Anne Artık Gerekli Değil mi?

Ayşe Yılmaz evde yalnız kalmış gibi hissediyor.
Peki ya o daire? Dördüncü kattaki mi?
Orada ben gereksiz bir misafirim! diye itiraf ediyor Ayşe, yüzü kızarıp utanıyor.

O zaman benim evime gel! diye aniden öneriyor eski sınıf arkadaşı Ali.
Lâlâ, Balıkçın, sen misin? diye sesleniyor bir amca Ayşeye.

Ben Balıkçın! diye yanıtlıyor kadın, aslında boşandığı için soyadını Fikretten Fikrete bırakmış. Nasıl tanıdığını merak ediyor.

Ben de Şahin Demir! diye sevinçle bağırıyor yabancı. Tanımadın mı? Seni gördüğümde hemen tanıdım: hiç değişmemişsin!

Mehmet, ikinci çocuğu doğurduktan sonra Ayşeyi terk ediyor. Çocukların büyümesi için koşul yaratmadığını anlıyor.

1990ların zorlu yılları, kimse kişisel gelişimden ya da koçluk programlarından söz etmiyordu; internet bile yoktu. Mehmet gidince Ayşe iki çocuğuyla kalıyor, biri bebeğin emekleme döneminde.

İlk aklı, bir çıkış yolu bulmak. Fakat mantığı devreye giriyor.

Babası devreye giriyor: fabrikası battı, işten çıkarıldı; mühendislikten bakıcıya dönmüş.

Aile zor koşullarda, neredeyse açlıkla geçiniyor; tek geçim sağlayan annedir. Mehmet nafaka ödüyor ama sığdırmaz, her şey lirayla hızla artıyor.

Küçük çocuğu bir yaşına girince Ayşe yurt dışından gelen kışlık montları getiriyor; maddi açıdan bir nebze rahatlama sağlıyor.

Çocuklarını birlikte büyütüyorlar, hatta ücretsiz bir kursa katılmalarını sağlıyorlar.

Çocukları yetişip kendi ailelerini kuruyor. İlk evlenene Elif diyor: Annemi hamile tutuyorum, yakında büyüdükçe baba olacaksın!

Eve neşe doluyor, herkes mutluluk içinde.

Fakat bir gün Ayşenin eski sınıf arkadaşı, 1970lerde fabrikada çalıştığı daireyi getiriyor. O dairesi iki odalı, bir depo ve balkonlu, o zamanlar ev denilen bir köşk gibi sayılıyor.

Şimdi Ayşe, oğluyla aynı odada uyumak zorunda kalıyor. Sonra oğlu Keremin sevgilisi gelince, Başvuru yapalım! diyorlar.

Her şey güzel ve romantik görünse de hayatın gerçekliği ağır basıyor: Ayşenin nerede uyuyacağı kalmadı.

Sevgilisi geceleri başka bir odada kalıyor, katlanabilir yatak mutfakta ya da depoda; evet, depoda!

Ayşe mutfakta uymayı aşağılık buluyor, bu yüzden deponun köşesine çekiliyor.

Kapıyı kapatmazsan sorun olmaz! diyor oğul ve kız, samimi gözlerle.

Beş dakikada kapı açık kalıyor, Ayşe deponun içinde eşyalarını buluyor, orada kalıyor.

Kerem evlenmiş: Annem, kiralık evimiz yok, affet lütfen diyor.

Ayşe işe yaramaya çalışıyor: yemek yapıyor, temizlik yapıyor, ama onlar onu köpek gibi depoya itiyor.

Sürekli kutularda ve sandıklarda kalma düşüncesi Ayşeyi utanıyor, iki çocuğunu tek başına büyürken bu durumu kabullenmek zor.

Para da kısıtlı: İngilizce öğretmeni, ek ders de veriyor, ama yeterli gelmiyor. Kira ödeyecek bir daire bulamıyor.

Bir gün Ayşe çantasını, içinde kimlik ve maaş kartı var, evden çıkar, apartmanın önünde bir bankta oturuyor; aklına bir çözüm gelmesini bekliyor.

Sabah dersleri yok, oturup havanın soğuğunu izliyor.

Lâlâ, Balıkçın, sen misin? tekrar sesleniyor bir amca.

Ayşe yine Balıkçın diyor; soyadı artık Fikret. Nasıl tanıyor merak ediyor.

Ali tekrar Şahin Demir diye bağırıyor, Seni gördüğümde değişmediğini fark ettim!

Ayşe içinden hüzünle düşünüyor: Değişmedim ama zaman beni nasıl değiştirir?

Zaman, iyi bir şifa ama kötü bir kozmetik. İlk sınıf arkadaşı şimdi kel, şişman, yaşlı bir adam; Ayşe de aynı şekilde değişmiş gibi hissetmiyor.

Yirmi yıl geçti, eski okul mezuniyet gecesinde hâlâ birbirlerini tanırdılar. Ayşe gençken sınıftaki yakışıklıya aşıkmıştı, mezuniyet partisinde ona beyaz şarkı söylemişti.

