Evet, zorunda değilsiniz anlıyorum! Ama bu sizin kanınız, canınız değil mi? Çocuğu kışın sıcak giysileri olmadan mı bırakacaksınız? Yaşar, sana böyle mi öğrettim ben çocukken? diye baskı yapıyordu kayınvalide.
Telefon masanın üzerinde duruyordu. Birkaç aile kavgasından sonra Yaşar şunu öğrenmişti: artık annesi aradığında, hoparlörü açıp Elif Hanım’la birlikte konuşmak en iyisiydi. Aksi takdirde, onları teker teker parçalayıp geçerdi.
Elif Hanım, yardım etmeyi reddetmiyoruz, diye cevap verdi Deniz. Ama Efe’yle başa çıkmak size bu kadar zor geliyorsa, bize bırakın. Zeynep de karşı değil, onunla konuştuk.
Kayınvalide birkaç saniye sessiz kaldı. Belli ki hangisinin daha kârlı olduğunu hesaplıyordu: istenmeyen yükten kurtulmak mı, yoksa kızı üzerindeki kontrolünü sürdürmek mi? İkinci seçenek galip geldi.
Neyin içine girdiğinizin farkında değilsiniz siz! diye küçümseyerek cevap verdi Elif. Ne çocuğunuz oldu, ne kediniz. İkiniz de gün boyu çalışıyorsunuz, kim bakacak ona? Yoksa çocukların kendiliğinden, ot gibi büyüdüğünü mü sanıyorsunuz? Çocuk ilgi ister, sevgi ister, emek ister!
Bunun farkındayım, diye sakin bir sesle konuştu Deniz. Ama madem böyle oldu, bir çaresine bakarız. Ben işi bırakırım. Zeynep’in yerine doğum iznine çıkarım.
Hah, peki neyle geçineceksiniz, zenginler?
Zaten benim eve getirdiğim paranın devede kulak olduğunu siz söylüyordunuz. O kuruşsuz da idare ederdik herhalde.
Kayınvalide sustu. Yaşar yorgun bir iç çekti: Deniz aileye yeni katılmıştı, ama ona bu baskılar artık midesini bulandırıyordu.
Anlaşıldı. Bana ültimatom veriyorsunuz, diye sonunda homurdandı Elif. Pekâlâ, buyrun. Gençsiniz daha, aklınız ermez, neye bulaştığınızı bilmezsiniz. Ben sizin iyiliğinizi istiyorum, yükü üstüme alıyorum. Ama direnin bakalım. Unutmayın ki siz burada gurur yaparken, çocuk sizin yüzünüzden üşüyor, hastalanıyor.
Sonra telefonu kapattı. Deniz, Yaşar’ın yanına oturup ona sarıldı ve her şeyin nasıl başladığını hatırladı.
…Başta Elif Hanım iyi kalpli, misafirperver, biraz da inatçı bir kadın gibi görünmüştü. Deniz henüz gelini bile değilken onu evinde gülümseyerek karşılıyor, sofraları öyle bir donatıyordu ki masalar yiyeceklerden kırılıyordu. Gençler ayrılırken de onlara torbalar dolusu yiyecek veriyordu.
Kadın, Deniz’in hayatına çok çabuk girmişti. Her gün arıyor, her şeyin yolunda olup olmadığını soruyor, Yaşar’ın onu üzüp üzmediğini öğrenmek istiyor, misafirliğe çağırıyordu. Bir keresinde Deniz’in annesini hastaneye yatırmak için tanıdık doktorlarla ayarlamış, en iyi bakımı almasını sağlamıştı. Deniz ona bu yüzden çok minnettardı.
Ama Deniz başka şeyler de fark ediyordu. Telefonu açmayıp ya da meşguliyetten konuşmayı keserse, kayınvalidesi bambaşka birine dönüşüyordu. Böyle durumlarda haftalarca aramıyor, sonra tepeden bakarak konuşuyor ve açıkça özür bekliyordu.
Demek öyle meşgulsünüz ki bana ihtiyacınız kalmadı, diye alınmış bir sesle söyleniyordu Elif.
Deniz o zamanlar gülüp geçiyor, şakaya vurmaya çalışıyordu ama kayınvalidesinin bu “ilgisinin” yapış yapış, zorunlu kılan bir tarafı olduğunu hissediyordu.
Elif’in bir de kızı vardı: Zeynep. Baldızı da Deniz’de ikircikli bir izlenim bırakıyordu. Zeynep neredeyse hiç gülmüyor, yüksek seslerden irkiliyor, hemen odasına kapanıp kilitlenmek istiyordu. Deniz bunu yaşına veriyordu. Zeynep o zamanlar henüz on altı yaşındaydı. Büyüklerin arasında sıkılıyor olmalıydı.
Zeynep’in ne gibi ilgileri var, sır değilse? diye sormuştu bir gün Deniz, yılbaşından önce. Ne hediye alacağımı bilemiyorum.
Hiçbir şeyle ilgilenmiyor ki, diye sinirli bir el hareketiyle karşılık vermişti Elif. Bütün gün telefonuna gömülüp oturuyor. Hiçbir şeyi beğenmiyor, hiçbir şeyi istemiyor. Tembel herif…
İşte o zaman Deniz, kızıyla annesi arasında bir şeylerin ters gittiğine iyice kanaat getirdi. Kendi annesi asla böyle konuşmazdı. Deniz’in annesi kızı hakkında hep güzel şeyler söylerdi. Ve neyi sevip sevmediğini çok iyi bilirdi.
Sonraları Deniz, Elif’in Zeynep’i sevmediğine daha da emin oldu. Kayınvalide gelinine gülümserken, bir anda bağırıp çağırarak kızını bulaşıkları iyi yıkamadığı için azarlayabiliyordu. Yanlış arkadaşlarla takılıyor, yanlış yürüyor, yanlış müzik dinliyordu… Ve bunlar sadece Deniz’in gördükleriydi.
Şaşırtıcı değildi ki, Zeynep on sekizinde apar topar evlenip kaçtı. Sevdiği için değil, evden kurtulmak için.
Aptal kız! diye öfkeyle bağırıyordu o zamanlar Elif. Bir cüceyle takmış kafayı. Mutluluğu orada sanıyor. Adam bir ay dayanmaz onun yanında!
Zeynep “esaretten” kaçtığı için, Elif’in tüm ilgisi Deniz ve Yaşar’a yöneldi. Eskiden kayınvalidesini tuhaf ama idare edilebilir biri olarak gören Deniz, şimdi nereye saklanacaklarını bilemiyordu. Zorla öğütler, beklenmedik ziyaretler,




