Kayınpederi Pişman Etti

Ne olur bir daha kocamı beslemeye çalışıyorsun! Vicdanın mı yok? haykırdı Azize Hanım, gözleri yanıyor, sesinde bir çığlık gibi. İlk önce tek evladımı, canım çocuğumu annelik bağrından ayırdın, şimdi de kocamı ortadan kaldırmak istiyorsun!

O da bana ne yarar! Kendi eşimi ve çocuklarımı doyurmalıydım! bağırdı Nihat Bey, kaşları çatılmış, elini kollarına sıkıştırmış. Senin yaptıkların beni bir çuval eski tarifle boğuyor!

Neden, beğenmedin benim yemeklerimi? Azize Hanım öfkeyle soruldu.

Beğeniyorum, ama kırk yıldır aynı şey, aynı tat! Nihat Bey alaycı bir gülümsemeyle yanıtladı. Bir de bir yemek kitabı açsana yoksa ben bir harf bile okuyamıyormuş gibi hissediyorum!

Sana bir şey göstereceğim ki, alfabeyi bile seversin! Azize Hanım bağırdı. Neden burnunu kıvırıyorsun, Galipin yemeğini denedin mi?

Denedim! Nihat Bey kahkahalarla gülerek yanıtladı. O da benim oğlumun ve torunların yemeklerini neyin içinde sakladığını bilmek zorunda!

Anladın mı? Beğendin mi? Şimdi gel bir daha gelinle tartışmaya mı? Azize Hanım kocasına sıkıca sarıldı, sesinde kırgınlık yankılandı. Sessizce yaşıyorduk! Keşke tencereni temizleyip bıraksaydın!

Alternatif bir yemek denemeliydim! Nihat Bey fevri bir cümleyle savundu. Belki orada bir nektar, bir ambroz varmış gibi!

Kim o? Azize Hanım kaşlarını çattı.

Sen! Kelimelerden ve mutfaktan bihaber! Bu yüzden beni aile toplantılarına, akşam yemeklerine çağırmıyorsun, böylece ben kendimi doyuramıyorum! Nihat Bey bağırdı. Ben kendim yemek yemeyi, karnımı doyurmayı hiç sevmem, ama o eşimin pişirdiği yemekler bir pencere gibi bana yüksek mutfağa açılıyor!

O zaman bir yüksek mutfak kurarım! Seni çatı katına atarım, ekmek suyu, tuzsuz ve şekersiz bir kahvaltıyla bırakırım! Azize Hanım tehdit etti. O zaman sen de susuz, tuzsuz yulafla mutlu olursun!

Kime tehdit ediyorsun sen? Kocama mı? Nihat Bey öfkeyle yanıtladı. Senin vicdanın da yok! Ben evlensem de, seninle boşanırım! Seninle birlikte çocuğuma da sırt çevireceğim! Köyde herkese haber verir, senden kaçtığımı söylerim!

O kaçacak! Azize Hanım bağırdı. Galip seni bekliyor, beklemez de! O buraya, buzdolabına ben gelmemi engellemek için gelmiş! Onların geliri senin gibi birini beslemek için yeterli değil! Otur, çığlık atma!

Ben çığlık atarım! Nihat Bey kararlılıkla söyledi. Galip bana maddi zarar getirdi! Eğer oğluma geçersem, ona maaşını ödeyeceğim, seninle değil! Benim maaşımdan o beni doyurur!

Azize Hanım, kocasının tehditlerini biliyordu; eğer bu bir kavga çıkarsa, sözünü tutacaktı. Pişmanlık duyabilir, ama kararından dönmezdi. Çözüm başka bir yoldan bulunmalıydı.

O halde! Azize Hanım sert bir sesle emretti. Kartı al, İstanbula git! Orada bir yemek kitabı al, benim için yemek yap! Ama unutma, bana yardım edeceksin!

İşte bu başlangıç olmalı! Nihat Bey sevinçle bağırdı. Üç dakikada kartı alıp, tren garına yöneldi. Orada bir kafede bir şeyler atıştırmak için durdu.

Galip! Azize Hanım evin bir yanına bağırdı. Gidelim, kavga edelim, sonra barışalım!

Hemen barışabilir miyiz? Galip, ortak mutfağa girerken sordu.

Türün gereği böyle, Azize Hanım kollarını açarak yanıtladı.

Pekala, Galip omuz silkti. Başlayalım!

Ne olur bir daha kocamı beslemeye çalışıyorsun! Vicdanın mı yok? Azize Hanım bir kez daha haykırdı, ev sessiz, yalnız bir sahne gibi.

