Meral, kadının elindeki yanıp sönen kibritleri izliyordu. Kadın kibritleri bir kez yakıp bir kez söndürüyordu, aynı zamanda Meralin içini kemiren tüm acıları ve yalnızlığı anlatıyordu. Umutsuzluk, kurtulmak için çığlık atmak isteği… İşte o an cadıya gitmeye karar verdi.
Meral, hayatının en büyük felaketini yaşıyormuş gibi hissediyordu. Kocası, iki çocuğuyla birlikte evden kaçmıştı. Dört ay sonra geri dönse de her şey eski hâline dönmüş gibi görünmüştü; ama bu sadece bir yanılsamaydı. İlişkileri derin bir çatlağa girmiş, Meral ile kocası birbirinden uzaklaşmıştı.
İlk başta Meral, her şeyi eskiye döndürmek istiyordu. Nasılsın? mesajları, İyi geceler dilekleri Sonra içindeki intikam ateşi yükseldi. Kocasının da acı çekmesini, belki bir otobüsün çarpmasını dahi istiyordu. Zamanla ise bir şey de umursamazlaştı; kendisi, kocası, nerede olduğu, ne zaman döneceği… Çocuklarla da ilgilenmediğini fark etti.
Ardından, nefes alamaz hâle getiren bir sıkıntı bulut gibi üzerini sardı. Kendini kötü hissettiğinde, o duygu ona saldırıyordu, bir kere kaçıyordu, birden tekrar çöküyordu. Hastalıklar bir bir peşine düştü. Diş altı kisti çıkarıldı, implant takıldı, cebi de büyük ölçüde boşaldı; gözleri aniden bulanıklaştı. Bir sabah parkta yürürken düz asfalt üzerinde düşüp elini üç yerden kırdı. O an, Hayatıma bir şeyler değiştirsem iyi olur dedi içinden; kendini erken ölüm düşüncesine sürüklemek istemiyordu.
Kimse sana kötü bir büyü yapmadı, dedi kadının gözünden ışıldayan bir kadın. Düşünme. Bu senin kocan, senin sorunun. O sadece kendini görüyor, çevresini fark etmiyor. Her şey senin elinde, sen kendini boğuyorsun. O ise bir korkak, geride kalacak. Artık geri dönemez; yeri dolmuş.
Peki ben ne yapacağım?
Yaşa. Kendi hayatını istediğin gibi yaşa, kendin olsun.
Meral ayağa kalktı, kafası demir gibi ağır. Yaşamak kolay söylenmiş.
Al, bunu dene. Sarhoş olursun, mum yak, su iç, dedi cadı, bir kutu mum ve küçük bir şişe su uzatarak.
Teşekkürler, diye mırıldandı Meral.
Dışarı çıktığında boğazına bastıran bir topaç gibi bir his geldi. Bu senin kocan, senin kocan diye kendi kendine tekrarlıyordu.
Akşam Meral bir not defterine oturdu. Kendi hayatımı nasıl yaşarım? Ne isterim? diye sorular sordu. Kalemi soruların üstüne bir şeyler yazmaya başladı ama bir türlü tamamlayamıyordu. Çocukların istediği şeyler hâlâ aklına geliyordu: deniz, su kaydırağı, oyun odası, hatta evin yanındaki park Ya da kocasının istediği şeyler: yeni bir ev, araba, annesine ziyarete gitmek, balkon yenilemek, gece yarısına kadar film izlemek, çadırla doğaya çıkmak.
Kendine soruyordu: Ben, sadece ben, ne istiyorum? Yıllardır aile içinde eriyip gitmiş, kendi isteklerini kaybetmişti. Yarım saatten fazla bir sürede birkaç hedef belirledi:
Sabahları koşuya çıkmak, zaman ve enerji bulmak.
İş değiştirip yönetici olmak, iyi bir maaş almak, profesyonel olarak gelişmek.
7 kilo vermek.
Kendine güzel bir kaban almak.
Kendi evimi sahibi olmak.
Çocuklarla sakin, sağlıklı ilişkiler kurmak.
Bir hobi bulup ondan keyif almak.
Derin bir nefes alıp not defterini kapattı. Kendi isteklerini ortaya koymak hiç de kolay değildi ama bir yerden başlaması gerekiyordu. Oturduğu kanepede oturan Serkana bir bakış attı; o hâlâ bilgisayarına dalmıştı.
Kocan böyle diye bir ses içinden yankılandı.
