Sizin İçin Her Şeyi Yapacağım

Ayşe artık dayanamayacaktı. Neden Ahmet ona bu kadar soğuk davranıyordu anlamıyordusevgisini mi kaybetmişti? O gece yine geç saatte eve geldi, oturma odasına uzandı ve uyudu.

Sabah kahvaltı masasına oturduğunda Ayşe ona karşı oturdu.

Ahmet, ne oluyor, bir türlü söyleyebilir misin?

Ne yapıyoruz?

Ahmet kahvesini yudumlarken gözlerini ondan kaçırmaya çalıştı.

Çocuklar doğduğundan beri çok değiştin.

Fark etmedim.

İki yıldır komşu gibi yaşıyoruz, fark ettin mi?

Dinle, ne istiyorsun? Evde oyuncaklar her yerde, anne sütü gibi kokan yemekler, çocuklar bağırıyor Bunu kim beğenir?

Ahmet, ama bunlar senin çocukların!

Ahmet sinirle mutfağa koşturdu.

Normal bir eş bir çocuk doğurur, sessizce köşede oynar, rahatsız etmez. Sen iki tane! Annem bana öğretmişti, ben dinlemedimsenin gibi insanlar sadece çoğalmakla meşgul!

Ben mi? Nasıl bir şey?

Hayatı olmayanlar.

Sen beni üniversiteyi bırakmaya zorladın, tüm enerjimi aileye vermemi istedin!

Ayşe oturdu, bir an sessiz kaldı, sonra ekledi:

Sanırım boşanmalıyız.

Ahmet bir an düşündü ve şöyle dedi:

Ben de kabul ediyorum. Söz, nafaka istemiyorum; parayı ben sana veririz.

Ahmet mutfağı terk etti. Ağlamak istiyordu ama çocuk odasından gelen gürültü onu durdurdu; ikizler uyanmış, ilgi bekliyordu.

Bir hafta içinde Ayşe eşyalarını topladı, ikizleri alıp gitti. Büyük bir odası, anneannesinden kalan eski bir apartmanda kaldı.

Yeni komşularla tanışmak zorundaydı. Bir yanda henüz genç ama somurtkan bir adam, diğer yanda altmışlık bir hanımefendi. İlk olarak adamın yanına gitti:

Merhaba! Ben yeni komşunuz Ayşe, tanışmak istedim. Pasta aldım, kahve içmeye gelin.

Adam ona soğuk bir bakış attı ve bağırdı:

Tatlı yemem, kapıyı kapat.

Ayşe omuz silkti, Zeynep Hanımefendinin kapısını çaldı. Zeynep, sadece konuşmak için gelmişti:

Şöyle diyeyim; gün içinde dinlenirim, akşamları dizi izlerim, umarım çocuklarınız bağırarak beni rahatsız etmez. Lütfen koridorda koşmasınlar, bir şey kırmasınlar, dağılmasınlar!

Ayşe bu uzun konuşmayı dinlerken, geleceğinin ne kadar acı olacağını düşündü.

Çocukları kreşe gönderdi, aynı kreşte bakıcı oldu. Çocukları eve götürmesi gereken saate kadar sadece birkaç kuruş alıyorduama Ahmet yardımcı olacağını söylemişti. Boşanma sürecinin ilk üç ayında Ahmet gerçekten para gönderdi, ama sonrasında bir şey kalmadı. Ayşe iki aydır aidatı ödeyemiyordu.

Zeynep ile ilişkisi giderek kötüleşti. Bir akşam, mutfakta çocukları beslerken, atladi bir komşu ceketli evden içeri girdi:

Hanımefendi, maddi durumunuzu hallettiniz mi? Elektrik ya da gaz kesilmesin diye.

Ayşe içini çekti:

Hayır, henüz. Yarın eski eşime gideceğim, çocukları unuttu galiba.

Zeynep masaya geldi:

Onları makarna ile mi besliyorsunuz? Kötü bir anne olduğunuzu biliyor musunuz?

Ben iyi bir anneyim! Senin işin ne, burnunu karıştırma!

Zeynep çığlık attı, yan odadan Ahmetin komşusu İbrahim çıktı. Bir süre bağırdı, sonra masaya para koydu:

Sus, işte aidat için para.

Ayşe şüpheyle dinledi, İbrahim çabuk kayboldu ve bir anda:

Pişman olacaksın!

Ayşe bu sözleri duymadı, ama ertesi gün Ahmete gitti. Ahmet dinledi ve dedi ki:

Şu an zor bir dönem, sana bir şey veremem.

Şaka mı yapıyorsun? Çocuklarıma bir şeyler yedirecek miyim?

Yemek yap, ben engel değilim.

Nafaka dileyebilirim.