Azize Hanım yüksek sesli sözler söyleyebiliyordu, çünkü evde kimse yoktu ve türün kuralları buna izin veriyordu.

Galip, önceden hazırlanmış gibi konuştu:

Ben ne yarar! Kocamı ve çocuklarıma yemek vermeliydim! Ama bir aniden, buzdolabında bir şeyler karıştırdın, hâlâ markete koşmam gerekti! Para benim işim değil!

Siz de kocanızı daha iyi beslemelisiniz ki o sizi yemez! Ben ne pişirsem de, o bir çatal, bir bıçak alıp yiyor! Çatal bıçakla, tabakta ne varsa yiyor!

Benim sevgili kocam işten eve döner, ona neyle doyururum? Sevgiyle mi? Öyle bir doyurdu! Çocuk iki tane! Onlar da yemek istiyor, masadan yemek çalıyorlar!

Eğer bu tadımcıyı yakalasan, bir ay boyunca tencereyi boş bırakırdım.

Azize Hanım gülümsedi. Gelinle kavga etmeyi severdi, ama kinli değildi; iki sesli bir şarkı çalmak gibi bir neşeydi.

Galaksi, Azize Hanım sevgiyle gülümseyerek yanındaki sandalyeye vurdu, benim efendimi eğitmeyi unutma!

Kocan senin işin, sen karar ver, Galip yanıtladı. Ben onun kayınpederiyim! Eğer Stepan babamı incelerse, evde kim sorumlu olur?

Sen köydeki tek doktor! Biliyorsun ki bir insanı nasıl yönlendirebilirim ki o ışığı sevmesin! Ben de sana çok müteşekkirim!

Ben de yapabilirim, Galip onayladı. Ama sen onu yemek kitabı almaya gönderdin!

Ne? Ben ona bir yemek pişiririm! Ama onun senin yemeklerini yemesini engelle! Sen şikayetçi geldin!

Ben sana adil bir intikam sunuyorum: bir kefaret! Ama sadece büyükannenin canına dokunma! O da bir komedyen, ama bizimki!

Tamam, Galip kabul etti. Karşı istihbarat çalışıyor! Ama eğer o memnun olmazsa, beni destekleyeceksin!

Destekleyeceğim ve ödüllendireceğim! Azize Hanım söz verdi.

***

Genç bir aile ne demektir? Birçok sevgi, naz ve şefkat, ama çok az para!

Şehirde genç soran herkes işadamı, girişimci! Stepan ve Galip ise köydeki sıradan çiftçi. Stepan bir traktör tamircisiydi, Galip ise sağlık ocağında hemşireydi.

Stepan köyüne döndüğünde, Galipi bir tarım işine atadılar; orada tanışıp aşkı buldular. Galip beyaz önlükle çiçek açarken, Stepan ona aşık olduğu için evlenme teklif etti.

Her gün gelir kimsenin kalbine; sen başkasına bakarsan, ona da ihtiyacın kalmaz! Stepan ısrar etti.

Günler geçti, Galip sonunda evlendi; düğün büyük ve gürültülüydü. Ailesi dört gün yolculuk yaptı; ama köşe başına oturmak da olurdu.

Yöneldikleri ev Stepanın anne babasının eviydi. O zaman bir soru ortaya çıktı:

Nasıl yaşayacağız? yeni gelin kayınvalidesi sordu. Tek bir ev mi, yoksa ayrı mı?

Ne düşünürsün? kayınpeder gülerek yanıtladı. Onlar genç, ayrı yaşasınlar!

Peki, nereye gideceğiz? Stepan babasından sordu.

Nereye? Nihat Bey alayla cevap verdi. Bu ev iki aileye göre yapılmıştı! Bir duvarı yıkar, iki aile aynı çatı altında kalır!

İki aile aynı mutfağı, ayrı banyo bölmesini paylaşır; çatısı aynı, ama her biri kendi hâkimiyetiyle yaşar.

Hayatı böyle sürdürdüler; ama ortak mutfakta hiçbir zaman çatışma çıkmaz değildi. Zaman zaman bir gerilim, bir kaçış, bir bağırış olur, ama büyük bir kavga yaşanmazdı.

Tam da o sırada, Galipin ve Stepanın çocukları dört ve dokuz yaşındayken bir kriz patladı.

Galip akşam yemeği hazırlıyordu, ama acil bir telefon geldi; yakın köye gitmek zorunda kaldı. Yemek hazırlığı yarım kaldı, bir not bıraktı, çorbayı battaniyeye sarmaladı, Stepana sıcak bir şeyler yemek için.

Stepan eve döndüğünde kızgın bir sesle bağırdı:

Vicdanın var mı? İşinle meşgul olup aileyi unutmazsın! Çocukları alıp okuldan getirdim, ama akşam yemeği yok!

