını düşündüm.
Üniversiteyi Londrada bitirdim, orada favori mekanları dolaştım, sigara içtim, saçımı kestim, her hafta yeni bir kızla çıktım. Elifi unutmaya çalıştım, ama bir şeyler eksik kalıyordu. Türkiyeye döndüğümde baba restoranlarına yardım ederken, iki uzun süreli ilişkim bitti; bir Yunan kız bana bitkiler gibi yapıştı, bir İngiliz kız ise soluk bir ten rengine sahipti.
Anne, evde bana uygun eş adayları bulmaya başladı ama ben artık evimden çıkmazdım. Babam beni yumuşak olmam için ikna etmeye çalıştı; ben de O beni başarılı ister, ben de başarılı oldum, evlenmem. diye yanıtladım.
Eski sınıf arkadaşı Kaan, İngilterede okurken bana Ben de Londraya gitmek istiyorum, dedi. Annem gözyaşları içinde, O sadece tek başına kalacak, diyerek korktu. Ben ise kaybettiğim kardeşimin anısını hatırlayarak, annemi kaybetme korkusunu bir nebze alayla karşıladım.
Londrada güzel günler geçirdim; tüm ünlü yerleri gezdim, sigara içtim, saçımı değiştirdim, kızları haftadan haftaya değiştirdim. Elifi unutmak istedim ama her yeni ilişki kısa sürdü.
Türkiyeye döndüğümde, baba restoranlarını yönettim ve iki uzun ilişki de bitti. Annem hemen bana uygun eş adayları bulmaya başladı; ben ise babamın verdiği dairede yalnız yaşamaya devam ettim. Telefonlarını açmadım, babam ise O başarılı olmuş, niye evlenmesin? dedi.
Mete, bir gün fotoğrafı farklı bir profil fotoğrafı ile mesaj attı, kim olduğunu anlamadım ama anlaşıldı ve eski sınıf arkadaşının mezuniyet buluşmasına davet edildim. Elif hâlâ aynı ince yüzü, mavi damarları ve şimdi biraz uzamış sarı saçlarıyla oradaydı.
Onunla konuşurken, Şimdi evlisin ama boşandın, bir çocuğun var, adı İsmet, on yaşında, dedi. İsmini duyunca utanmadan, İsmail, dedim. Gel, birlikte gidelim, diyerek, Moskovaya gitmek yerine Ankarada daha iyi bir hayat var, diye önerdim.
Elif, hâlâ hayalperestsin, diye yanıtladı, Bu bir hayır mı? dedi. Gözleri öfkeyle doldu, Nereden biliyorsun? diye sordu. Artık bir şey söylemiyorum, dedim, Sadece gel, bir plak dinleyelim.
O an, geçmişteki sözlerimiz, yırtık plak, Beatles şarkısı ve birlikte geçirdiğimiz anılar yeniden canlandı. Plak çaların başında, All You Need Is Love çalarken, birbirimize sarıldık; zaman durdu, sadece müzik ve kalp atışı kaldı.
Bugün geriye baktığımda, geçmişin benimle alay ettiğini, ama aynı zamanda bana sabır, sevgi ve gerçek dostluğun değerini öğrettiğini anlıyorum. Hayatın karmaşası içinde, bir plak, bir şarkı ve bir an, kalıcı bir bağ kurabilir. **Kendi iç sesimi dinleyip, samimiyetle hareket ettiğim sürece, her kayıp bir başka fırsata dönüşür.**




