Annem, evli bir adamın yakın arkadaşıydı; o adamdan ben doğmuştum. Çocukluğum boyunca sürekli kiralık dairelerde oturduk, sabit bir evimiz hiç yoktu. Beş yaşına geldiğimde annem yeni bir erkekle tanıştı ve onunla yaşamayı istedi, fakat adam yalnız kalırsa beni alacağı şartını koydu. Annem, beni babamın yanına götürdü, gerekli tüm evrakları ona teslim etti, kapıyı çaldı ve kilidin açılma sesini duyunca kaçtı. Ben ise yalnızca köşede bekledim.
Kapıyı açan adam, benim kim olduğumu anında fark etti ve beni içeri aldı. Eşi, Elif, beni ve çocuklarını kızları Şirin ve oğlu Deniz sıcak bir şekilde karşıladı. Babam ilk başta beni bir yetimhaneye göndermek istedi, fakat karısı bunu yapamayacağını, Benim suçum yok diyerek beni korudu. O gün annemi beklemeye devam ettim, annemin yakında geri geleceğini düşündüm. Zaman geçtikçe, babamın karısını anne diye hitap etmeye başladım.
Babam, çocuklarına karşı soğuk, otoriter bir yapıya sahipti. Evde olduğunda, hepimiz genç odada kilitlenir, gözünden kaçınmaya çalışırdık. Karısı, kocasının baskısından kaçamaz, çocuklarını ona vermekten vazgeçemezdi; yıllarca onun öfkesini ve ani patlamalarını gözetti. Ancak o, kocasının öfkesini yatıştırmayı, kavgaları önlemeyi ve bizi korumayı öğrendi. Evde sessizlik hakimdi; babanın sinirlenmemesi için ona göre hareket eder, annem ise iki çocuğa aynı anda sevgi ve şefkat sunardı.
İzmirde bir doktor, net görüş sağlamak için bir hileyi paylaştı. Babam bir kez daha genç bir sevgilisine gittiğinde biz büyük bir rahatlama hissettik. O zamanlar neredeyse yetişkin olmuş, kız kardeşim ve erkek kardeşim okullarını bitiriyordu. Biz aynı yaşta olduğumuz için, üçümüz de mezuniyet sınavlarına hazırlanıyorduk; birbirimize derslerinde destek oluyorduk.
Her birimiz prestijli bir üniversiteye gitmeyi hayal ediyorduk. Babam, sevgi göstermese de eğitim masraflarını karşılamayı vaat etti ve sözünü tuttu. Üniversitelerimizi bitirerek hayal ettiğimiz meslekleri kazandık. Sonra babamız vefat etti ve geride iyi bir miras bıraktı. Son sevgilisi, hiçbir şey elde edemedi; çünkü babamızın evlenmesi gerçekleşmedi. Biz, onun şirketinin ve banka hesaplarının tam sahipleri olduk.
Şirketi büyütmeye devam ettik ve yeni bir şube açmak için yurt dışına gitmemiz gerekti. Şubenin başında benim bulunmamı istedik. Annemi de yanımıza almamı önerdim; o, sıcak bir ülkeye gitmeyi hak ediyordu. Kız kardeşim Elif ve erkek kardeşim Deniz bu fikri destekledi.
Gidiş günü geldi ve ansızın gerçek annem belirdi. Çocukluk anılarım onun yüzünü uzun yıllar boyunca hafızama kazımıştı. Oğlum, ben gerçek annesin! Beni unuttun mu? Şimdi büyüdün, ben ise seni çok özledim, birlikte yaşayalım, dedi.
Ben şaşkınlıkla, Evet, seni hatırlıyorum. Kapıdan kaçtığını, beni küçük bırakıp gittiğini hatırlıyorum. Ama sen benim annem değilsin. Annem benimle birlikte gidiyor, seni tanımak bile istemiyorum, dedim ve yoluma devam ettim. Pişman olmadım.
Gerçek annem, eşinin başka bir kadından çocuğunu da kabul edip, beni sevgi ve şefkatle büyüten kişiydi. Hastalandığımda yanımda oturur, ilk kalp kırıklığımda yanımda olur, arkadaşlarımla yaşadığım anlaşmazlıklarda beni sakinleştirir, hatalarımı affeder, ergenlik dönemimdeki huysuzluklarımı tolere eder, hiçbir zaman kan bağı olmadığını hatırlatmazdı. Ben onun için bir oğul oldum, o benim için anne oldu; başka bir anne yoktur benim hayatımda.
Onunla birlikte başka bir ülkeye taşındık. Orada gelecekteki eşimi, Zeynepi tanıdım; annem Zeynepi çok beğendi ve aralarında güzel bir ilişki kuruldu. Annem, kişisel hayatıma engel olmadı, aksine kendi hayatını kurma cesareti buldu. Güzel bir adamla tanıştı, ben sadece destek oldum. O, hak ettiği mutluluğu buldu; şimdi sık sık seyahat ediyor, çocuklarını ve torunlarını ziyarete gidiyor. Gözlerindeki mutluluğa baktığımda, onun varlığına şükrediyorum. O, benim koruyucu meleğimdir.
Hayat bana gösterdi ki, gerçek aile kanla ölçülmez; sevgi, fedakârlık ve karşılıklı saygı, en kalıcı bağları oluşturur. Bu anlayış, kalbimizi her zaman aydınlatır.




