30Nisan 2025
Bugün, on altı yaşındayken, Galatanın kalabalık pazarında yaşlı bir çingene kadını elimi tutup geleceğin çizgilerine baktı ve şöyle dedi:
Sen asla evlenmeyeceksin.
Ben sadece gülümseyerek karşılık verdim. Yıllar geçti, ve bir gün sevgilim Kemal, parmağımın üzerine pırlanta bir yüzük takarken aklıma o sözler geldi ve hafif bir espriyle O zaman nişanlı olarak kalayım, dedim.
Nişanlandık, evlendik. Çocuk beklemek uzun sürdü. Doktorlar, kesin ve acımasızca, Kısırlığınız var, başka bir seçenek yok, dediler.
Peki, en azından eş olmayı sürdüreyim, diye içimden içten bir hıçkırıkla bağırdım, gözlerimden bir damla gözyaşı kaçmadan.
Bir mucize gerçekleşti; beklenmedik bir şekilde hamile kaldım. Doktorlar uyardı: Bu riskli, hayatta kalmanız tehlikede olabilir.
Ben sadece gülümsedim: En azından hamile olma şansım olsun.
Sağlıklı, güçlü bir erkek çocuk doğurduğumuzda, tüm korkular bir anda eridi. Yıllar boyunca Kemal ile sevinçleri, kayıpları, kahkahaları, gözyaşlarını, yükselişleri ve düşüşleri birlikte taşıdık. Kırk yıl bir günde akıp gitti.
Sonra yeni bir teşhis geldi: Hayatınızda sadece altı ay kaldı.
Gözlerine bakıp cevap verdim: O zaman paraşütle atlayacağım. Hep hayalini kurmuştum. Ve atladım. Bir kez, iki kez, bir kez daha
Aylar sonra tekrarlanan testlerde hastalığın artık bulunmadığını öğrendim. Çünkü bir insan gerçekten yaşadığında, kader sadece omuzlarımızı hafifletir,
ve hikayemizi yeniden yazar.