Tabii, dileyin. Benim maaşım o kadar ki sen sadece gözyaşları alacaksın. Beni rahatsız etmeye devam etme.

Ayşe eve yürürken gözyaşları içinde, maaşa bir hafta kaldı ve evde bir sürpriz bekliyordu: mahalle muhtarı. Zeynep, Ayşeye şikayette bulunmuş, hayatı tehdit ediyor, çocuklar aç ve gözetimsiz demişti. Muhtar bir saat boyunca konuştu, sonunda:

Gözetim raporu vereceğim.

Ayşe evine döndü, Zeynep yine mutfağa geldi:

Eğer çocuklar tekrar beni rahatsız ederse, doğrudan gözetim birimine gideceğim!

Çocuklar ne, bir anda koşup durmaz mı?

Onları düzgün besleseniz uyur, koşmaz!

Ayşe mutfaktan çıkınca çocuklar korkmuş bakıyordu.

Yiyin bakalım, tatlı bir şaka yaptım, aslında iyiyim.

Tam o anda İbrahim içeri girdi, büyük bir çanta taşıyarak buzdolabını doldurdu.

Yanlış buzdolabı, ama sorun değil.

Ayşe şaşkın, İki bin lira dedi, ama İbrahim git, bir şey istemiyorum diyerek kapıyı kapattı. Zeynep çığlık atmaya devam etti, Ayşe odada bir çay kaşığı çay yapmaya çalıştı. Çocuklar hâlâ ağlıyordu.

Bir hafta sonra kapı çaldı; iki yabancı kadın, muhtar ve bir adam içeri girdi.

Merhaba, siz Ayşe Hanım?

Evet, ben Ayşe.

Biz sosyal hizmetteniz, gidip çocukları alacağız.

Ayşe bağırdı:

Çocuklarımı kimseye vermeyeceğim!

Çocuklar iki yandan sarıldı, ağlıyordu. İbrahim ve muhtar çabuk müdahale etti, çocukları merdivenlerden alıp götürmeye çalıştı. Ayşe çırpınırken, elini tutan bir adam onun kollarını bükerek:

Yeter! diyerek onu yere serdi.

Kısa bir an sonra muhtar ellerini bıraktı, Ayşe yere yığıldı, bir hayvan gibi uludu. Oda boşaldı, sadece bir balta kaldı; büyükannesinden kalma, eski bir balta. Ayşe balta alıp bir an düşündü, hafif bir gülümseme taşıyarak Zeynepin kapısına yöneldi.

Kapı kırıldı, Zeynep neredeyse yatağa sımsıkı girmişti; birisi Ayşeyi yakalayıp baltayı elinden aldı.

Aptal! Ne yapıyorsun? Kim daha kötü?

İbrahim, Bana artık umurunda değil dedi. İbrahim onu kanepeye yatırdı, bir hap verdi. Ayşe içti, ama bir an İbrahimin gözleri kapanınca, uykuya daldı. İbrahim, Zeynepe doğru yürüdü; Zeynep bir valeri içiyordu.

Memnun musun?

Ah İbrahim böyle bir şey beklemiyordum

Yarın bütün mektupları alırım. Tanrıya dua et, yoksa ben de seni gözetim birimine gönderirim, tamam mı?

Zeynep başını salladı.

Ayşe bir ay boyunca belgeler topladı, analizler yaptı; sonunda bir şeyler değiştirmeye karar verdi. İbrahim hâlâ suratsızdı, ama sürekli ona eşlik ediyor, bir türlü yalnız bırakmıyordu. Çocukların geri alınacağı anlaşıldığında Ayşe birden uyanmış gibi hissetti.

İbrahim bütün bunlar senin sayende mi?

İbrahim bir an gülümsedi, hüzünle:

Ben de çocuk sahibiydim, ama beş yıldır yoklarım. Seninkinin bir kısmını kurtarabilirim.

Komisyon karar günü öncesi, Ayşe İbrahimin odasında kanepede uyuyordu, ama uyuyamıyordu. İbrahim uyanık.

İbrahim uyanmadın mı? Çocukların ne durumda?

İbrahim sessizce anlatmaya başladı:

Bir ailem vardı eş, iki çocuk. Değer vermedim, işe odaklandım. Sonra eşim çocuklarla birlikte gitti. Ben de bir süre bekledim, sonra fark ettim ki onsuz yaşayamazdım. Gittiğimde ev yanmış, herkes ölmüş

Bir an sessiz kaldı, sonra:

İçki içmeye başladım, kavgalar yaptım, birkaç yıl hapse girdim. Çıktım, daireyi sattım, zararları ödedim, fabrikada tekrar çalışmaya başladım.

Ayşe elini tutmaya çalıştı ama İbrahim elini çekti.