Meral arabasının kapısını çarptı; bugün yine cadıya gidiyordu. Yeni işinde ekibi nasıl daha verimli yöneteceği, aşırı yüklenen görevlerden nasıl kurtulacağı konularını konuşacaktı. Boyun ağrısı da bir yana, manuel terapi yeterli gelmemişti. Büyük oğlunu spora mı yönlendirecek, yoksa resim yapmasına izin mi verecek Kocasıyla ilgili ne söyleyebilirim? O hâlâ hayatımızda mı, yoksa yok mu?
Beni hemen tanımıyor gibi, dedi Serkan şaşkın.
Niye? diye sordu Meral.
Hayatında büyük bir değişiklik olmadı. İşini değiştirdin ama bu aklına bir şey gelmedi.
Bugün ne konularla geldin?
Sırt ve boyun ağrısı, iş, oğlum, kocam, dedi cadı, gülümseyerek.
Bugün benimle hayatını paylaştın. Hastalığın kocanla yavaşça sönüyor. Yakında kocanın nerede olduğu, eski sevgilisiyle görüşüp görmediği ya da ne zaman geri döneceği önemli olmayacak. Bir gün soruların kaybolacak, ihtiyaç duyacağın tek şey yol bulmak ve bir yere varmak olacak. Ama bu bir günde olmaz.
Mumların ışığı yeniden yanıyordu.
Çocuğu resim çizmeye bırak, dedi cadı.
İşte ne yapacağız?
Somut hedefler koy, somut çözümler bul, eksik kalanı sor. İnsanlar düşündüklerini okumaz.
Kocan daha çok çekecek; senin hayatın ne kadar ilginç olursa, o o kadar etraflarına dolanacak. O sadece bir gölge; güneş varken gölge var, güneş yoksa gölge de kaybolur. Güneş ne kadar parlarsa, gölge de o kadar belirgin olur. Anladın mı?
Meral başını salladı.
Teşekkür ederim.
Tam olarak ne zaman arıyor sana? Şimdi bir tenis topu al, duvara yasla, omurganın arasına koy, çömelerek topu yuvarla. Her şey yerine oturur.
Sağ ol, diyerek içini bir kahkaha geçirdi. Topun etkisiyle bir şeyler değişecek miydi? Manuel terapist çöp bir para almışken top ona yardım ediyordu.
Başka bir seçenek yoktu; sadece kendi hayatını yaşamaktı.
Zaman su gibi akıp geçti; kış, bahar, yaz ve yine altın bir sonbahar. Yeni okul yılıyla birlikte Meral, oğlunu bir resim kursuna götürdü. Dima artık resim yapıyordu ve yeteneğiyle hem şehir hem de il çapında sergilere katıldı. O da telefon ve tablet yerine boyalarla, fırçalarla dolu saatler harcıyordu.
Meral, ofisinde bir tahta ve renkli kalemler aldı, sabah hedefleri ve tarihlerini yazdı; zamanla bu hedefler tartışma konuları olmaktan çıktı. Arkasında bazı eleştiriler ve seslenişler olsa da iş yürüyordu, bu en önemli şeydi.
Kısa sürede eğitim seminerleri düzenlemeye başladı; önce hobi, sonra uzmanın rolü, ardından eğitmen. Bu seminerler maaşıyla eşdeğer gelir getiriyordu.
Bir hafta içinde kimse imzasız, not içermeyen kırmızı gül buketi gönderdi. Meral, Bunu kim gönderdi? diye düşündü, muhtemelen kocasıydı.
Nasıl buldun? diye bir mesaj attı, bir saat bekledi ama cevap alamadı.
Teşekkür ederim, diye yalnızca bu cevabı verdi.
Çiçeklerin acı, hafif acı kokusunu çok severdi; şu anda çiçek sezonuydu. Serkan bu tercihi asla hatırlamıyordu; onun dünyasında bütün kadınlar gülü severdi.
Pencere dışarıda parlak sonbahar güneşi ışıldıyordu; kırmızı ve turuncu akçaağaç yaprakları caddeyi süslüyordu. Meral, bu yaprakların arasına karışıp dönmek istedi.
Derin bir nefes alıp açık pencereden taze havayı içine çekti. Ben tek başıma bir şey yapamaz mıyım? diye düşünmekten vazgeçti, sonunda özgürlüğünü yakaladı. Ve evet, tenis topu gerçekten işe yaradı.