Nasıl olur? Galip şaşkın. Ben pişirdim!

Ne pişirdiğini bilmiyorum, ama buzdolabı boş! Hamur, peynir, tereyağı yok! Galip, ev işine dikkat et!

Bu şüpheliydi! Galipin maaşı bir hafta önce hesabına geçti, o da markete gitti, buzdolabını doldurdu. Ama sadece salam, peynir, tereyağı vardı; üç gün yetiyordu.

Kim düşünürdü ki? Başkaları gelse, akşam yemeği bulamazdılar; kayınvalide tek başına yemek yapar, Galipin tencereleriyle uğraşmaz!

Daha da kötüsü, o tencereyi yakarsa, kapağını açmaz, evin her köşesine bağırır: «Galipte her şey kaçıyor!»

Stepan, bu tartışmadan kaçmaz; tüm masrafları kendisi toplar, sonra şikayet eder.

Son şüpheli kayınpeder olur; çünkü kimse yok!

İlk kez Galip susar. İkinci kez gerilir, üçüncü kez öfkelenir. Neden markete gidiyorum? diye bağırır; kayınpederi beslemek için değil, kayınvalideyi beslemek için!

Nihat Bey suçlamalara bağırdı:

Kanıtlarınız nerede? diye sordu. Delil yoksa, merhametiniz mi eksik? Kayınpederinizi korumak için ne yapıyorsunuz?

Buzdolabına bir şey koymazsanız, suçlu kim olur? Galip yanıtladı.

Yakalanmazsa hırsız olmaz! Nihat Bey bağırdı. Hırsızlık kötüdür!

Galipin tek seçeneği kayınvalideye gitmekti.

Biz para içinde yüzmeyiz! Galip savundu. Eşim ve çocuklarım için lüks bir şey almaya çalışıyorum, ama bu sizin kocanızın payı değil!

Azize Hanım, kayınvalidenin acımasızlığını yineledi:

Acımasın da söyle!

Evet, acıdım! Galip içtenlikle yanıtladı. Ben çalışıyorum, Stepan çalışıyor! İki çocuk, sizin torunlarınız! Kocanız onları doyurur, ama bu normal mi?

İki taraf da kızgınlığını bıraktı.

Kayınpeder, kayınvalidenin yemek pişirme yeteneğini eleştirdi: «Nasıl bir şey yaparsan yap, bir daha denemeliyim!»

Azize Hanım, kocasını diz üstüne oturttu, ona dikkat ettirerek intikamını planladı. Ancak bu sadece bir başlangıçtı; genç çifti köyden çıkarmak gerekiyordu, çünkü kırmızı çalı gibi bir şey bir kez girdiğinde, dışarı atılamaz!

Bir başka plan, antik bir lanetle buzdolabı korumaktı.

Galip, bir gece buzdolabına beş mum yaktı, bir avuç adaçayı yaktı, beş dakikalık bir ritüel yaptı. Nihat Bey dua ederken, bir çift çivi çaktı, pantolonunu ters çevirdi. Sonra buzdolabının kapağını zorla açtı, bir dilim sucuk, cherry domates, mozzarella topu yuttu, gözlerini kapadı, bir kedinin güneşte uyuması gibi mutlu oldu.

Bana bir şey olmayacak! kendinden emin bir sesle ilan etti.

Tabii ki! Galip soğuk bir bakışla yanıtladı.

Buzdolabından şarjlı yiyecekleri çıkardı, laneti bir şeytanın ismine bağladı.

Kayınpeder, bir jackpot buldu: bir kusturma ilacı, bir müshil ve bir kalp çarpıntısı artırıcı. Bir de bir sırada, kayınvalideyi korumak için bir iksir hazırladı.

Nihat Bey, bütün kısımlardan suyla yıkanarak, bir kapıdan dışarı çıktı, bir banyoda buharlandı, bir yandan anne, baba, büyük anne diye mırıldandı. Gelinin aynı tohumdan! dedi, Tanrı korusun!

Kayınvalide söz verdi: iki milyon lira verdi, Galip ve Stepanın çocuklarıyla birlikte yeni bir ev yapmaları için.

Başka bir köyde! Azize Hanım ekledi. Yatırım hesabımın vadeli para çekilişi geldiğinde, bir de para daha vereceğim!

Ve her şey mutlu sona erdi. Kayınvalide, damadının evine sık sık konuk olurken, kayınpeder bir daha evlenmek istemedi: «Toprağı yerim, onun ellerinden bir şey almaz, çünkü o bir cadı!»

Rate article
Lifequest
Kayınpederi Pişman Etti