Uyu, yarın komisyonda taze bir salata gibi görüneceğiz!

***

Ayşe!

Evet, benim.

İşte evraklar, artık hayatına daha çok dikkat et.

Ayşe kağıtları izledi, bir kadın gülümseyerek:

Ne bekliyorsun? Çocukları al.

Ayşe bacakları titredi, İbrahim onu kolundan tutarak bekleme odasına götürdü.

Anne!

İki çocuk, Ahmet ve Mehmet, annesine sarıldı; gözyaşları içinde git, yeter artık! diye bağırıyorlardı. Ayşe oturdu, çocuğa şu sözü verdi:

Üzülmeyin, biraz sabır, bir şey buluruz, buradan kaçarız.

İkizler iki yana sarıldı, elleriyle tutundu.

Ertesi akşam kapı çaldı. İbrahim ikinci kez gelmişti, Ayşe kapıyı açınca iki yabancı kadın, muhtar ve bir adam duruyordu.

Merhaba, siz Ayşe Hanım?

Evet.

Sosyal hizmetteniz.

Kadınlar odaya girdi, buzdolabına baktı, yatakta örtü serdi.

Çocukları toplayın.

Ne? Çocuklarımı kimseye vermeyeceğim!

Ahmet ve Mehmet iki taraftan tutup ağlıyordu, Anne! Bırakma bizi! diye bağırıyorlardı. Muhtar çabuk çocuğu tutup çıkarmaya çalıştı, İbrahim ellerini bükerek:

Dur! dedi.

Ayşe bir anlık bir sis içinde çocukların çığlıklarını duydu, bir kez daha kaçmaya çalıştı, ama muhtar onu tutup yere düşürdü. Çocuklar sessizleşti, bir kamyon çıkana kadar sessizlik hâkim oldu. Muhtar ellerini bıraktı, Ayşe yere yığıldı, gözyaşları bir hayvan gibi süzüldü; odada sadece bir balta kaldı. Ayşe balta alıp hafifçe gülümsedi, ama bu gülümseme bir kış gülü gibi donuktu. Kapıyı kırdı, Zeynep neredeyse yatakta saklanmıştı; birisi Ayşeyi yakalayıp baltayı elinden aldı.

Aptal! Ne yapıyorsun? Kimin işi bu?

İbrahim Umrumda değil dedi, Ayşeye bir çorap verdi, bir hap verdi. Ayşe içti, ama bir anda gözleri kapanıp uykuya daldı. İbrahim odadan çıktı, Zeynepe doğru gitti; Zeynep valerianayı içiyordu.

Memnun musun?

Ah İbrahim Bunu hiç beklemiyordum

Yarın mektupları alacağım, Tanrıya dua et, yoksa ben de seni gözetim birimine gönderirim.

Zeynep hafifçe başını salladı.

Ayşe bir ay boyunca belgeler topladı, analizler yaptı; bir noktada bıktım, bir şey değişmeyecek diye düşündü. İbrahim hâlâ suratsızdı, ama sürekli yanında, bir dakikası bile yalnız bırakmadı. Çocukların geri alınacağı anlaşıldığında Ayşe tekrar uyanmış gibi hissetti.

İbrahim bütün bunlar senin yüzünden mi?

İbrahim bir an gülümsedi, hüzünle:

Ben de çocuk sahibiydim, ama beş yıldır yoklarım. Seninkinin bir kısmını kurtarabilirim.

Komisyon karar günü öncesi, Ayşe İbrahimin odasında kanepede uyuyordu, ama uyuyamıyordu. İbrahim uyanık.

İbrahim uyanmadın mı? Çocukların ne durumda?

İbrahim sessizce anlatmaya başladı:

Bir ailem vardı eş, iki çocuk. Değer vermedim, işe odaklandım. Sonra eşim çocuklarla birlikte gitti. Ben de bir süre bekledim, sonra fark ettim ki onsuz yaşayamazdım. Gittiğimde ev yanmış, herkes ölmüş

Bir an sessiz kaldı, sonra:

İçki içmeye başladım, kavgalar yaptım, birkaç yıl hapse girdim. Çıktım, daireyi sattım, zararları ödedim, fabrikada tekrar çalışmaya başladım.

Ayşe elini tutmaya çalıştı ama İbrahim elini çekti.

Uyu, yarın komisyonda taze bir salata gibi görüneceğiz!

***

Ayşe!

Evet, ben.

İşte evraklar, artık hayatına daha çok dikkat et.

Ayşe kağıtları izledi, bir kadın gülümseyerek:

Ne bekliyorsun? Çocukları al.

Ayşe bacakları titredi, İbrahim onu kolundan tutarak bekleme odasına götürdü.

Rate article
Lifequest
Sizin İçin Her Şeyi Yapacağım