O adam partiye politik bir memurun kızını evlendi; kariyer hırsıyla dolu bir kadındı.

Neden oturuyorsun? Soğuk! Donma, dikkat et! diye şaka yapıyordu Alexander, Ayşe o zamanlar onun esprilerine kahkaha atıyordu.

Okul arkadaşı da Kötü arkadaş gibi oturuyordu, sadece bankta oturuyordu.

Buraya ne getirdin? diye soruyor Ayşe. Dairanı hatırlıyor musun? Dördüncü kat mı?

Orada ben gereksiz bir misafirim! diye itiraf ediyor hâlâ utangaçça.

O zaman gel benim evime! der Ali yine aniden.

Ayşe Kız arkadaş … kiminle? diye soruyor. Kocası bir kadın getiriyor, ama sokakta uyuyamaz.

Ali Kız arkadaşla uzun zamandır boşandık, beşinci noktamızı kaldır, korkma, seni rahatsız etmeyeceğim diyor.

Adam elini uzatıyor, Haydi, arabamız köşede! diye teklif ediyor.

Ayşe ve Ali uçuyor gibi dışarı çıkıyor, Ali yalan söylemiyor, gerçekten rahatsız etmiyor. İlk iki ay böyle devam ediyor, sonra evlenme teklif ediyor.

Elleri elli yaşında, Biz 53 yaşındayız, ne fark eder? diyorlar. Ali neşeli Lâlâyı sevmiş, onunla eski beyaz şarkıyı hiç unutamaz.

Lâlâ evet diyor, Bu teklifi kim reddeder ki? diye.

Çocuklar annelerine bir kez de olsa telefon etmiyor. Başta bekliyor, sonra sadece evlenme hazırlıkları ve aile hayatına odaklanıyor.

Düğün büyük bir tören olmuyor, sadece dört kişi bir kafede oturuyor, akrabalar olmuyor ama açıklanabilir.

Ayşe telefon rehberinden kızının ve oğlunun numaralarını siliyor. Eğer bir şey hatırlamadıysanız, belki de gerçekten ihtiyacınız yoktur diyor akıllı koçlar.

Böylece annelik, çocukların hayatındaki gereksiz bir eşya gibi hissediyor, Onlar da bana gerek yok diyor. Zor mu? Evet. Adil mi? Evet.

Ayşe evden ayrıldıktan sekiz ay geçmiş, yılbaşı tatili yaklaşıyor, Ayşe ve kocası süpermarkete gidiyor.

Bir anda Anne! diye çığlık duyuluyor, kızının boynuna sarılıyor, yanındaki mutlu oğul da koşuyor.

Ayşe soruyor: Neden böyle garip bir grupta geldiniz?

Çünkü kardeşler birlikte alışverişe çıkmazdı, tek başlarına ya da eşleriyle giderdi.

Şimdi hep böyle garip bir grupta! diye açıklıyor utangaç Kerem.

İkisi de boşanmış!

Hemen mi? diye şaşırıyor anne. Çabuk davranıyorsunuz!

Kerem ve Elif, Geliş zamanında bir çifti yakaladık, aşkları uzun zamandır sürdü. diyor.

Ayşe: Ne zaman geri döneceksin? diye soruyor, o da Şimdi her şey daha iyi olacak! diyor.

Elif: Kerem evde hiçbir iş yapmaz, ben çocuğumla boğuşuyorum! diyerek şaka yapıyor.

Kerem: İyi bir evlat yetiştirdin! diyor, ama şaka etkisiz kalıyor.

Bir adam, Ben drab kabanı olan bir damatım! diye yanıtlıyor. Kabanı gerçekten güzel. Ayşe de yeni bir kıyafet giymiş, eskiden para sadece onun giysilerine giderdi.

Çocuklar şaşkın: Kimin eşi?

Adam: Sıradan bir eş! Bu yüzden anne geri dönmez, artık kendi hayatı var!

Elif: Büyüdükçe anne büyük anne olmak ister mi? diye soruyor.

Kerem: Ben sadece eş olmak istiyorum, büyüyen anneyle uyumlu değil! diyor.

Adam: Güzel tanıştık, şimdi gidelim!

Kerem sessizce soruyor: Biz de gider miyiz?

Anne hiçbir şey söylemeden sadece köşede gülümsüyor.

Adam Ayşeyi tutup, Haydi, uçalım! diyor, ikisi de uçuyor. Çocuklar şaşkın bakıyor.

Ayşe ve Ali marketten dönerken adam soruyor: Uzay giysisi sıkı mı? Hava yeterli mi? Boğuluyor musun?

İkisi de şaka yaptıklarını biliyor, Alexander ismi uzay giysisi, koruyucu anlamına geliyor. Alexander gerçek bir koruyucu gibi davranıyor, aşkın boğucu olmadığını kanıtlıyor.

Ayşe sonunda Uzay giysisinin tam bedenini buldum, artık uzaya gidebiliriz, geç kalmış değilim diye düşünüyor.

Haydi, uçalım! diye tekrar ederler ve gerçekten uçuyorlar.

Rate article
Lifequest
Anne Artık Gerekli Değil mi?